94

    RevelationCuzPageSurah
    92 592Nisa(4)

٩٤

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِذَا ضَرَبْتُمْ فى سَبيلِ اللّهِ فَتَبَيَّنُوا وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ اَلْقى اِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيوةِ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّهِ مَغَانِمُ كَثيرَةٌ كَذلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوا اِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبيرًا

(94) ya eyyühellezine amenu iza darabtüm fi sebilillahi fe tebeyyenu ve la tekulu li men elka ileykümüs selame leste mü’mina tebteğune aradal hayatid dünya fe indellahi meğanimü kesirah kezalike küntüm min kablü fe mennellahü aleyküm fe tebeyyenu innellahe kane bi ma ta’melune habira

ey iman edenler cihada çıktığınız zaman Allah yolunda (sefere) açığa çıkmasını bekleyin (imanla, küfrün) demeyin size islam sevabı veren kimseye sen mü’min değilsin menfaatine talip olarak dünya hayatının Allah’ın katında çok ganimetler (vardır) sizde öyle idiniz daha önceden Allah size lütuf ve ihsan etti (onların) açıklık kazanmasını bekleyin şüphesiz Allah bütün yaptıklarımızdan haberdardır

(94) O ye who believe when ye go abroad in the cause of Allah, investigate carefully, and say not to any one who offers you a salutation: thou art none of a Believer coveting the perishable goods of this life: with Allah are profits and spoils abundant. Even thus were ye yourselves before, till Allah conferred on you his favours: therefore carefully investigate. For Allah is well aware of all that ye do.

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : îmân ettiler, âmenû oldular
4. izâ : olduğu zaman
5. darabtum : yürüyüşe, sefere çıktınız
6. : …’da
7. sebîli : yol
8. allâhi : Allah
9. fe : artık
10. tebeyyenû : iyice araştırıp beyan edin, açığa çıkarın
11. ve : ve
12. lâ tekûlû : söylemeyin, demeyin
13. li men : kimseye
14. elkâ : ilka etti, ulaştırdı
15. ileykum : size
16. es selâme : selâm
17. leste : sen değilsin
18. mu’minen : mü’min
19. tebtegûne : arayarak, gaye edinerek
20. arada : gelip geçici meta (dünya malı)
21. el hayâti : hayat
22. ed dunyâ : dünya
23. fe : oysa, halbuki
24. inde : yanında, katında
25. allâhi : Allah
26. megânimu : ganimetler
27. kesîretun : çoktur
28. kezâlike : öyle, böyle
29. kuntum : siz oldunuz, siz idiniz
30. min kablu : önceden, daha önce
31. fe : o zaman
32. menne : nimet verdi
33. allâhu : Allah
34. aleykum : sizin üzerinize
35. fe : o halde
36. tebeyyenû : iyice araştırıp beyan edin, açığa çıkarın
37. inne : muhakkak
38. allâhe : Allah
39. kâne : oldu, …idi, …dır
40. bi-mâ : şeyleri
41. ta’melûne : yapıyorsunuz
42. habîran : haberdar olan, haberdar

يَاأَيُّهَا eyالَّذِينَ آمَنُواiman edenlerإِذَا ضَرَبْتُمْ sefere çıktığınız zamanفِي سَبِيلِ yolundaاللَّهِ Allahفَتَبَيَّنُوا iyice araştırın daوَلَا تَقُولُوا demeyinلِمَنْ أَلْقَى vereneإِلَيْكُمْ sizdenالسَّلَامَ selamلَسْتَ sen değilsinمُؤْمِنًا mü’minتَبْتَغُونَ gözeterekعَرَضَ menfaatiniالْحَيَاةِ hayatınınالدُّنْيَا dünyaفَعِنْدَ katındaاللَّهِ Allahمَغَانِمُ ganimetler vardırكَثِيرَةٌ niceكَذَلِكَ öyleydiniz deكُنتُمْ siz deمِنْ قَبْلُ önceفَمَنَّ lutfettiاللَّهُ Allahعَلَيْكُمْ sizeفَتَبَيَّنُوا o halde iyice araştırınإِنَّ muhakkak kiاللَّهَAllahكَانَ olandırبِمَا تَعْمَلُونَ yaptıklarınızdanخَبِيرًا hakkıyla haberdar


