23

٢٣

اُولءِكَ الَّذينَ لَعَنَهُمُ اللّهُ فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمى اَبْصَارَهُمْ

(23) ülaikellezine leanehümü llahü fe esammehüm ve a’ma ebsarahüm
Onlar o kimseler ki Allah onlara lanet etmiş kulaklarını sağır gözlerini kör etmiştir

(23) Such are the men whom Allah has cursed for He has made them deaf and blinded their sight.

1. ulâike : işte onlar
2. ellezîne : onlar ki
3. leane-hum allâhu : Allah onları (kendilerini) lânetledi
4. fe : böylece, bu sebeple
5. esamme-hum : onların işitme hassalarını sağır yaptı
6. ve a’mâ : ve kör yaptı
7. ebsâre-hum : onların basar (görme) hassalarını

أُوْلَئِكَ işte böyleleriالَّذِينَ kimselerdirلَعَنَهُمْ kendilerini lanetlediğiاللَّهُ Allah’ınفَأَصَمَّهُمْ sağırlaştırdığıوَأَعْمَى ve kör ettiğiأَبْصَارَهُمْ gözlerini


AÇIKLAMA

“İman etmiş olanlar: “Keşke cihad hakkında bir sure indirilmiş olsay­dı!” derler. Ama hükmü apaçık bir sure indirilip de, onda savaştan söz edi­lince kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakı­şı gibi sana baktıklarını görürsün. Korktukları başlarına gelesi adamlar!”

Samimi müminler cihadın meşru kılınmasını temenni eder, cihad se­vabına olan düşkünlükleri ve mücahidlerin derecelerine kavuşma arzula­rından dolayı “Rabbimiz bize, savaşı emrettiği bir sure indirseydi” diyerek, yüce Rablerinden istekte bulunurlar. Savaşı emreden ve içerisinde, cihadın müslümanlara farz kılındığı zikredilen bir sure indirildiğinde müslümanlar buna sevinirler, münafıklara ise bu zor gelir. Kalplerinde şüphe, hasta­lık ve nifak bulunan münafıkları ise sen -savaştan ödleri koptuğu ve düşmanlarla karşı karşıya gelmekten kortukları için- ölüm anında gözleri dı­şarı fırlayan kimsenin sana bakışı gibi baktıklarını görürsün. Veyl, ölüm ve helak onlara pek yakındır.

Mana şöyledir: Onlara en lâyık olan ve yakışanı dinleyip itaat etmele­ri, ya da cezaya müstahak olmalarıdır.

Bu birinci manaya göre onların helakinin yaklaştığı noktasında onları bir tehdittir.”Ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görür­sün.” ayeti, düşmanla karşılaşmalarında münafıkların kalplerindeki korku ve endişe halini pek güzel bir şekilde tasvir etmektedir. Ayette ayrıca, sa­vaş emredildiğinde münafıkların halinin rezilliği gözler önüne serilmekte­dir. Ancak savaştan önce münafıklar her iki gruba, müminlere de, kâfirlere de gidip gelirlerdi.

Bu ayetin benzeri Allah Tealâ’nın şu kavlidir:

“Kendilerine ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın ve zekatı verin, de­nilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca, içlerinden bir grup hemen Allah’tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korku ile insan­lardan korkmaya başladılar da, Rabbimiz! Savaşı bize niçin yazdın! Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen (daha bir müddet savaşı farz kılmasan) ol­maz mıydı?” dediler. (Nisa, 4/77).

Bu tehditten sonra yüce Allah, onları teşvik ederek şöyle buyurmuş­tur: “(Onların vazifesi) itaat ve güzel sözdür.” Yani Allah için samimi bir ita­at ve güzel bir söz, onlar için başkalarından daha hayırlı ve daha idealdir.

“îş ciddiye bindiği zaman, Allah’a sadakat gösterselerdi, elbette kendi­leri için daha hayırlı olurdu.” Yani durum ciddiyet kazanıp savaş farz kı­lındığında, sözlerinde ve savaş konusunda samimi olup, halis bir niyetle Allah’a itaat etselerdi, onlar için imanı ortaya koyup, itaat etmek, isyan edip, karşı gelmekten daha hayırlı olurdu.

Sonra Allah, onları kınamış ve onların, “Adam öldürmek ortalığı fesa­da vermektir; Araplar da bizim akrabalarımız ve kabilelerimizdir.” şeklin­deki şüphelerine şöyle diyerek cevap vermiştir:

“Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabalık bağ­larını kesmeye dönmüş olmaz mısınız?” Eğer siz itaat ve cihaddan yüz çevi­rir, savaşın hükümlerini geçerli kılmaktan uzaklaşırsanız; ya da idareyi üzerinize alırsanız, belki de cahiliyye dönemindeki kötülüklerinize döner, kan akıtırsınız, yeryüzünü zulüm, yağma, soygun ve kötülüklerle ifsad eder, birbirinizi öldürerek, ana-babaya isyan edip kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek ve diğer cahiliyye kötülükleriyle akrabalık bağlarını ko­parırsınız. Katade ve diğerleri ayetin anlamı konusunda şöyle demişlerdir: “İmandan yüz çevirirseniz, tekrar yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve kan akıtmanızdan korkulur.

