35

٣٥

ثُمَّ بَدَا لَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا رَاَوُا الْايَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتّى حينٍ

(35) sümme beda lehüm mim ba’di ma raevül ayati le yescününnehu hatta hiyn

sonra bunun arkasından ayet ve delilleri görmelerine rağmen onu zindanda bıraktılar bir zamana kadar

(35) Then it occurred to the men, after they had seen the Signs, (that it was best) to imprison him for a time.

1. summe : sonra, daha sonra
2. bedâle-hum : onlara zahir oldu, uygun göründü
3. min ba’di mâ : şey …den sonra
4. raevu el âyâti : delilleri gördüler
5. le yescununne-hu : onu mutlaka zindana atacaklar
6. hattâ : …e kadar
7. hînin : belirli vakit, süre


AÇIKLAMA

Mısır’da şehirdeki emirler ve diğer eşraf hanımlarından bazıları Vezirin hanımını ayıplayarak, bu durumu yadırgadılar ve hayretle karşılayarak dedi­kodu ettiler:

“Vezirin hanımı uşağını baştan çıkarmak istemiş” yani delikanlının kendi­sinin olmasını istemiş! dediler.

Gelecekte talep etme hususunda devamlılık ifade eden “türavidü” fiilinin delaletiyle vezirin hanımının teşebbüsleri devam ediyordu.

Kadınlar bu yadırgamalarını iki hususla tekit ettiler. Çünkü alışılan âdet­lerde kadın talip değil, matlup olur. Halbuki bu kadın devletin birinci vezirinin hanımıdır ve kölesiyle, uşağıyla birlikte olmayı istemektedir:

Birincisi: Şehirde ileri gelen hanımların “Sevda bu hanımın bağrını yak­mış!” şeklindeki ifadeleri… Yani bu delikanlıya olan aşkı bu hanımın kalbini sarmış da içine işlemiş, artık bunun sonuçlarına ve varacağı duruma aldırış et­mez olmuş!

İkincisi: “Doğrusu biz bu hanımı açık bir sapıklık içinde görüyoruz” ifade­leri, yani biz inanıyor ve gayet iyi biliyoruz ki, bu hanımı uşağına aşık olması ve O’nu baştan çıkarmaya çalışması şeklinde tuttuğu yolda açık bir yanlışlık içindedir, doğru olandan uzaklaşmıştır, mevki ve makamıyla bağdaşmayan bir cahillik içindedir, dediler. Şehirde ileri gelen kadınlar aslında bu ifadeleriyle bir hile ve tuzak hazırlamışlar, bu plana göre Vezirin hanımını kendilerini da­vet etmeye ve yaptığı bu davranışın mazeretlerini beyan etmeye zorluyorlardı.

Muhammed b. İshak ise, “Aslında şehir hanımlarına Yusuf un güzelliği ha­berleri geliyordu. Hanımlar Onu görmek istiyorlardı. Onu görmeye vesile ol­sun diye bu ifadeleri kullandılar” demektedir.

“Vezirin hanımı kadınların bu düzenlerini” yani dedikodularını, kötü söz­lerini ve kendisi hakkında “Vezirin hanımı Ken’an diyarından gelen kölesine aşık olmuş!” şeklindeki sözlerini “duyunca onları evine davet etti.”

Ayette dedikoduya “mekr (hile, düzen, tuzak)” ismi verildi. Çünkü hilekârın hileyi gizlediği gibi dedikodu da gıyaben yapılmaktadır. Dedikodu gizlice zikredildiği gibi hileler de gizlice yapılmaktadır.

‘Vezirin hanımı” kadınların kendisi hakkında gıyaben söyledikleri sözleri duyunca onlara haber gönderdi, yani onları ziyafet için evine davet etti. Otura­cakları koltuklan ve yemeği hazırlattı. Bıçakla kesilecek turunç gibi meyveler getirtti. Hanımlardan her birinin eline et, meyve vs. yi kesmek için bıçak verdi. Bu onun hilesiydi. Şehrin hanımlarının Yusuf u görmek için hileye baş vurduk­ları gibi o da buna mukabil bu hileyi hazırlamıştı.