SEBEB-İ NÜZUL

1. Buhârî ve Ebu Davud’un İbn Abbâs’tan rivayetle tahric ettiklerine göre bir savaşta müslümanlar küçük bir ganimetin yanında duran bir adam görmüş­ler. Adam müslümanlara: “es-selâmu aleyküm.” demiş ama onlar adamı öldüre­rek yanında bulunan o küçük ganimeti almışlar. İşte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuş.

2. İbn Ömer’den rivayet ediliyor: Hz. Peygamber (sa), Muhallim ibn Cessâme’yi bir seriyye’ye göndermişti. Amir ibnu’l-Azbat onlara rastlamış ve kendilerine İslâm’ın selâmı ile selâm vermişken câhiliye devrinde aralarındaki bir kinden dolayı Muhallim ona bir ok atmış ve öldürmüş. Bu haber Hz. Pey­gamber (sa)’e geldiğinde Uyeyne ibn Hısn ve Akra’ ibn Habis onun hakkında konuşmuş, Hz. Peygamberdin huzurunda münakaşa etmişler. Akra’: “Ey Allah’ın elçisi, bugün sünneti uygular, yarın değiştirirsin (veya yarın başka bir hadisede kısas yerine diyet uygularsın) demiş. Uyeyne ise: “Hayır, Allah’a ye­min olsun ki onun kadınları da benim kadınlarımın, yakınlarının öldürülmesi acısını tatmadıkça razı olmam.” demiş. Muhallim, iki bürdeye sarınmış olarak Allah’ın Rasûlü (sa)’nün huzuruna gelmiş ve ondan kendisi için istiğfarda bulunmasını istemiş. Hz. Peygamber (sa): “Allah seni bağışlamasın.” buyurmuş. Muhallim, göz yaşları bürdesini ıslatarak kalkmış, gitmiş ve yedinci gün de üzüntüsünden ölmüş. Götürüp defnetmişler, fakat toprak onu kabul etmiyerek dışarı atmış. Tekrar defnetmişler, toprak onu yine dışarı atmış. Gelip Allah’ın Rasûlü (sa)’ne durumu haber vermişler, “Toprak, sizin bu arkadaşınızdan daha şerli olanını kabul etmiştir. Fakat Allah Tealâ size öğüt vermek istemiştir, (baş­ka bir rivayette: mü’minin öldürülmesi konusunda size bir mucize göstermek istemiştir.)” buyurmuş. Sonra onu götürüp iki dağ arasına atıp üzerine de taşlar yığmışlar ve Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi İndirmiş.  Urve îbnu’z-Zubeyr’den rivayette Uyeyne ile Akra’ ibn Habis arasında geçen tartış­ma, daha doğrusu Hz. Peygamber (sa)’in huzurundaki konuşmalarının sebebi biraz açıklık kazanmaktadır. Buna göre Uyeyne ibn Hısn, Kays kabilesinin efendisi olarak, öğle namazını kıldırdıktan sonra bir ağaç altına çekilen Efendi­miz’in huzuruna, kendilerinden olup da öldürülen Amir ibnu’l-Azbat’ın kanı «kısası veya diyeti)nı taleb etmek üzere gelmiş, “Ey Allah’ın Rasûlü, onun, be­nim kabilemin kadınlarına tattırdığı acıyı ona tattırmadan bırakmam.” demiş; Akra’ ibn Habis de Hındif kabilesinden olarak Muhallim ibn Cessâme’yi müda­faa etmiştir. Bu arada kavmin hizmetkârlarından olup da orada bulunan Matar el-Leysî (veya Leys oğullarından Mukeytil) adındaki kişi de Ey Allah’ın Rasûlü, ben doğrusu İslâm’ın başlarında bu öldürülenin bir benzerini göreme­dim. Bu hadise şuna benziyor: Bir koyun sürüsünde, sürünün ön  tarafına bir taş atılır da arkada olanları ürker. Ey Allah’ın elçisi bugün sünnetini uygularsın (kısas yaparsın), yarın da bunu değiştiriverirsin (ya da diyete hükmedersin) olur biter.” demiştir.

