23

٢٣

مِنَ الْمُؤْمِنينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْديلًا

(23) minel mü’minine ricalün sadeku ma ahedüllahe aleyh fe minhüm men kada nahbehu ve minhüm mey yenteziru ve ma beddelu tebdila
Mü’minlerden öyle kimseler (var ki), doğru çıktılar Allah’a verdikleri sözde onlardan kimi adağını yerine getirmiş, kimi de bekliyor onlar (sözü) değiştirmezler

(23) Among the Believers are men who have been true to their Covenant with Allah: of them some have completed their vow (to the extreme), and some (still) wait: but they have never changed (their determination) in the least:

1. min el mu’minîne : mü’minlerden
2. ricâlun : adam, erkek
3. sadakû : sadık kaldılar
4. mâ âhedûllâhe : Allah ile olan ahdleri
5. aleyhi : onun üzerine, ona
6. fe : böylece
7. min-hum : onlardan
8. men : kim, kimse
9. kadâ : oldu, vuku buldu
10. nahbe-hu : onun adağı, neziri, sözü
11. ve min-hum : ve onlardan
12. men : kim, kimse
13. yentezırû : bekliyorlar
14. ve mâ beddelû : ve değiştirmediler
15. tebdîlen : değiştirme


SEBEB-İ NÜZUL

İmam Buhârî’nin Muhammed ibn Saîd el-Huzâî kanalıyla Enes ibn Mâlik’ten rivayetinde o şöyle anlatıyor: Amcam Enes ibnu’n-Nadir Bedir gazvesin­de bulunmamış ve bu ona çok ağır gelmişti. “Ey Allah’ın elçisi, müşriklerle sa­vaştığın ilk savaşta bulunmadım. Allah eğer müşriklerle bir savaşta beni bulun­durursa Allah benim neler yapacağımı görecektir.” demişti. Uhud günü müslümanlar açılıp ric’at ettiklerinde ric’at eden müslümanları kastederek “Ey Allahım, şunların yaptıklarından dolayı senden özür diliyorum.”; müşrikleri kastederek de: “Ey Allahım, şunların yaptıklarından da berîyim, uzağım.” demiş ve düşmana doğru ilerlemiş. O sırada Sa’d ibn Muâz ile karşılaşmış ve ona: “Ey Sa’d, nereye? Cenneti, Nadir’in Rabbine yemin ederim ki uhud önlerinde cennet’in kokusunu alıyorum.” demiş, savaşa dalmış ve öldürülünceye kadar savaşmış. Sa’d der ki: Ey Allah’ın elçisi, onun yaptığım ben yapamadım. Enes anlatmaya devam eder: Onu bulduğumuzda gördük ki üzerinde kılıç, mızrak ve ok yarası olarak seksenden fazla yara vardı ve müşrikler onun ölüsüne de işken­ce yapmışlardı. Onu bulduğumuzda tanınmıyacak haldeydi, kızkardeşi Rubeyyi’ bintu’n-Nadir onu parmak uçlarından tanıdı. Biz bu âyet-i kerimenin o ve onun gibiler hakkında nazil olduğunu biliyoruz.

Ebu Davud et-Tayâlisî’nin kendi senediyle Enes ibn Mâlik’ten rivayetinde o şöyle anlatıyor: Dayım Enes ibnu’n-Nadir geldi. -Bana onun adını koymuşlar.-Allah’ın Rasûlü (sa) ile Bedir’e katılamamıştı ve “Rasûlullâh’ın bulunduğu ilk gazvede bulunamadım. Ama Allah’a yemin olsun, bundan sonra Allah bana bir gazve gösterirse muhakkak Allah o gazvede neler yapacağımı görecek!” derdi. Bir sonraki sene Uhud gazvesi olunca o gazvede bulundu ve müslümanlar bo­zulduğunda Sa’d ibn Muâz’ın geri çekildiğini gördü de ona: “Ey Ebu Arar, nereye? Vay o cennetin kokusuna! Onu Uhud önünde buluyorum.” deyip vuruş­maya daldı ve şehid edilinceye kadar vuruştu. Ölüler arasında bulunduğunda üzerinde seksenden fazla kılıç, mızrak, ok yarası vardı. Kız kardeşi Nadir kızı Rubeyyi’: “Onu ancak parmak uçlarından tanıyabildim. O kadar güzel parmak uçları vardı ki.” demiştir. “Mü’minler içinde Allah’a verdiği sözde sadâkat gös­teren nice erler var. İşte onlardan kimi adağını ödedi…” âyeti nazil olmuş da. Enes demiştir ki: Biz bu âyeti onun hakkında indi olarak biliyoruz.

Taberî’nin de Enes ibn Mâlik’ten rivayetinde bu Enes ibnu’n-Nadir’in bo­zulanlar içindeki Sa’d ibn Muâz ile konuştuğunda: “Ey Allahım, Bu müşriklerin yaptıklarından beri olduğum gibi şunların da (bozulan müslümanları kastediyor) yaptıklarından sana özür diliyorum.” deyip savaşa daldığı ayrıntısına yer veril­miştir.

Haberi küçük farklarla Tirmizî de Enes ibn Mâlik’ten rivayetle tahric eder­ken. Vâhidî’nin Ebu İshak Ahmed ibn Muhammed kanalıyla Enes ibn Mâlik’ten rivayetinde bu amcasının ismi Enes ibnu’n-Nadir olarak verilmiş, yine onun başka bir rivayetinde de Enes ibn Mudar denilmiştir.

Buhârî de yine Enes ibn Mâlik’ten rivayetle, hadiseyi anlatmaksızın sadece âyet-i kerimenin Enes ibnu’n-Nadir hakkında nazil olduğunu belirtmekle yetin­miştir.

Uhud’da şehid edilen Mus’ab ibn Umeyr ve arkadaşları hakkında nazil ol­duğu da söylenir.

Keşşafta ise daha farklı bir nüzul sebebi zikredilir: Sahabeden bazıları: “Rasûlullah (sa) ile beraber bir harbde bulunacak olurlarsa mutlaka sebat etmeyi ve şehid oluncaya kadar savaşmayı adamışlardı. Bunlar Hz. Osman ibn Affân, Talha ibn Ubeydullah, Saîd ibn Zeyd ibn Amr ibn Nüfeyl, Hz. Hamza, Mus’ab ibn Umeyr ve başkalarıdır. İşte bu âyet-i kerime onların bu adakları üzerine na­zil olmuştur.