Vezirin hanımı Yusuf a “Hanımların karşılarına çık!” dedi. Misafir hanım­lar yemek ve meyve yerken herbirinin elinde bıçak olduğu halde daha önce başka bir yerde gizlediği Yusuf a onların yanına çıkmasını emretti. Uygun va­kit seçiminde mahir zeki bir kadındı. Misafir hanımların yemek yemek ve mey­ve soymakla meşgul oldukları bir anda Yusuf u ansızın karşılarına çıkardı.

Kadınlar Yusuf u birden karşılarında görünce büyülendiler. Tam anlamıy­la güzelliğine ve son derece göz kamaştırıcı yakışıklılığına hayran kaldılar. Gördükleriyle dehşete düştükleri için takdim edilen et veya meyveleri kestikle­rini zannederek hiç farkında olmadan ellerini kestiler. Etkili bir olay, garip bir manzara ve heyecanlı bir şeye gözü takılı kalıp hayrete düşen insan elbette böyle hareket edecekti.

Kadınlar, “Allah için haşa! Bu beşer değildir” dediler. “Hâşâ” tenzih mana­sı ifade eden bir kelimedir. Yani misafir kadınlar Allah Tealâ’yı acizlikten tenzih ederek, bu kadar güzel bir insanı yaratmasından dolayı hayrete düşerek, Vezirin hanımına “Gördüğümüz bu durumdan sonra seni ayıplayacak bir şey göremiyoruz” dediler. Çünkü bu kadınlar beşer içinde Yusuf gibisini veya gü­zellikte ona yakın birini görmemişlerdi. Zira bütün güzelliklerin yarısı Hz. Yu­suf (a.s.)’a verilmişti.

Nitekim bu gerçek “sahih” senedle rivayet edilen şu isra hadisiyle sabittir: “Rasulullah (s.a.) üçüncü semada Hz. Yusuf (a.s.)’a uğradı. Efendimiz (s.a.) bu­yuruyorlar ki: “Bir de ne göreyim: Yusuf! Bütün güzelliklerin yarısı ona veril­mişti. “

Kadınlar “Bu gördüğümüz varlık beşer cinsinden değildir. Olsa olsa insan suretine giren meleklerden biridir, güzel bir melektir.” dediler.

Burada maksat üstün güzelliğin ispatıdır. Zira insan tabiatında “melek”ten daha güzel bir canlı, “şeytan”dan daha çirkin bir canlı yoktur. Kadınlar Hz. Yusuf un göz alıcı güzelliğini görünce O’nu meleklere benzettiler, acaip gü­zelliği ve gözalıcılığı sebebiyle O’nun insanlık vasfını inkâr ettiler.

Fahreddin Razî’ye göre zihne daha yakın olan görüş şudur: Kadınlar Hz. Yusuf (a.s.)’taki nübüvvet ve risalet heybetini, iffet ve namusluluk alâmetini görünce ondaki beşerî şehvetin ve insanî vasıfların izlerini reddettiler, ona me­leklerin masumiyetini uygun gördüler.

Vezirin hanımı misafir hanımların, Hz. Yusuf (a.s.)’un göz alıcı güzelliğine hayran kalmaları konusunda başarılı olunca onlara şöyle dedi: İşte bana ken­disi sebebiyle tenkit yönelttiğiniz, benim ona karşı davranışımı ayıpladığınız delikanlı budur.

Vezirin hanımı Yusuf un güzellik hususundaki derecesini yükseltmek, ona aşık olmanın ve ona kapılmanın yerinde olduğunu ifade etmek için kadınlar önünde hazır oldukları halde “fe-hâzâ” kelimesini kullanması gerekirken “fe-zâlikünne” kelimesini kullandı. Bununla Hz. Yusuf (a.s.)’un yüce mevkiinin çok yükseklerde ve uzaklarda olduğuna işaret ediyordu. Yani işte olgunluk ve gü­zellikte yüce ve insanlardan çok uzak olan Yusuf isimli delikanlı budur. Ben mazurum; o, olgunluğu ve güzelliği sebebiyle aşık olunmaya, sevilmeye lâyık­tır, demek istiyordu.