Bu Muhallim ibn Cessâme’nin Ölümü ve defnedilmesi konusunda Kurtubî biraz daha ayrıntıya giriyor. Buna göre ravi şöyle anlatıyor: Götürüp defnettik. Sabah bir de baktık ki cenaze toprağın üstünde duruyor (sanki toprak cenazeyi dışarı atmış)! Herhalde bir düşmanı kabrini açmış ve soymuş.” diye düşündük ve yeniden defnedip bir daha kabrini soyan olmasın diye başına da bir kaç köle­yi nöbetçi diktik. Ertesi sabah bir de baktık ki ceset yine toprağın üstünde. “Herhalde köleler uyuya kaldılar.” diye düşünüp tekrar gömdük ve bu sefer kendimiz kabrin başında gece nöbet bekledik. Kabri soymaya gelen giden ol­madı ama sabahleyin bir de baktık ceset yine toprağın üstünde bunun üzerine götürüp bir vadiye attık.

Bu hadiseyi, aynı seriyyede bulunan Abdullah ibn Ebî Hadred de şöyle an­latıyor: Allah’ın Rasûlü (sa) bizi bir seriyye ile îdam’a gönderdi. İçlerinde Ebu Katâde el-Hâris ibn Rabaî ve Muhallim ibn Cessâme ibn Kays el-Leysî’nin de bulunduğu bir grup içinde çıktık. Batnu idam denilen mevkiye geldiğimizde Amir ibnu’l-Azbat el-Eşcaî bize rastladı. Bir deve üzerinde, yanında bir miktar eşya ve bir süt tulumu vardı. Bize İslâm’ın selâmı ile selâm verdi. Biz ona do­kunmadık ama daha önceden aralarındaki bir kin ve düşmanlıktan dolayı Muhallim ibn Cessâme el-Leysî hücum edip onu öldürdü, devesini ve malını aldı. Allah’ın Rasûlü (sa)’ne gelip de durumu haber verdik de bizim hakkımızda Kur’ân’dan “Ey iman edenler, Allah yoluna koyulduğunuz, cihada çıktığınız zaman iyice araştırın ve size selâm verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: “Sen mü’min değilsin.” demeyin.” âyeti indi (Taberî, age. 40). An­cak bir rivayete göre bu âyet-i kerime Muhallim ibn Cessâme hakkında nazil olmamış, Muhallim de Hz. Peygamber (sa)’in hayatında vefat etmemiş, ömrü­nün sonlarında Hıms’a gitmiş ve İbnu’z-Zubeyr’in halifeliği günlerinde orada vefat etmiştir.

3. İbn Abbâs’tan rivayet ediliyor: Suleym oğullarından bir adam Hz. Pey­gamber (sa)’in ashabından bir gruba rastlamış. Yanında kendisine ait bir koyun sürüsü de varmış. Müslümanlara selâm vermiş. “Bu adam, olsa olsa bizden ko­runmak için bize selâm vermiştir.” dediler, üzerine yürüyüp onu öldürdüler, ya­nındaki sürüyü de sürüp Hz. Peygamber (sa)’e getirdiler. İşte bunun üzerine Allah Tealâ “Ey iman edenler, Allah yoluna koyulduğunuz, cihada çıktığınız zaman iyice araştırın ve size selâm verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: “Sen mü’min değilsin.” demeyin..” âyet-i kerimesini indirdi.

