169

١٦٩

وَلَاتَحْسَبَنَّ الَّذينَ قُتِلُوا فى سَبيلِ اللّهِ اَمْوَاتًا بَلْ اَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ

(169) ve la tahsebennellezine kutilu fi sebilillahi emvate bel ahyaün inde rabbihim yürzekun

sakın Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma hayır onlar diridirler Rableri katında rızalandırılırlar

(169) Think not of those who are slain in Allah’s way as dead. Nay, they live, finding their sustenance in the presence of their Lord

1. ve lâ tahsebenne : ve sakın zannetmeyin
2. ellezîne kutilû : öldürülenler
3. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
4. emvâten : ölüler
5. bel ahyâun : hayır, bilâkis diridirler
6. inde rabbi-him : Rab’leri katında
7. yurzekûne : rızıklandırılırlar

وَلَا تَحْسَبَنَّ sakın sanmayınالَّذِينَ قُتِلُوا öldürülen kimseleriفِي سَبِيلِyolundaاللَّهِ Allahأَمْوَاتًا ölülerبَلْ aksineأَحْيَاءٌ diridirlerعِنْدَ katındaرَبِّهِمْ Rableriيُرْزَقُونَ rızıklanırlar


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Abbâs’tan rivayette Allah’ın Rasûlü (sa) şöyle buyurmuştur: Uhud’da kardeşleriniz isabet alıp ölünce Allah Tealâ onların ruhlarını alıp yeşil kuşların içine koydu. Bu kuşlar cennet nehirlerine gelir, cennet meyvelerinden yer ve arşın gölgesinde altından kandillere gelir orada dinlenirler. O şehidler yeme-içmelerinin ho��luğunu, kaldıkları yerlerin güzelliğini görünce: “Keşke bu du­rumumuzu arkada kalan kardeşlerimize iletecek birisi olsa da kardeşlerimiz Rabbımızın bize neler yapmakta olduğunu bir bilseler ve cihaddan ayrı kalma­yıp savaştan dönmeseler.” dediler de Allah Tealâ: “Bunu onlara ben ulaştırı­rım.” buyurup bu âyet-i kerimeleri indirdi. Bu, Dahhâk’ten de rivayet olunmuş­tur.  “Keşke bu durumumuzu arkada kalan kardeşlerimize iletecek birisi olsa da kardeşlerimiz Rabbımızın bize neler yapmakta olduğunu bir bilseler ve cihaddan ayrı kalmayıp savaştan dönmeseler.” diye Allah’tan di­lekte bulunan şehidlerin Uhud’da şehid olan Hz. Hamza ile Mus’ab ibn Umeyr oldukları da Saîd ibn Cubeyr’den rivayet edilmiştir.

Katâde’den gelen rivayet bunun tam tersine geride kalanların, Uhud’da şehid olanların durumlarını merak edip sormaları üzerine bu âyet-i kerime inmiştir.  Bu husustaki Câbir hadîsinde o şöyle anlatıyor: Bir gün Allah’ın Rasûlü (sa) bana rastladı ve: “Ey Câbir, seni biraz kırgın (üzgün) görüyorum, neden?” diye sordu, ben: “Ey Allah’ın elçisi, babam Uhud’da şehid oldu arkasında bir aile ve borç bıraktı.” dedim. “Allah’ın babanı ne ile ve nasıl karşıladığı hususunda sana bir müjde vermiyeyim mi?” buyurdu, ben: “Evet ey Allah’ın Rasûlü, müjdele.” dedim. “Allah, birisiyle konuşacağı zaman ancak bir perde arkasından konuşur. Ama babanı diriltti ve onunla yüzyüze, arada bir perde olmaksızın konuştu: “Ey kulum, benden dilekte bulun, sana vereyim.” buyurdu. Baban: “Ey Rabbım, beni dirilt de senin yolunda cihadda tekrar öldürüleyim, şehid olayım.” dedi. Rabb Tealâ: “Hiç şüphesiz benim daha önceki “Onlar oraya bir daha döndürülmeyecekler.” sözüm geçmiştir.” buyurdu. Câbir der ki: Bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.

Rebî’den gelen rivayette ise “Bedr ve Uhud’da şehid olanlar hakkında nazil olduğu” kaydedilir.  Saîd ibn Cubeyr’in İbn Abbâs’tan rivayetine göre ise bu iki âyet-i kerime Bedr Gazvesinde şehid olanlar hakkında nazil ol­muştur. Mukatİl de böyle söylemiştir.

Enes ibn Mâlik’ten rivayete göre ise Bi’ru Maûne vak’asında şehid edilen­ler hakkında inmiştir. Şöyle ki: Hz. Peygamber (sa) Bi’ru Maûne halkına asha­bından (bir rivayette ashab-ı suffa’dan) 40 veya yetmiş kişi göndermişti. Bu kuyunun başında Amir ibnu’t-Tufeyl el-Ca’ferî el-Kilâbî vardı. Hz. Peygamber (sa)’in gönderdiği sahabîler bu kuyuya hâkim bir mağaraya geldiler, orada otu­rup “Bu su halkına Hz. Peygamber (sa)’in risaletini kimin ilk tebliğ edeceğini” istişare ettiler. Haram ibn Milhan el-Ansârî kalktı ve “Rasûlullah (sa)’ın risaletini ben onlara tebliğ ederim.” dedi. Çıktı, vadide onları gören yüksek bir yere çıktı ve oradan seslendi: “Ben, Rasûlullâh (sa)’m size elçisiyim.Bana emân verin ki gelip sizinle konuşayım. Ona eman verdiler de onlardan bir aileye geldi, evlerin önüne yaklaştı sonra seslendi: “Ey Bi’ru Maûne halkı, ben size Rasûlullâh * in elçisiyim. Ben şehadet ederim ki Allah yegâne ilâhtır ve Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Allah’a ve Rasûlü’ne iman ediniz.” Evin önüne (girişe) asılmış olan örtünün arkasından elinde mızrak olan birisi çıktı, mızrağı ona fırlattı; mızrak bir yanından girdi, öbür yanından çıktı. Yere yıkılır­ken “Allahu ekber, Ka’be’nin Rabbına yemin olsun ki kazandım.” dedi. Amir ibn Tufeyl (oğulları) onun izini sürerek mağaraya geldiler ve hepsini öldürdüler. Enes ibn Mâlik der ki: İşte onlar hakkında Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi. Bi’ru Maûne’de ilk öldürülen Haram ibn Milhân, Enes ibn Mâlik’in da­yısı imiş. Enes der ki: onlar hakkında önce “Bizden kavmimize ulaştırın; biz Rabbımıza kavuştuk. O bizden razı oldu, biz de O’ndan.” âyetleri nazil oldu. Biz bir süre bunları okuduk, sonra ref olundu ve “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Tam tersine onlar Rabları katında dirilerdir.Lutfundan onla­ra verdiği ile hepsi de şâd olarak rızıklanırlar…” âyetleri nazil oldu.

Advertisements