60

    RevelationCuzPageSurah
    52 12227Hud(11)

٦٠

وَاُتْبِعُوا فى هذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيمَةِ اَلَا اِنَّ عَادًا كَفَرُوا رَبَّهُمْ اَلَا بُعْدًا لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ

(60) ve ütbiu fi hazihid dünya la’netev ve yevmel kiyameh ela inne aden keferu rabbehüm ela bu’del li adin kavmi hud

tabi tutuldular onlar hem bu dünyaya hem de ahiret gününde lanete dikkat edin! ad kavmi şüphesiz Rablerini inkar ettiler dikkat edin! Hud’un kavmi ad uzak olsun

(60) And they were pursued by a Curse in this Life- and on the Day of Judgment. Ah! Behold! For the `Ad rejected their Lord and Cherisher! Ah! Behold! Removed (from sight) were `Ad, the people of Hud!

1. ve utbiû : ve tâbî tutulurlar
2. : de, da
3. hâzihi ed dunyâ : bu dünyada
4. la’neten : lânet
5. ve yevme el kıyâmeti : ve kıyâmet günü
6. e lâ : öyle değil mi, olmadı mı
7. inne : gerçekten, muhakkak
8. âden : Ad kavmi
9. keferû : inkâr ettiler
10. rabbe-hum : Rab’lerini
11. e lâ : öyle değil mi
12. bu’den : uzak oldu, uzak kaldı
13. li âdin : Ad kavmi
14. kavmi : kavim
15. hûdin : Hud


AÇIKLAMA

Hz. Hûd (a.s.) kavmini birkaç çeşit vazifeyi yerine getirmeye davet etti:

Birincisi: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin.” (Hûd, 50) ayetinde tevhide davet: Yani Nuh’u peygamber olarak gönderdiğimiz gibi, Âd kavmine de kar­deşleri Hûd’u gönderdik. Burada anlatılmak istenen dinde kardeşleri değil, ne­sep ve kabile hususunda kardeşleri demektir. Çünkü Hûd, Âd kavminden olan bir zat idi. Meselâ bir kişiye (Ya Ehal-Arab!) denilirse “Araplardan biri” mana­sına gelir. Bu kabile bir Arap kabilesi Yemen tarafından Hadramutun kuzeyin­de Ahkaf denilen beldeye yerleşmişlerdi. Güçlü, kuvvetli bir kabile olup ziraat ve hayvancılık işleriyle uğraşırdı.

Hz. Hûd (a.s.) onlara eşi ve ortağı bulunmayan tek olan Allah’a ibadet et­meyi emredip uydurdukları putlardan vazgeçmelerini söylüyordu. Onlara şöyle diyordu: “Size kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah’a ibadet etmeyi em­rediyorum. O’ndan başka hiçbir puta, heykele tapmayın. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Sizi O yarattı. Size O rızık verdi. Size bol bol nimetler verdi. Siz, Allah’a eş-ortak koşmak ve bunları şefaatçi diye nitelemek suretiyle Allah’a yalan iftira ediyorsunuz.

Ey Kavmim! Sizi Allah’a kulluğa ve putlara tapmayı reddetmeye davet et­mem karşılığında sizden hiçbir ücret veya bana yararlı olabilecek hiçbir mal is­temiyorum. Benim mükâfatım ve sevabını ancak beni selim fıtrat (tevhid fıtra­tı) üzerine yaratan Allah’a aittir. Sizlere söylenen sırf samimiyet ve güven esa­sı üzerine kurulu nasihatleri takdir ettiğiniz halde; benim de putlara tapma­mak hususunda isabetli bir görüş sahibi olduğumu bildiğiniz halde, ücretsiz olarak dünya ve ahirette huzur verecek bir şeye sizi davet eden kimsenin sözü­nü hiç düşünmez misiniz?