4. “Ey iman edenler, Allah yoluna koyulduğunuz, cihada çıktığınız zaman iyice araştırın ve size selâm verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dike­rek: “Sen mü’min değilsin.” demeyin.” âyet-i kerimesi hakkında Katâde’den rivayette o şöyle demiştir: Bu, Gatafan’dan Mirdâs hakkındadır. Fedek halkı üzerine Allah’ın Rasûlü bir seriyye göndermişti. Orada Gatafan’dan bazıları da vardı. Mirdâs da onlardandı. Arkadaşları üzerlerine bir müslüman seriyyenin geldiğini duyunca kaçtılar ama Mirdâs: “Ben mü’minim ve ben sizinle gelmiyeceğim.” diyerek orada kaldı. Sabah müslüman seriyye orayı bastığında Mirdâs’a rastladılar. Mirdâs onlara (İslâm’ın selâmı ile) selâm verdi ve fakat onlar Mirdâs’i Öldürdüler ve yanında bulunan malını da aldılar. İşte onun duru­mu hakkında Allah Tealâ “Ey iman edenler, Allah yoluna koyulduğunuz, cihada çıktığınız zaman iyice araştırın ve size selâm verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: “Sen mü’min değilsin.” demeyin.” âyetini indirdi.

Bu hadise Suddî tarafından biraz daha geniş naklediliyor. Şöyle ki: Rasûlullah (sa) Damre oğulları üzerine Usâme ibn Zeyd komutasında bir seriyye gönderdi.Damre oğullarından adı Mirdâs ibn Nehîk olan birisine rastla­dılar. Yanında bir miktar koyun ve kırmızı bir deve vardı. Onları görünce dağda bir mağaraya sığındı, Usâme de peşine düştü. Mirdâs koyunlarını mağaraya ko­yup onlara doğru geldi ve “es-Selâmu aleykum. Allah’ın yegâne ilâh ve Muhammed’in O’nun elçisi olduğuna şehadet ederim.” dedi. Ancak Usâme, devesi ve koyunları için ona hücum ederek onu öldürdü. Hz. Peygamber (sa) Usâme’yi bir seriyyeye gönderdiği zaman onun için hayır duada bulunur ve as­habına da onu sorar (onun hakkındaki haberleri ashabına sorar veya ashabının da ona hayır dua etmesini istermiş). Bu sefer Usâme seriyyeden döndüğünde ise ashabına Usâme’nin ne yaptığını sormamış, ashabı Usâme hakkında konuşmaya başlamışlar ve: “Ey Allah’ın Rasûlü, Usâme bir adama rastlamış. Adam kelime-tevhid getirmiş ama Usâme adamın üzerine hücum etmiş, o kaçarken onu öl­dürmüş.” demişler ve ashab arasında söz çoğalmış, yayılmış. Allah’ın Rasûlü başını kaldırmış ve Usâme’ye: “Lâ ilahe illallah diyen birini nasıl öldürdün  diye buyurmuş. Usâme; “Ey Allah’ın elçisi, o adam, bizden korunmak, canını  kurtarmak için bu kelimeyi söyledi.” demiş. Allah’ın Rasûlü (sa): “Kalbini yar­ıp da oraya baktın mı?” buyurmuş. Usâme: “Ey Allah’ın elçisi, kalbi de vücu­dunun  bir parçası.”  demiş ve Allah  Tealâ bu  âyet-i kerimeyi  indirmiş. Mesrûk’tan rivayette öldürülen adamın müşriklerden birisi olduğu, “es-Selâmu ileykum, ben mü’minim.” dediği, müslumanların da onun, canını ve malını kurtarmak için böyle söylediğini zannettikleri, onu Öldürüp koyunlarını aldıkları kaydedilmekte, isim verilmemektedir. Mesrûk’tan rivayette de onu öldürenin Mikdâd ibnu’l-Esved olduğu belirtilmektedir. Kelbin Ebu Salih’ten, onun da İbn Abbâs’tan rivayetlerinde bu seriyyenin komutanı Gâlib ibn Fudâle el-Leysî olarak zikredilmektedir.

