77

    RevelationCuzPageSurah
    92 589Nisa(4)

٧٧

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذينَ قيلَ لَهُمْ كُفُّوا اَيْدِيَكُمْ وَاَقيمُوا الصَّلوةَ وَاتُوا الزَّكوةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ اِذَا فَريقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللّهِ اَوْ اَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُوا رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَ لَوْلَا اَخَّرْتَنَا اِلى اَجَلٍ قَريبٍ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَليلٌ وَالْاخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقى وَلَاتُظْلَمُونَ فَتيلًا

(77) e lem tera ilellezine kiyle lehüm küffu eydiyeküm ve ekiymüs salet ve atüz zekah fe lemma kütibe aleyhimül kitalü iza ferikum minhüm yahşevnen nase ke haşyetillahi ev eşedde haşyeh ve kalu rabbena lime ketebte aleynel kital lev la ehhartena ila ecelin karib kul metaud dünya kalil vel ahiratü hayrul li menitteka ve la tuzlemune fetila

görmez misin? onlara denildiğinde ellerinizi (kötülüklerden) çekin namazı dosdoğru kılın zekatı da verin vaktaki farz olarak yazılınca üzerlerine savaş o zaman onlardan bir fırka insanlardan korkuyorlar Allah’tan korkar gibi hatta daha şiddetli bir korku ile ve dediler ki ey Rabbimiz niçin farz kıldın bizim üzerimize savaşı bizi geri bıraksaydın yakın bir zamana kadar de ki dünya metaı pek azdır âhiret daha hayırlıdır takva ehli için kıl kadar zulme uğratılmazsınız

(77) Fast thou not turned thy vision to those who were told to hold back their hands (from fight) but establish regular Prayers and spend in regular Charity? when (at length) the order for fighting was issued to them, behold a section of them feared men as or even more than they should have feared Allah: they said: our Lord why hast thou ordered us to fight? wouldst thou not grant us respite to our (natural) term, near (enough)? say: short is the enjoyment of this world: the Hereafter is the best for those who do right: never will ye be dealt with unjustly in the very least

1. e : mı
2. lem tere : görmedin
3. ilâ : …’i, …’e
4. ellezîne : onlar, olanlar
5. kîle : denildi
6. lehum : onlara, kendilerine
7. kuffû : çekin, zarar vermekten vazgeçin
8. eydiye-kum : sizin elleriniz
9. ve ekîmu : ve ikâme edin, yerine getirin
10. es salâte : namaz
11. ve âtû : ve verin
12. ez zekâte : zekât
13. fe lemmâ : halbuki, olduğu zaman
14. kutibe : yazıldı, farz kılındı
15. aleyhim : onlara üzerine
16. el kıtâlu : savaş
17. izâ : olunca, o zaman
18. ferîkun : bir fırka, bir kısım
19. min-hum : onlardan
20. yahşevne : korkarlar
21. en nâse : insanlar
22. ke : gibi
23. haşyeti : korku
24. allâhi : Allah
25. ev : veya
26. eşedde : daha şiddetli, daha çok
27. haşyeten : korku
28. ve kâlû : ve dediler
29. rabbe-nâ : Rabbimiz
30. lime : niçin
31. ketebte : yazdın, farz kıldın
32. aleynâ : üzerimize
33. el kıtâle : savaş
34. lev lâ : olmaz mı, olmaz mıydı,
35. ahharte-nâ : bizi tehir ettin, erteledin
36. ilâ : …’e
37. ecelin : ecel, belirli bir vakit
38. karîbin : yakın
39. kul : de, söyle
40. metâu : meta, faydalanma
41. ed dunyâ : dünya
42. kalîlun : az
43. ve el âhıretu : ve ahir, sonraki, âhiret
44. hayrun : ve daha hayırlı
45. li men : o kimse için
46. ittekâ : takva sahibi oldu
47. ve lâ tuzlemûne : ve zulmedilmezsiniz, size haksızlık yapılmaz
48. fetîlen : kıl kadar, zerre kadar, hurma çekirdeğinin ince lifi kadar

أَلَمْ تَرَ görmedin miإِلَى الَّذِينَ قِيلَ denilen kimseleriلَهُمْ kendilerineكُفُّوا çekinأَيْدِيَكُمْ elleriniziوَأَقِيمُوا dosdoğru kılınالصَّلَاةَ namazıوَآتُوا ve verinالزَّكَاةَ zekatıفَلَمَّا كُتِبَ yazıldığındaعَلَيْهِمْ onlaraالْقِتَالُ savaşإِذَا فَرِيقٌ bir grupمِنْهُمْ içlerindenيَخْشَوْنَ korkarakالنَّاسَ insanlardanكَخَشْيَةِ korkar gibiاللَّهِ Allah’tanأَوْveyaأَشَدَّ daha şiddetliخَشْيَةً bir korkuylaوَقَالُوا dedilerرَبَّنَا Rabbimizلِمَ niçinكَتَبْتَ yazdınعَلَيْنَا bizeالْقِتَالَ savaşıلَوْلَا أَخَّرْتَنَا bizi ertelesen olmaz mıydıإِلَى أَجَلٍ bir süreye kadarقَرِيبٍ yakınقُلْ de kiمَتَاعُ metaıالدُّنْيَا dünyaقَلِيلٌ pek azdırوَالْآخِرَةُ ahiret iseخَيْرٌ daha hayırlıdırلِمَنْ kimse içinاتَّقَى sakınanوَلَا تُظْلَمُونَ doğrusu siz zulmedilmezsinizفَتِيلًا hurma çekirdeğinin ince ipliği kadar dahi


SEBEB-İ NÜZUL

Kelbî der ki: Rasûlullah (sa)’ın ashabından Abdurrahman ibn Avf, el-Mikdâd ibnu’l-Esved, Kudâme ibn Maz’ûn ve Sa’d ibn Ebu Vakkâs gibileri hakkında nazil olmuştur. Efendimiz (sa) Mekke’de iken bunlar müşriklerden çok eziyet görüyorlar ve müşriklerle savaşmada acele ederek: “Ey Allah’ın elçi­si, kazma, küskü gibi âletler edinsek de müşriklerle savaşmamıza izin versen, onlarla savaşsak.” diyorlar, Hz. Peygamber (sa) de onlara: “Ellerinizi onlardan çekin, çünkü henüz onlarla savaşmakla emrolunmadım.” diyordu. Ama ne za­man ki Allah’ın Rasûlü (sa) Medine-i Münevvere’ye hicret etti ve orada Allah Tealâ onlara, müşriklerle savaşmalarını emretti; işte o zaman bazıları bundan hoşlanmadılar ve bu onlara ağır geldi de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.

İbn Abbâs’tan rivayet ediliyor ki o şöyle anlatıyor: Abdurrahman ibn Avf ve arkadaşları Mekke’de Hz. Peygamber (sa)’e gelerek: “Ey Allah’ın nebîsi, biz müşrikler iken aziz ve güçlüler idik, ne zaman ki iman ettik zelil olduk.” dedi­ler. Allah’ın Rasûlü (sa): “Ben, affetmekle emrolundum, kavimle (müşriklerle) savaşmayın.” buyurdular. Ne zaman ki Allah Tealâ Rasûlü (sa)’nü Medine’ye çevirdi (hicret ettirdi) orada müşriklerle savaşı emretti de bazıları bundan geri durdular. İşte bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.

Bu ve bunu takip eden âyetlerin yahudiler hakkında veya münafıklar hakkında nazil olduğunu ileri süren müfessirler de vardır.

Advertisements