Sizin onunla birlikte bir an bulunmanızın neticesi bu olursa, onunla bera­ber devamlı evde bulunduğum halde ben ne yaparım?! Ben itiraf ve ikrar edi­yorum ki, onu baştan çıkarmak isteyen vallahi benim. Ama o iffeti ve vakarıyla benim istediğim şeyden imtina etti. Zira o iffetli ve tertemiz bir kişidir, iffeti geçmişlerinden miras olarak almıştır.

Bazıları demişlerdir ki: Kadınlar Hz. Yusuf (a.s.)’un açık güzelliğini görün­ce Vezirin hanımı onların bilmediği güzel vasıflarını, fizikî güzelliği yanında if­fetli oluşunu da haber verdi.

Bundan sonra da Hz. Yusuf (a.s.)’u ceza ile korkutarak şöyle dedi: Eğer o, yakın gelecekte benim kendisine emrettiklerimi yapmazsa yemin olsun ki zin­dana atılacak ve hor, hakir kimselerden biri olacaktır. Zira kocam benim emrime ve isteğime aykırı davranmaz.

Bu ifade Vezirin hanımının Hz. Yusuf (a.s.)’a olan aşkının gönlünü tama­men kapladığına delildir. Ve artık O’nun cezası, ilk defa kapıda durumunun anlaşılması üzerine kocasına işaret ettiği sadece geçici bir hapis cezası olmaya­cak, bir müebbet hapis cezası olacaktır. Vezirin hanımı bu tehdidiyle, kocasının kendi durumunu bilmesine ve bu çeşit davranışlarını yadırgamasına rağmen kocasına hakim olduğundan emin olduğunu gösteriyordu. Vezirin hanımının Hz. Yusuf (a.s.)’a aşık oluşu ve O’nu son derece sevmesi gizlenemeyecek açık bir durum olmuş, Zeliha hanım artık kimsenin tenkidinden ve kendisini ayıp­lamasından korkmaz olmuştu. İşte o anda Hz. Yusuf (a.s.) bu çeşit kadınların şerrinden ve hilelerinden Allah’a sığındı:

Ey Rabbim! Sen benim sığınağım ve iltica edeceğim yegâne varlıksın. Şu kadının bana tehditte bulunduğu zindan benim için kadınların bana teklif et­tikleri fuhuş ve günahı irtikap etmekten daha iyidir.

“Eğer onların tuzaklarına engel olmazsan…” (Yusuf, 33) ayetinde ya kadı­nın durumunun vehametini bildirmek için yahut ismini tasrih etme yerine ta­riz yoluna başvurmak için müfred yerine cemi zamiri kullanılarak “keydihinne (onların tuzakları)” ifadesi denilmiş ve bununla kinaye olarak Vezirin hanımı­na işaret edilmiştir. Evlâ olan bu lafzın umuma teşmil edilmesidir. Yani sadece Vezirin hanımının tuzağı değil kadınların tuzakları demektir.

Hz. Yusuf (a.s.) duasında oradaki bütün kadınları murad etmişti. Çünkü onlar Hz. Yusuf (a.s.)’un hanımefendiye itaat etmesinin gayet güzel olacağını ifade etmişler ve Yusuf a hanımefendinin isteğini kabul etmesi için nasihatta bulunmuşlar, O’na “kendini zindana attırmaktan ve horlanmaktan koru” de­mişlerdi.

O bu duasıyla lezzete karşı sıkıntıyı tercih etmişti. Zira masum olmasına rağmen zindana atılması dünyada kötülenmek ve ahirette azaba uğramaktan daha basit idi. Çünkü zindana atılan masum insan dünyada medhe lâyık ol­mak, ahirette ise daimi bir sevaba ulaşmak gibi büyük bir saadet hisseder.

O iki kötü şeyden (zindan ve zinadan) ehven olanı, iki zararlı şeyden zara­rı daha hafif olanı tercih etmişti. Zindanda zihin rahatlığı, gönül huzuru, fesat çevresinden çıkmak ve kendi hayatına tahakküm edilmesinden kurtulmak var­dı.