5. İbn Zeyd’den rivayette ise biraz önce geçen (92. âyetin nüzul sebebleri arasında) Ebu’d-Derdâ’ hadisesi üzerine inen âyetler buraya kadar uzatılmakta ve onun hakkında inen âyetler meyanında bu âyet-i kerime de zikredilmektedir.

6. Bu âyet-i kerimenin el-Mikdâd veya Gâlib ibn Fudâle el-Leysî hakkında nazil olduğu da söylenmiştir. Bunlardan Mikdâd ibnu’l-Esvedie ilgili olanı Saîd ibn Cubeyr tarafından İbn Abbâs’tan rivayet edilmek­tedir ki Hz. Peygamber (sa)’in, Mikdâd’ı azarlarken “Senin Öldürdüğün, kâfir kavim içinde imanını gizleyen mü’min bir kişiydi. İmanını açığa vurduğunda da sen öldürdün.Daha önce Mekke’de sen de onun gibiydin ve imanını gizliyor­dun.” buyurduğu ayrıntısına da yer verilmektedir.

7. Kudâd ibnu’l-Hıdricân ibn Mâlik el-Yemânî hakkında nazil olduğu, biz­zat kardeşi Cez’ ibnu’l-Hıdricân tarafından şöyle nakledilmektedir: Kardeşim Kudâd, Yemen’den, oradaki Serevâtu’I-Ezd’den el-Kanevnâ denilen yerden Hz. Peygamber (sa)’e gelen bir hey’et içinde idi. Hey’et, babamız Hidricân’a itaatle Hz. Muhammed’e iman eden 600 hane müslümanın imanını haber vermek üzere Hz. Peygamber’e gelmekteydi. Yolda Hz. Peygamber (sa) tarafından gönderil­miş seriyyelerden birisi, bunlara rastlar, kardeşim Kudâd her ne kadar “Ben mü’minim.” demişse de kabul etmeyip öldürürler. Onu, geceleyin öldürmüşler. Bu haber bize ulaşınca çıkıp Hz. Peygamber (sa)’e geldim ve durumu haber ve­rip öcümün alınmasını istedim.Hz. Peygamber (sa)’e “Ey iman edenler, Allah yoluna koyulduğunuz, cihada çıktığınız zaman iyice araştırın ve size selâm ve­rene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: “Sen mü’min değilsin.” demeyin.” âyet-i kerimesi nazil oldu da Hz, Peygamber (sa), kardeşimin diyeti olarak 1000 dinar verdi ve bana 100 kırmızı deve verilmesini emretti. Bu haber Ebu Nuaym ve İbn Mende tarafından tahrîc olunmuştur.

Görüldüğü üzere bu âyet-i kerimenin kim veya kimler hakkında indiği ko­nusunda rivayetler muhteliftir ve sanki bunlar, nüzul sebebini beyan yerine âyet-i kerimenin hükmünün, bu konuda rivayet edilen hadiselerde zikri geçen ve “bir mü’mini hata ile öldüren kişi veya kişiler”e şâmil olduğunu haber vermek­tedir. Ancak bu hadiselerin birbirine yakın zamanlarda meydana gelmiş ve hep­sinden sonra bu âyet-i kerimenin inmiş olması da ihtimal dışı değildir.


AÇIKLAMA

Ey Allah’ı ve Rasulü’nü tasdik edenler! Düşmana karşı cihad için yola çık­tığınız ve Müslüman mı kâfir mi, barışçı mı savaşçı mı diye durumundan şüp­helendiğiniz birini gördüğünüz vakit onun hakkında hüküm vermekte acele et­meyin, hakikî durumunu iyice tahkik edin. Size selâm vermesi ve kelime-i şehadeti diliyle söylemesi, mümin oluşundan ötürümüdür diye araştırın. Onu öl­dürmekte acele davranmayın. Teslim olup sizinle savaşmayan ve müslüman ol­duğunu izhar eden kişiye “Sen mümin değilsin” demeyin. Siz zahire, dış duru­ma göre amel etmekle memursunuz. İç durumunu Allah Teâlâ daha iyi bilir.