İkincisi: Hz. Hûd (a.s.)’un kavmine yüklediği vazifelerden biri de tevbe ve istiğfardır. Hz. Hûd (a.s.) dedi ki: Ey kavmim! Allah’tan şirk, küfür ve geçmiş ve gelecek günahlarınız için mağfiret dileyin. Ona halisane bir şekilde tevbe edin. İstiğfar edip tevbe ederseniz Allah size bol ve peşpeşe yağan yağmurlar gönderir.

O sırada Ad kavmi hiç yağmayan yağmurlara son derece muhtaç idiler. Çünkü onların ziraat ve bahçe işleri vardı.

Böylece mal ve evlatlarla sizin gücünüze güç katsın, izzetinize izzet katsın.

Âd kavmi güçlü, kuvvetli bir kavim olup üstünlük ve insanlara galip olma­ya, güç ve kuvvetle gururlanmaya çok önem veriyorlardı.

Nitekim Cenab-ı Hak onlar hakkında şöyle buyuruyor: “Hatırlayın bir za­man Allah sizi Nuh kavminden sonra halifeler kıldı. Size yaratılış bakımından da güç ve kuvvet verdi. O halde sizler Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtu­luşa eresiniz.” (Araf, 7/69).

“Siz, her tepeye bir bina kurup eğleniyor musunuz? Belki ebedî yaşarsınız diye sağlam köşkler mi ediniyorsunuz? Birini yakaladığınız zaman ona zorba­lar gibi mi davranıyorsunuz? Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Size bildiği­niz şu nimetleri bol bol veren Allah’tan korkun. O size bol bol hayvanlar ve ev­latlar verdi.” (Şuara, 26/128-133).

“Âd kavmine gelince: Onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve bizden daha kuvvetli kim var? dediler.” Suçlar ve günahlar üzerinde ısrar ede­rek, benden, benim davetimden ve sizi teşvik ettiğim şeylerden yüz çevirmeyin.

Ayette zikredilen istiğfarın faydası konusunda Sünnet-i Nebeviyyede bunu teyit eden ifadeler vardır. Ebu Davud ve İbni Mace’nin İbni Abbas’tan rivayet ettikleri hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor: “Kim istiğfara devam ederse Allah ona her endişeden ferah, her darlıktan bir çıkış kapısı açar ve ona ummadığı yerden rızık verir.”

Cenab-ı Hak Hz. Hûd (a.s.)’un kavmine söylediği sözleri anlattıktan sonra kavminin O’na söylediklerini de nakletti. Hûd kavmi peygamberine şöyle dedi­ler: Sen bize, iddia ettiğin gibi, senin Allah katından gönderilen bir peygamber olduğuna delâlet eden bir hüccet ve burhan getirmedin. Biz sadece “Putlara tapmayın” demenle tanrılarımıza tapmayı asla bırakmayız. Sonra biz seni tas­dik etmiyoruz. Öyle zannediyoruz ki senin bizim tanrılarımıza sövmen ve onla­ra ibadet etmeyi yasaklaman, onları ayıplaman sebebiyle tanrılarımızdan biri sende delilik ve aklında noksanlık meydana getirmiş.

Onların cevabı, tamamı inatçılık, ahmaklık ve kibirlilik olan şu dört şeyi ihtiva ediyordu:

1- Açık bir delil istemeleri.

2- Fayda veya zarar verenin Allah olduğunu, putların fayda veya zarar veremiyeceğini itiraf ettikleri halde putlara tapmakta ısrar etmeleri.

3- Israr, körükörüne taklitçilik ve inkarcılık sebebiyle Hz. Hûd (a.s.)’un peygamberliğini tasdik etmeleri.

4- Tanrıları vasıtasıyla Hz. Hûd’un aklının bozulmuş olduğu ve delirdiği iddiaları.

Hz. Hûd (a.s.) da onlara “Ben kendime Allah’ı şahit tutuyorum. Siz de şa­hit olun ki, ben sizin şirk koşmanızdan ve putlara tapmanızdan beriyim (uza­ğım).”