Hz. Yusuf (a.s.) daha sonra duasını acizliğini ve güçsüzlüğünü beyan ede­rek, durumunu kuvvet ve kudret sahibine (Allah’a) havale ederek tamamladı:

Eğer sen, onların tuzaklarına engel olmazsan, (Allahım!) ben onlara mey­ledebilir ve cahillerden olabilirim. Yani sen onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan onların arzularına uymaya meyledebilirim ve şehvetleri kendile­rine hakim olan, bildiklerini yaşamayan beyinsiz ve bilgisizlerden olurum. Zira hikmet sahibi çirkin fiil işlemez. Kendi ilminden yararlanmayan kimse ile hiç bilmeyen aynı seviyededir.

Yani sen beni kendi nefsime bırakırsan benim hiç gücüm yoktur. Ben ancak senin güç ve kuvvetine sığınıyor ve iltica ediyorum. Yardımı istenecek olan sensin. Güvenilecek, dayanılacak olan sensin. Beni kendi nefsime bırakma (Allah’ım!).

Bu dua, azimli oldukları hususlarda sabreden peygamberler ve Allah’ın salih kullarının âdeti olduğu üzere Hz. Yusuf (a.s.)’un da Allah’ın lütuflarına ve himayesine koşmasıdır.

“Rabbi Yusuf un duasını kabul etti.” Rabbi onun “Eğer sen onların tuzakla­rına engel olmazsan…” ayetinde anlaşılan ve onların tuzaklarına engel olun­ması ve lütufta bulunulması manasını ihtiva eden duasına icabet etti. Kadınla­rın tuzaklarını ondan uzaklaştırdı ve onu büyük himayesiyle korudu. Onu ma’siyete, cehalete ve kadınların nefsî arzularına tabi olma gafletinden muha­faza etti. Şüphesiz Allah Tealâ kendisine iltica edenlerin duasını en iyi işiten ve onların imanlarının samimiyetini, durumlarını ve onlar için faydalı olacak hususları en iyi bilendir.

Bu ayet (Yusuf, 34) Rabbinin Hz. Yusuf (a.s.)’u koruduğuna, onu imtihan ettiğine ve onu peygamberlere lâyık eşsiz bir terbiye ile terbiye ettiğine delildir.

Hz. Yusuf (a.s.) gençliği, güzelliği ve fizikî üstünlüğüne rağmen, yine son derece güzel ve göz alıcı olan Mısır Vezirinin hanımıyla cima etmeyi reddetti. Allah korkusuyla ve O’nun sevabını umarak zindanı tercih etti.

Buharî ve Müslim’in Salihlerinden Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

“Yedi grup insan vardır ki O’nun (Arş’ının) gölgesinden başka hiçbir gölge­nin bulunmadığı o günde Allah onları kendi Arş’ının gölgesinde gölgelendire­cektir:

Adaletli devlet reisi.

– Allah’a kulluk içinde yetişen genç.

– Mescitten çıkıp oraya tekrar dönünceye kadar kalbi mescitlere bağlı olan kişi.

– Birbirlerini Allah için seven, bu duyguyla toplanıp bu duyguyla dağılan iki kişi.

–  Sadaka veren ve sağ eliyle verdiği sadakayı sol eli bilmeyecek derecede gizlice veren kişi.

–  Mevki ve güzellik sahibi bir kadın harama davet ettiği zaman “Ben Al­lah’tan korkuyorum” diyen adam.

– Allah’ı ıssız bir yerde zikredip gözleri yaşla dolan kişi”.

Daha sonra Hz. Yusuf (a.s.)’u suçsuz olduğunu anlamalarına ve onun iffeti ve namusluluğu hususunda doğru olduğuna dair deliller ortaya çıkmasına rağ­men Vezir, Vezirin hanımı ve bu olay yayıldıktan sora şahitlik yapan kişi onu belirli olmayan bir müddet zindana atmayı umumi menfaatlere uygun buldu­lar. Bununla, Hz. Yusuf (a.s.)’un o kadını baştan çıkarmak istediği, dolayısıyla onu bu sebeple zindana attıkları gibi bir kanaatin yayılması ve kıskanma duygusunu kaybeden ve hangi bedelle olursa olsun hanımının rızasını kazanma yolunu tercih eden kocasının üzerinde hakimiyet kurduğu açıkça belli olan Ve­zirin hanımının arzusunun yerine getirilmesi isteniyordu.

Advertisements