42

    RevelationCuzPageSurah
    92 584Nisa(4)

٤٢

يَوْمَءِذٍ يَوَدُّ الَّذينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوّى بِهِمُ الْاَرْضُ وَلَا يَكْتُمُونَ اللّهَ حَديثًا

(42) yevmeiziy yeveddüllezine keferu ve asavür rasule lev tüsevva bihimül ard ve la yüktümunellahe hadisa

o kimselere o gün şöyle temenni eder resulü inkar edip, isyan eden kendileri yerle bir edilselerdi Allah’tan (gelen) bir sözü de gizlememiş (olsalardı)

(42) On that day those who reject Faith and disobey the Messenger will wish that the earth were made one with them: but never will they hide a single fact from Allah!

1. yevme izin : izin günü
2. yeveddu : ister, temenni eder
3. ellezîne : onlar, olanlar
4. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
5. ve asavû : ve asi oldular
6. er resûle : resûl, elçi
7. lev : keşke, olsa
8. tusevvâ : sevva olma, yerle bir olma
9. bi-him : onları, kendileri
10. el ardu : arz, yeryüzü, yer
11. ve lâ yektumûne : ve gizleyemezler
12. allâhe : Allah
13. hadîsen : söz

يَوْمَئِذٍ o günيَوَدُّ arzu ederlerالَّذِينَ كَفَرُوا küfürlerinde bilinçli olarak ısrar edenlerوَعَصَوْا ve asi olanlarالرَّسُولَ rasuleلَوْ تُسَوَّى bir olmayıبِهِمْ الْأَرْضُ yerleوَلَا يَكْتُمُونَ ve gizleyemezlerاللَّهَ Allah’tanحَدِيثًا hiçbir haber de


AÇIKLAMA

Allah Teâlâ, kıyamet gününde yarattıklarından hiç kimseye bir hardal ta­nesi ya da zerre miktarı kadar dahi olsun zulmetmeyeceğini, bilakis  sevabı (sadaka v.s.) varsa bunun tam olarak hem de kat kat fazlasıyla karşılığının ve­receğini haber vermektedir. “Biz kıyamet gününe mahsus adalet terazileri (mi­zanları) koyacağız. Artık hiçbir kimse hiç bir şeyle zulme (haksızlığa) uğratılmayacaktır. (O şey) bir hardal tanesi kadar bile olsa onu getiririz (mizana koya­rız). Hesapçılar olarak biz yeteriz.” (Enbiya, 21/47). Cenâb-ı Hak, Lokman (a.s.)’dan haber vererek de şöyle buyurur: “Oğulcağızım, gerçekten (yaptığın iyi­lik veya kötülük) bir hardal tanesi kadar olsa bile, bir kaya içinde, veya gökler­de, yahut da yerin içinde (gizlenmiş) olsa bile Allah onu getirir (meydana çıka­rır, hesabını görür). Çünkü Allah Latiftir (ilmi en gizli şeyleri de içine alır, hakkıyle haberdardır.” (Lokman, 31/16).

Buhari ve Müslim’de geçen Ebu Saîd el-Hudrî’nin rivayet ettiği şefaat hakkındaki uzun hadiste Resulullah (s.a.) buyuruyor ki: “Allah azze ve celle bu­yurur: Dönün, hardal tanesi ağırlığı kadar kalbinde iman bulduğunuz kimseyi cehennem ateşinden çıkarın.” Hadisin bir lafzında “Hardal tanesi ağırlığının en azının en azının en azı miktarda imanı olan kimseyi cehennem ateşinden çıka­rın” denilmiştir. Melekler pek çok halkı cehennemden çıkarırlar. Ondan sonra Ebu Said isterseniz “Şüphesiz ki Allah zerre kadar haksızlık (zulüm) etmez…” ayet-i kerimesini okuyun, dedi.

Ayetin manası şöyledir: Cenab-ı Hak hiç kimsenin amelinin sevabından, ne kadar az olursa olsun, bir şey eksiltmez. Ve hiç kimseyi de haksız yere bir şeyden dolayı cezalandırmaz. Çünkü zulüm noksanlıktır. Allah Teâlâ ise bütün kemal sıfatlara sahip, her çeşit noksanlıktan münezzeh, yüce bir zattır.

Allah kendisini akıl, takdir ve ölçü kudretiyle donattıktan sonra bir günah (seyyie) işleyen kimse ancak kendi kendine yazık etmiş olur: “(Yoksa) Rabbin kullarına (zerrece) zulmedici değildir.” (Fussilet, 41/46).