Bu ifade onların şahitliğe ehil oldukları manasına gelmez. Sadece neticeyi kabul ettirmenin kuvvetli bir ifadesidir. Yani “böylece bilesiniz” demektir.

Ayette iki şehadet arasında ortaklık veya eşitlik olmaması için “Ben Allah’ı ve sizi şahit tutarım” şeklinde bir ifade kullanılmadı. Zira şirkten beri ol­duğuna Allah’ın şahit kılınması sahihtir, tevhidin yerleşmesi manasında sabit­tir. Ama onların şahit kılınması onların dinini hafife almak ve onlara az önem verildiğine delâlet etmektir.

Ben Allah’tan başka O’na ortak koştuğunuz bütün şeylerden, putlardan uzak olduğumdan, bunu açıkça ilân ediyorum. Siz ve tanrılarınız hepiniz bana göz açıp kapayıncaya kadar mühlet vermeksizin gücünüzün yettiğince her çeşit hile yapın, istediğiniz tuzağı kurun. Ben her şeyimi, benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah’a havale ettim. Beni korumak hususunda O’nu vekil bırak­tım. O her şeye kadirdir.

Yerde veya gökte hareket eden her canlı O’nun hakimiyeti ve idaresi altın­dadır. Bütün işlerinde tasarruf eden ve bu canlıları insanın emrine veren O’dur. O asla zulmetmeyen adil bir hüküm vericidir. Gerçekten benim Rabbim hak ve adalet üzerinedir.

Hz. Hûd (a.s.)’un meydan okuma, göz kamaştırıcı mucizesi ve onlara hiç aldırış etmeme tarzındaki bu cevabı şu birkaç hususu ihtiva etmektedir:

– Şirkten uzak olduğunu ilân etme.

– Allah’ı buna şahit kılma.

– Onların şirkinden uzak olduğuna onları şahit tutma.

– Kendisine hile yapmalarını ve tuzak kurmalarını (korkusuzca) isteme.

–  Onlara pek az önem verdiğini, onlardan ve onların tanrılarından kork­madığını ortaya koyma.

Hz. Hûd (a.s.)’un bu tavrı, daha önce beyan edilen Hz. Nuh (a.s.)’un tavrı­na çok benzemektedir:

“Siz de ortaklarınızla bir araya gelerek, yapacağınız şeyi kararlaştırın. Sonra yapacağınız iş, sizi üzüntüye düşürmesin. Ve nihayet bana hiç mühlet vermeden, hükmünüzü uygulayın.” (Yunus, 10/71).

“De ki: Allah’a ortak koştuklarınızı çağırın. Sonra da bana fırsat vermeden bana hilenizi yapın.” (A’raf, 7/195).

Eğer hiçbir eşi-ortağı bulunmayan Rabbiniz Allah’a kulluk etmeniz gerek­tiği halde size getirdiğim şeyden yüz çevirirseniz, iyi bilin ki ben Rabbimin be­nimle size gönderdiği mesajını size tebliğ ettim. Tebliğde kusur etmek gibi bir itham bana takdir edilemez. Size gönderilen şeyin size ulaşmasıyla aleyhinizde hüccet konulmuş oldu. Siz ise bu risaleti yalanlamak ve Rasulullah’a düşman­lık etmekte direndiniz.

Sonra yeni bir söze başlayarak şöyle dedi: Allah sizi yok edip başka bir ka­vim getirebilir. Ve bu yeni kavim de sizin yurtlarınız ve mallarınızda sizin yeri­nize geçebilir. Allah’a sizden daha itaatkâr olabilir. Siz O’ndan yüz çevirmekle ve küfrünüzle O’na zarar veremezsiniz. Bilakis bunun vebali de size döner. Siz sadece kendinize zarar verirsiniz. Benim Rabbim her şeyi murakabe eder, her şeye hakimdir. Sizin amelleriniz Ona gizli kalmaz. Size hesap sormaktan da gafil değildir.

