116

١١٦

اِنَّ اللّهَ لَهُ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ يُحْي وَيُميتُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلَا نَصيرٍ

(116) innellahe lehu mülküs semavati vel ard yuhyi ve yümit ve ma leküm min dunillahi miv veliyyiv ve la nasiyr

şüphesiz Allah’ındır semaların ve arzın mülkü hayat verir ve öldürür sizin için yoktur Allah’tan başka (ne) bir dost (ne) bir yardımcı

(116) Unto Allah belongeth the dominion of the heavens and the earth. He giveth life and He taketh it. Except for him ye have no protector nor helper.

1. inne allâhe : muhakkak Allah
2. lehu : onundur
3. mulku es semâvâti : semaların (göklerin) mülkü, idaresi, saltanatı
4. ve el ardı : ve yerin, yeryüzü
5. yuhyî : diriltir, yaşatır, hayat verir
6. ve yumîtu : ve öldürür
7. ve mâ : ve yoktur
8. lekum : sizin için
9. min dûni allâhi : Allah’tan başka
10. min veliyyin : bir velî, bir dost
11. ve lâ : ve yoktur
12. nasîrin : bir yardımcı

AÇIKLAMA

Müşrikler için ne Peygamberin ne de müminlerin Allah’a dua edip af dilemeleri doğru değildir, bu onların şanına da yakışmaz. Yahut nehiy manasında onların bunu yapmaya hakları yoktur.

Çünkü Peygamberlik ve İman müşrikler için istiğfar etmeye manidir. Onlar için istiğfarda bulunmayınız. Her iki manada birbirine yakındır.

Buna engel olan husus “Cehennemlik oldukları belli olduktan sonra” (Tev­be, 113) ayeti ile “Şüphesiz Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez. Bunun dışındaki günahları dilediği kimse için affedilir.” (Nisa, 4/116) ayetidir.

1- Meâni ilmi alimleri şöyle demektedirler: Kur’an’daki “mâkâne” kelimesi iki manaya gelir: a) Nefy (olamaz) manasındadır. “… Sizin bir tek ağacı bile bitiremeyeceğiniz…” (Neml-27/60) ayetinde olduğu gibi.) Nehy (hakkınız değildir, yapmayın) manasındadır. “Allah’ın Rasulüne eziyet etmeniz hakkınız değildir, eziyet etmeyin.” (Ahzab, 33/53) ve bu ayette (Taubah, 9/113) olduğu gibi.

Münafık ve kâfirler itaat edilmesi, sıla-i rahim yapılması ve şefkatle davranılması gereken en yakın akrabalardan bile olsalar buna izin verilmemiştir.

Onların cehennemlik oldukları delille belli olduktan sonra yani küfür üze­rine ölmeleri sebebiyle onlar için yapılacak bir şey kalmamıştır. Yani bu istiğfa­ra engel olan sebep onların cehennemlik olduklarının kesin olarak belli olması­dır. Bu sebep yakın ve uzak akraba arasında hiçbir ayırım gözetmemektedir.

Beyzavî diyor ki: Burada münafık ve kâfirlerin diri olanları için istiğfarın caiz olduğuna delil vardır. Çünkü onların imana ermelerini istemişti. Böylece Hz. İbrahim (a.s.)’in zahirde kâfir babası için istiğfar etmesi çelişkisi de ortadan kalkmaktadır.

Hz. İbrahim (a.s.)’in babası Azer için “Babamı affet. Şüphesiz o delâlete düşenlerdendir.” (Şuara, 26/86) yani O’nun imanı kabul etmesini nasip eyle sö­züyle af dilemesi, bu yasaktan önce verdiği söz sebebiyledir. Çünkü Hz. İbrahim (a.s.) “Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O bana çok lütufkârdır.” (Meryem, 19/47) yani senin için ancak dua edebilirim, demişti. Hz. İbra­him (s.a.)’in güzel ahlakından biri vefakar olması, verdiği sözde durmasıdır. Bir ayette şöyle buyurulmaktadır: “… ve verdiği sözde duran İbrahim…” (Necm, 53/37).