Siz acele ederek dünya hayatının mal ve metaını sonunda kaybedecek olan fani ganimetlerini elde etmek istiyorsunuz ama biliniz ki Allah katında sayıla­mayacak kadar çok rızıklar, nimet ve lütuflar bulunuyor. Göklerin ve yerin ha­zineleri O’nun yanındadır. Allah’a itaat ve ibadet ederek o sonsuz nimetleri ta­lep edin, bu sizin için daha hayırlıdır. Sizin bu şekilde davranmanız ve insanla­rın kalplerindeki iman hakkında hüküm vermekte acele ederek onları “Yapma­cık olarak, bizden kendini korumak için, kılıç korkusundan dolayı böyle söylü­yor” diye itham etmeniz size yakışmaz ve zaten bu muameleniz sahih de olmaz.

Hem nasıl unutursunuz ki sizler de daha önce böyle idiniz. Gizlice iman etmiştiniz, imanınızı müşriklerden gizliyordunuz. Daha sonra imanınızı açığa vurdunuz. Öldürdüğünüz kişinin hali de işte böyleydi, imanını kendi kavmin­den gizlemekteydi. “O zaman da hatırlayın ki siz yeryüzünde azınlıktınız, mus-taz’aflardan (aciz ve zayıf tanınanlardan) idiniz” (Enfâl, 8/26). Allah Teâlâ size lütfetti de emniyet ve huzur haline kavuştunuz, müminler sırasına katıldınız. Allah celle ve alâ size istikamet ve imanınızı açığa vurabilmek gibi nimetleri vermek, dinini aziz kılmak, İslâm’ın gücünü takviye etmek, öldürmekte acele davrananın tevbesini kabul eylemek gibi lütuflarda bulundu. Üsame, bu olay­dan sonra “Lâ ilahe illallah” diyen hiçbir kimseyi öldürmeyeceğine yemin et­miştir. Zemahşerî “Önceden siz de böyle idiniz” cümlesinin tefsirinde der ki: İs­lâm’a ilk girdiğiniz vakit siz de bu halde idiniz. Ağzınızdan kelime-i şehadet duyulur duyulmaz kanlarınız ve mallarınız dokunulmazlık kazandı, gönlünüzdekinin dilinizden çıkana uygun olmadığının anlaşılması beklenmedi.

Allah Teâlâ daha sonra iyice araştırma yapmak icap ettiği hususunu tekit etmiş, yapmaya girişecekleri bir iş ile ilgili açık delillere, yeterli karinelere sa­hip olmalarını, acele verilmiş bir karar ve zanla hareket etmemelerini emret­miş ve işin gerçeği anlaşılana dek düşünmeleri gerektiğini bildirmiştir. Çünkü imanın bulunduğuna hüküm vermek için salt görünen hal kâfidir. Öldürmek için ise adamın kâfir olarak kaldığına dair kuvvetli bir delile dayalı zannı galip bulunmalıdır. O halde siz de İslâm’a yeni girenlere, size yapılanı yapın, öldür­mekten ve savaştan vaz geçmek için zahirî İslâm’ı muteber kabul edin.

Şüphesiz ki Allah Teâlâ yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır, ahvalinize niyet ve maksatlarınıza vakıftır. Onlara göre size hakettiğiniz karşılığı vere­cektir. Bu ifade bir tehdit ve vaiddir, aynı hataya düşmenin tekrarlanmaması için bir uyarıdır. O halde hemen öldürmek için koşturmayın, bu konuda ihti­yatlı olun, hataya düşmekten son derece sakının.

Advertisements