Ancak Allah Teâlâ, hiç kimsenin sevabından zerre kadar bile eksiltmemesi bir yana, bir hasene ve iyiliğin sevabını on katma, yedi yüz katına, daha da çok katına çıkarmakta; buna mukabil bir seyyie (günah) ve kötülüğün cezasını arttırmamakta, sadece misli kadarıyla ceza vermektedir. “Kim (Allah’a) bir hase­ne (iyilik, güzellik) ile gelirse, işte ona bunun on katı vardır. Kim de bir seyyie (kötülük) ile gelirse bu, o miktardan başkasıyla cezalanmaz. Onlar (yani iyilik ve fenalık edenler) haksızlığa uğramazlar.” (En’am, 6/160).

“Kendi tarafından (ayrıca da) pek büyük bir ecir (sevap) verir.” Yani Allah Teâlâ iyilik edenin hasenatını kat kat arttırmakla iktifa etmez, ayrıca amelleri­nin karşılığı haricinde de pek çok sevaplar verir. O’nun fazl u keremi bol, ih­sanları, lütufları çoktur. O büyük ecir, cennettir. Rabbimiz Teâlâ’dan bizleri rı­zasına ve cennetine kavuşturmasını dileriz.

Verdiği sevabın nizamı ve işleyişi bu olunca Yüce Hâlık bazı insanların şaşılacak hallerine işaretle buyuruyor ki: Her ümmetten yaptıkları şeylere şahitlik edecek birer şahit getirdiğimiz zaman, bakalım şu Yahudiler ve di­ğer kâfirler ne yapacaklar? Bu şahitler “Ben içlerinde bulunduğum müddet­çe üzerlerinde bir şahit idim.” (Maide, 5/117) ayet-i kerimesinde belirtildiği gibi her ümmetin peygamberidir. İşte Ey Muhammed aleyhissalâtü vesse­lam, seni de şu yalanlayanlar üzerine şahit olarak getireceğiz. Abdullah b. Mesud (r.a.) rivayet ediyor. Resulullah’a (s.a.) Nisa suresini okudum. “Onla­rın üzerine de seni bir şahit olarak getirdiğimiz zaman (onların hali) nice olur?” ayetine geldiğimde Resulullah (s.a.) ağladı ve “Bu kadar kâfi” buyur­du. Bu şahitliğin manası ümmetlerin amelleri peygamberlerine arzolunur, demektir.

Bu ayetin bir başka benzeri de şudur: “Böylece sizi (Ey Muhammed ümme­ti) vasat (orta) bir ümmet kıldık, insanlara karşı şahitler olasınız, bu peygam­ber de sizin üzerinize tam bir şahit olsun diye”. (Bakara, 2/143). Yani bu üm­met, izledikleri güzel yolları ve kendisine vahiy inen en son ümmet olması se­bebiyle geçmiş ümmetler üzerine şahit ve peygamberlerin yolundan sapmaları hususunda aleyhlerinde bir hüccet, delil olacaktır. Rasul-i Ekrem (s.a.) de sîre-ti, hayatı ve istikameti sebebiyle, sünnetini, açtığı yolu terk edenler aleyhine delil olacaktır.

İşte o gün kâfirler ve Allah’ın rasulüne karşı gelenler toprağa defnedilip yeryüzünün kendileriyle birlikte dümdüz edilmesini temenni ederler. “Kâfir, keşke toprak olaydım der.” (Nebe’, 78/40).

Ve onlar Allah’tan hiç bir söz gizleyemezler. Çünkü vücutlarındaki kendi organları aleyhlerine şahitlik eder. Denilmiştir ki, ayetteki “vav” harfi hâl için­dir. Yani yer altına gömülmeyi temenni ederler, Allah’tan hiç bir sözü gizleye­mezler, “Rabbimiz olan Allah’a yemin ederiz ki biz müşrikler (eş tutanlar) de­ğildik.” (En’âm, 6/23) ayetinde belirtilen yalanı söyleyemezler. Zira onu söyle­dikleri ve şirk koştuklarını inkâr ettikleri zaman Allah Teâlâ ağızlarını mühür­ler, elleri ve ayakları da yalanlarını söyler, şirk koştuklarına dair aleyhlerinde şahitlik eder. Son derece zor duruma düştükleri için toprak altına gömülmeyi temenni ederler.

Advertisements