Hz. İbrahim (a.s.) babasının küfür üzerine ölmesiyle veya onun hakkında kendisine asla iman etmeyeceği şeklinde vahiy gelmesiyle, babasının Allah düşmanı olduğunu kesin olarak anlayınca ondan uzaklaştı, babası için istiğfardan vazgeçti. Çünkü İbrahim (a.s.) çok içli, çok duygulu idi; çokça dua ve niyaz ediyordu. Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmaktadır: “Evvah, huşu sahibi, tazarru ve niyazda bulunan demektir.” Bu ifade Hz. İbrahim (a.s.)’in aşırı merhametli oluşu ve ince kalpliliğinden kinayedir. Halimdir, eziyetlere karşı çok sa­bırlıdır.”

114. ayetin bu son cümlesi, babasının Hz. İbrahim (a.s.)’e olan düşmanlığına ve ona kötü muamele etmesine rağmen Hz. İbrahim (a.s.)’i babası için istiğfar etmeye sevk eden sebebi açıklamak içindir. Babasının Hz. İbrahim (a.s.)’e düşmanlığına delil şu ayettir: “Babası: “Ey İbrahim! İlâhlarıma karşı çıkıp yüz mü çeviriyorsun. Eğer bundan vazgeçmezsen yemin olsun ki seni taşa tutarım. Haydi, uzun müddet benden uzak ol” dedi. (Meryem, 19/46).

Sonra Cenab-ı Hak bu yasaklama ayetinden önce müşrikler için istiğfar edenleri sorgulamayacağını açıkladı. Onlara sakınmaları ve kaçınmaları ge­rektiğini beyan etmeden herhangi bir amel yüzünden sorgulamayacağını bildirdi.

Allah’ın, bir kavme İslâm yoluna hidayeti nasip ettikten sonra onlara söz ve davranışlardan sakınmaları gerekli hususları açıklamadıkça o kavmi delâ­let içinde diye tavsif etmesi veya onları sapıkları muaheze etmesi, Onun mahlûkatındaki sünneti olmadığı gibi rahmet ve hikmetine de uygun değildir. Bu ayet Allah Tealâ’nın herhangi bir şeyi beyan edip ileri sürülebilecek mazeretleri ortadan kaldırmadan hiç kimseye azap etmeyeceğine işaret etmektedir.

Şüphesiz ki Allah her şeyi, insanların durumunu ve onların bu konuda açıklamaya olan ihtiyacını bilendir. Sanki bu ifade ile Rasulullah (s.a.)’ın am­casına veya bu yasaktan önce istiğfar dilediği kimse için söylediklerinin mazereti beyan edilmektedir. Yine burada bir peygamberin mesajı kendisine ulaşmayan gafil kimsenin bu mesajla mükellef olmayacağına delil vardır.

Dolayısıyla bu ayetin nüzul sebebinin Peygamberimiz (s.a.)’in annesi için istiğfar etmek istemesi olması uzak bir ihtimaldir. Çünkü Amine Hz. Muhammed’in peygamberliğinden önce, Hz. İsa (a.s.)’dan sonra cahiliye zamanında fetret devrinde ölmüştü. O zaman durumların karışıklığı sebebiyle hak dini ta­nıma imkânı yoktu.

Allah Tealâ kâfirlerden uzak kalmayı emrettikten sonra zafer ve yardımın ancak kendi nezdinden verildiğini, çünkü yer ve göklerin mülkünün sadece kendisine ait olduğunu beyan etti.

Size yardım eden Yüce Allah olduğuna göre başkası size zarar veremez. “Şüphesiz göklerin ve yerin mülkü yalnız Allah’ındır.” Yani bütün varlığın sahi­bi, işlerinin idarecisi, her şeye galip ve hakim olan sadece Allah Tealâ’dır. Olan biten her şey O’nun elindedir. O hem diriltir, hem öldürür. O’nun çizdiği kaza ve kaderi geri çevirecek, Onun hükmünü ortadan kaldıracak hiç bir güç yoktur. O izin vermeden onların ne hakimiyet ne de zafer elde etmeleri müm­kün değildir. O’ndan başkasından uzak olsunlar. Nihayet yaptıkları ve yapmadıkları her şeyde O’ndan başka gayeleri olmasın. Size normal olarak dost ve yardımcı olanların yakınlıkları ve akrabalıkları sizi endişelendirmesin. Sizin Allah’tan başka dost ve yardımcınız yoktur