11

١١

فَاعْتَرَفُوا بِذَنْبِهِمْ فَسُحْقًا لِاَصْحَابِ السَّعيرِ

(11) fa’teref’u bizenbihim fesuhkan liashabissair
Böylece günahlarını itiraf ettiler öyle ise uzak olsun o cehennemliklere!

(11) They will then confess their sins: but far will be (Forgiveness) from the Companions of the Blazing Fire!

1. fe i’terefû : itiraf ettiler
2. bi zenbi-him : kendi günahlarını
3. fe : o zaman, artık
4. suhkan : uzaklaşsın, uzak olsun
5. li ashâbi : halkına, ehline
6. es saîri : alevli ateş

فَاعْتَرَفُواböylece itiraf ederlerبِذَنْبِهِمْkendi günahlarınıفَسُحْقًا yazıklar olsunلِأَصْحَابِhalkınaالسَّعِيرِSaîr


AÇIKLAMA

“Rablerini inkâr edenlere de cehennem azabı vardır. O ne kötü bir dö­nüş yeridir!” Yani Rablerini inkâr eden, onun peygamberlerini yalanlayan, cinlere ve insanlara cehennem ateşi azabını hazırladık. Onların dönecekle­ri ve varacakları yer olan cehennem ne kötü bir dönüş yeridir.

Daha sonra Yüce Allah ateşin dört niteliğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

1, 2- “Oraya atıldıklarında o kaynayıp coşarken onun korkunç sesini işitirler.” Yani pek büyük bir ateşe odunun atıldığı gibi kâfirler de cehen­nem ateşine atıldığında eşşeklerin anırması gibi yahutta aşırı öfkelenmiş birisinin çıkardığı ses gibi alışılmadık bir ses duyacaklar. Bu arada da on­lar ateşin içindeyken tencerenin kaynaması gibi cehennem ateşi de kayna­yıp coşacaktır.

3- “Öfkesinden neredeyse çatlayacak gibi olur.” Kâfirlere aşırı öfkesin­den ve kızgınlığından ötürü neredeyse paramparça olup dağılacak.

4- “İçine herbir grup atıldığında bekçileri onlara: Size uyarıcı bir pey­gamber gelmedi mi diye sorarlar?” Yani cehenneme bir kâfir topluluğu atı­lacağı her seferinde cehennemin zebanileri ve yardımcıları onlara azarlayıcı bir üslûpla şöyle soracaklardır: Dünyada iken sizlere bu günü hatırlatıp, uyaracak, bununla korkutup sakındıracak bir peygamber gelmemiş miydi?

Kâfirler onlara iki türlü cevap vereceklerdir:

1-“Onlar: Evet, gerçekten bize bir uyarıp korkutucu geldi, fakat biz ya­lanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz, dedik diye cevap verirler.” Yani kâfirler şu sözleriyle cevap vere­ceklerdir: Evet, bizlere Rabbimiz Allah tarafından bir rasul geldi, bizi uya­rıp korkuttu, fakat biz o uyarıcıyı yalanladık ve ona: Allah senin üzerine bize tebliğ etmen için bir şey indirmemiştir. Gayba ve ahiret ile ilgili hu­suslara dair Allah’ın bize emrettiğini söylediğin şer’î hükümler adına sana herhangi bir şey vahyetmiş değildir.

Bunun bir benzeri de Yüce Allah’ın şu buyruklarında geçmektedir: “Nihayet onlar oraya geleceklerinde kapıları açılacak ve bekçileri onlara şöyle diyecek: ‘Size aranızdan Rabbinizin ayetlerini üzerinize okuyan ve bu gününüze kavuşmakla sizi korkutan peygamberler gelmedi mi?’ Onlar: ‘Evet’ diyecekler. ‘Fakat azap sözü kâfirler aleyhine hak olmuştur.” (Zümer, 39/71)

İşte bu Yüce Allah’ın kulları hakkında adaletle hükmedeceğinin ve karşı delil ortaya konulup peygamber gönderilmedikçe kimseyi azaplandırmayacağının delilidir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Biz bir rasul göndermedikçe de azap ediciler değiliz.” (İsra, 17/5)

2- Yine derler ki: Eğer biz dinleseydik ve aklımızı kullanmış olsaydık, cehennemlikler arasında olmazdık. Yani bizler kendimizi kınıyor ve yaptık­larımıza pişman oluyoruz. Eğer bizler Allah’ın indirdiği hakkı anlayan ve hidayet bulmak isteyen bir şekilde dinlemiş yahutta doğruyu yanlıştan ayırdedebilen, düşünen, yararlanan ve hidayet bulmak amacı ile aklını kullanan kimseler olarak onları düşünmüş olsaydık, elbette cehennemlik­ler arasında olmazdık. Allah’ı inkâr etmez ve sapmazdık. Fakat bizler pey­gamberlerin getirdiklerini anlayacak bir kavrayışa da, onlara uymaya biz­leri iletecek, peygamberi dinlemeye yönelmemizi sağlayacak bir akla da sa­hip değildik. Burada dinlemenin akledip anlamadan önce sözkonusu edil­mesinin sebebi, bir şeye çağırılan bir kimsenin önce çağırıcının çağrısını duymasından, sonra da onun üzerinde düşünmesinden dolayıdır.

“Böylelikle günahlarını itiraf edecekler. Allah’ın rahmeti cehennemlik­lerden uzak olsun.” Yani cehennem ateşi azabını hak etmelerine sebep teşkil eden günahlarını itiraf ve kabul edeceklerdir. Bu da küfür ve peygamberleri yalanlamaktır. Bu sebeple onlar Allah’ın rahmetinden uzak tutulacaklardır. İşte böylelikle önce suçları, sonra da cezaları açıklanmış olmaktadır.

İmam Ahmed, Ebû’l-Bahteri et-Taî’den şöyle dediğini rivayet etmekte­dir: Bana Rasulullah’tan (s.a.) işiten birinin belirttiğine göre o şöyle demiş­tir: “Kendi nefislerinden kendilerine karşı reddedemeyecekleri gerekçeler açıklanmadıkça insanlar helak edilmeyeceklerdir.” Bir başka hadiste de şöyle buyurmuştur: “Kendisinin cennetten çok cehenneme lâyık olduğunu bilip kabul etmedikçe hiç kimse ateşe girmez.”

Advertisements