64

    RevelationCuzPageSurah
    92 587Nisa(4)

٦٤

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّهِ وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ جَاؤُكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّهَ تَوَّابًا رَحيمًا

(64) ve ma erselna mir rasulin illa li yütaa bi iznillah ve lev ennehüm iz zalemu enfüsehüm cauke festağferullahe vestağfera lehümür rasulü le vecedüllahe tevvaber rahiyma

biz resulü göndermedik ancak itaat edilsin diye (gönderdik) Allah’ın izni ile eğer onlar nefislerine zulüm ettikleri zaman sana gelmiş (olsalar) Allah’tan mağfiret dileselerdi resullerde onlar için bağışlama dileseydi elbette Allah’ı bulacaklardı tövbeleri çok kabul edici, çok merhametli

(64) We sent not a Messenger, but to be obeyed, in accordance with the Will of Allah. If they had only, when they were unjust to themselves, come unto thee and asked Allah’s forgiveness, and the Messenger had asked forgiveness for them, they would have found Allah indeed Oft-Returning, Most Merciful.

1. ve : ve
2. mâ erselnâ : göndermedik
3. min resûlin : bir resûl, bir elçi
4. illâ : ….’den başka
5. li : için, diye, olsun
6. yutâa : itaat edilsin
7. bi izni : izni ile
8. allâhi : Allah
9. ve lev : ve eğer
10. enne-hum : onların … olduğu
11. iz : olduğu zaman
12. zalemû : zulmettiler
13. enfuse-hum : onların nefsleri, nefsleri
14. câû-ke : sana geldiler
15. fe : böylece
16. istagferû : istiğfar ettiler, tövbe ettiler, mağfiret dilediler
17. allâhe : Allah
18. vestagfere (ve istagfere ) : ve istiğfar etti, tövbe etti, mağfiret diledi
19. lehum : onlar için
20. er resûlu : resûl, elçi
21. le vecedû : mutlaka buldular
22. allâhe : Allah
23. tevvâben : tövbeleri kabul eden
24. rahîmen : rahmet edici, rahmet nuru gönder rahim esması ile tecelli eden

وَمَا أَرْسَلْنَا Biz gönderdikمِنْ رَسُولٍ her bir rasulüإِلَّا ancakلِيُطَاعَ itaat edilmesi içinبِإِذْنِ izniyleاللَّهِ Allah’ınوَلَوْ eğerأَنَّهُمْ onlarإِذْ ظَلَمُوا zulmettikleri zamanأَنفُسَهُمْ nefislerineجَاءُوكَ sana gelerekفَاسْتَغْفَرُوا bağışlanma dileselerاللَّهَ Allah’tanوَاسْتَغْفَرَ bağışlanma dileseلَهُمْ onlar içinالرَّسُولُ Rasul deلَوَجَدُوا andolsun ki bulacaklardıاللَّهَ Allah’ıتَوَّابًا Tevvabرَحِيمًا ve Rahim


SEBEB-İ NÜZUL

Bu âyet-i kerimenin de hemen öncesindeki âyetlerde anılan münafıklar hakkında nazil olduğu rivayeti yanında Ebu Bekr el-Esam şöyle bir sebep daha zikreder: Bir kısım münafık Hz. Peygamber (sa)’e bir hile yapmak üzere aralarında anlaştılar ve yapacakları hileyi plânladılar, sonra da plânladıkları bu hileyi gerçekleştir­mek üzere Efendimiz (sa)’in yanına girdiler. Hemen Cibrîl gelip o münafıkların plânladıkları hileyi haber verdi de Efendimiz: “Bir kısım insanlar yapamıyacakları, ulaşamıyacaklan bir şeyi isteyerek, arzu ederek yanımıza gir­diler. Kalksınlar Allah’tan mağfiret dilesinler ki ben de onlar için istiğfarda bu­lunayım.” buyurdu. Kalkmadılar. “Kalkmıyacak mısınız?” diye tekrar sordu, yine kalkıp Allah’tan mağfiret dilemediler. Hz. Peygamber: “Ey filân kalk, ey filân kalk.” diye onlardan 12 kişiyi saydı. Kalktılar ve: “Senin söylediğini yap­maya gerçekten karar verip azmetmiştik. Kendimize zulmettiğimizden dolayı Allah’a tevbe ediyoruz, sen de bizim için istiğfarda bulunuver.” dediler. Hz. Peygamber: “Şimdi mi? Çıkın; ben işin başında sizin için istiğfar etmeye şimdi­kinden daha yakındım, Allah da mağfiret dilemeyi kabule daha yakın idi (ama kalkıp mağfiret dilemediniz). Şimdi yanımızdan çıkın.” Buyurdular.

Advertisements