Ebu Hayyan şöyle demiştir: En doğrusu, bu ayette ifadesini bulan hi­tabın savaş konusunda, münafıklara yapılmış bir hitap olduğudur. Bu ko­nuda da ayetler geçmiştir. Yani siz, müslümanlara yardım etmemekle sa­vaş konusunda Allah’ın emrine itaat etmekten yüz çevirirseniz, yeryüzün­de fesat çıkarmaktan başka sizden ne beklenir? Eğer müslümanlara yar­dım etmezseniz aranızdaki akrabalık bağlarını koparmış olursunuz. Bu hi­tabın münafıklara yapıldığının kanıtı, hemen o hitabın peşinden gelen şu ayettir: “İşte bunlar, Allah’ın kendilerini lanetlediği kimselerdir.” Bütün bu ayetler, münafıklar hakkındadır. “Asa” kelimesinde ifadesini bulan “bir işin, durumun olmasını umma, bekleme” manası Allah için söz konusu ola­maz. Çünkü yüce Allah olanı ve olacağı bilir. Bu ancak münafıkları bilip tanıyan kimse ile ilgilidir. Sanki Allah, onlara şöyle demektedir: Bizim, on­ların helak olma noktasında bilgimiz vardır. Siz eğer savaştan yüz çevirir­seniz, şöyle şöyle yapmaktan başka sizden ne beklenir?

Bu, münafıkları düşünmeye, ırkçılığı ve cedeli bırakmaya teşviktir. Yüce Allah çok iyi biliyor ki, onlar, milletin idaresini üzerlerine alsalar ve­ya bu dinden yüz çevirseler -cahiliyye dönemi insanlarının adeti olduğu gi­bi- onlardan; adam öldürmek yağmalamak ve diğer bozgunculuklardan başka hiçbir şey meydana gelmez.

Bu sebeple Allah Tealâ onları lanetleyerek şöyle buyurmuştur:

“İşte bunlar, Allah’ın kendilerini lanetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.” Yani bu zalimler ve haksız yere kan dökücüler, Allah’ın kendilerini rahmetinden uzaklaştırdığı ve kovduğu kimselerdir. Bu sebeple yüce Allah onların kulaklarını dünyada sağırlaştırdığı için, hakkı duyamıyorlar, basiretlerini yok ettiği için gerçeği göremiyorlar ve Allah’ın adil nizamını gösteren kainat delillerini düşünemiyorlar ve haksız olarak mallara ve canlara el uzatılamayacağına dair, kulları için koymuş olduğu dinî hükümleri anlayamıyorlar. Allah (c.c.) ayette “Onları sağır kıldı.” bu­yurdu, “kulaklarını sağırlaştırdı” demedi. Çünkü duymak, kulağın bulu­nup bulunmamasıyla farklılık arzetmez. Zira kulağı kesilmiş olan kimse de duyar. Ama görmek bizzat göze bağlıdır. Bu sebeple Allah ayette gözleri zikretti, ama kulağı zikretmedi.

Bu, genelde yeryüzünde fesat çıkarma, özelde akrabalık bağlarını ko­parma konusunda bir yasaklamadır. Yeryüzünde ıslahı (onarmayı, düzelt­meyi) ve sıla-ı rahimi, akrabalara iyilik yapmayı emreden bir ifadedir.

Buhari ve Müslim’in Ebu Hüreyre’den onun da Efendimiz’den rivayet ettiği bir hadiste Allah Rasulü (s.a.) şöyle buyurmuşlardır: “Allah mahlûkatı yaratmıştır. Bu yaratma işini bitirdiği vakit, rahim (akrabalık) ayağa kalkmış ve Rahmanın belini tutmuş. Bunun üzerine Rahman (rahime) “Sen sus” buyurmuştur. Rahim de, “Bu, ilginin kesilmesinden sana sığına­nın makamıdır.” demiştir. Yüce Allah da, “Evet, sana sıla yapana, benim sı­la yapmam, senden alâkayı kesene, benim de alâkayı kesmemden hoşnut olur musun?” buyurmuş. Rahim, evet razıyım demiş. Allah Tealâ hazretleri de: Bu sana verilmiştir, buyurmuştur.” Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir:

“Siz döner de yeryüzünde fesat çıkarır ve akrabalık bağlarını keser misi­niz?” ayetlerini okuyun.

Advertisements