Cenab-ı Hak bundan sonra azabı, azabın etkilerini Hz. Hûd (a.s.) ve kav­minin neticesini anlattı:

Azap emrimizin inme vakti gelince ve azabımız da bilfiil meydana gelince -ki bu her şeyi kökten yok eden bir rüzgar, müthiş bir kasırga idi- biz Hûd’u ve onunla birlikte olan müminleri bizim tarafımızdan bir rahmet ve lütuf ile ağır, meşakkatli ve şiddetli bir azaptan kurtardık, kavmini -iman etmeyenleri- son ferdine kadar helak ettik.

Bu cezasının sebebi ise Âd kavminin Rablerinin ayetlerini ve delillerini in­kâr etmeleri ve onun peygamberlerine isyan etmeleri idi.

Burada, maksat sadece kendi peygamberlerini yalanlamak olduğu halde “peygamberler” diye cemi sigası kullanılmıştır. Çünkü bir peygamberi yalanla­yan kimse bütün peygamberleri yalanlamış olur. Onlar Hz. Hûd (a.s.)’u yalan­ladılar. Böylece onu inkâr etmeleri bütün peygamberleri yalanlamak sayıldı.

Onlar inatçı, azgın ve zorba başkanlarına tabi oldular.

Bunun için onlara dünyada Allah’ın ve her zikredildiklerinde de mümin kullarının laneti ulaşır. Onlara bütün mahlûkatın huzurunda “İyi bilin ki Âd kavmi Rablerini ve O’nun nimetlerini inkâr ettiler. O’nun ayetlerine inanmadı­lar, Peygamberlerini yalanladılar. İyi bilin ki Hûd kavmi olan Ad kavmi Allah’ın rahmetinden uzaktır, kovulmuştur” denilecektir.

Bu onlara helak, yok olma ve Allah’ın rahmetinden uzak kalma şeklinde yapılan bir bedduadır.

Hülâsa: Cenab-ı Hak Âd kavminin özelliklerini şu üç noktada topladı:

1- Hz. Hûd (a.s.)’un doğruluğuna delâlet eden mucizeleri ve her işinde hik­met sahibi olan yaratıcının varlığına delil olan varlıkların buna delil olmasını inkâr etmeleri.

2- Peygamberlerine isyan etmeleri. Kim bir peygambere isyan ederse bü­tün peygamberlere isyan etmiş olur:

“Allah’ın peygamberlerini birbirinden ayırt etmeyiz dediler.” (Bakara, 2/285).

3- Bu kavmin başkanlarını körükörüne taklit etmeleri.

Bundan sonra Cenab-ı Hak dünya ve ahirette bunların kötü akıbetlerini anlattı. Bu da dünya ve ahirette lanete uğramalarıdır. Lanetin manası ise, Allah Tealâ’nın rahmetinden ve her çeşit hayırdan uzaklaştırılmalarıdır.

Daha sonra Cenab-ı Hak onların bu hallere düşmelerinin asıl sebebini şöy­le beyan etti: “İyi bilin ki. Âd kavmi Rablerini inkâr ettiler.” Yahut Rablerinin nimetini inkâr ettiler.

“Âd kavmi hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lanete uğramıştır.” cümlesinden sonra “iyi bilin ki Ad kavmi Rablerini inkâr ettiler” ifadesinin ma­nası bunu kuvvetlice tekit etmektir.

“Hûd (peygamberin) kavmi olan Âd kavmi” ifadesinin gelmesi, kavmin be­lirlenmesi ve “sütunlar sahibi” irem halkı olan diğer Âd kavminden ayırt et­mek içindir. Bu ifade ile karışıklık giderilmiş olmakta yahut daha fazla tekit yapılmaktadır.

Advertisements