4

    RevelationCuzPageSurah
    92 476Nisa(4)

٤

وَاتُوا النِّسَاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةً فَاِنْ طِبْنَ لَكُمْ عَنْ شَىْءٍ مِنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنيًا مَريًا

(4) ve atün nisae sadükatihinne nihleh fe in tibne leküm an şey’im minhü nefsen fe küluhü heniem meria

(nikah kıydığınız) kadınlara veriniz mehirlerini gönül hoşluğu ile eğer bağışlarlarsa kendi istekleri ile onu rahatlıkla (ve) afiyetle yiyin

(4) And give the women (on marriage) their dower as a free gift but if they, of their own good pleasure, remit any part of it to you, take it and enjoy it with right good cheer.

1. ve âtû : veriniz
2. en nisâe : kadınlara
3. sadukâtihinne : onların mehirlerini
4. nıhleten : gönülden koparak, seve seve vermek
5. fe in tıbne : razı, hoşnut olarak
6. lekum : sizin için
7. an şey’in : bir şeyi, bir şeyden
8. minhu : veriniz
9. nefsen : zat, şahıs, kimse
10. kulûhu : onu yeyin
11. henîen : afiyetle
12. merîan : boğazdan kolayca geçen, afiyet verici

وَآتُوا verinالنِّسَاء�� kadınlaraصَدُقَاتِهِنَّ mehirleriniنِحْلَةً bir hak olarakفَإِنْ طِبْنَ bununla beraber bağışlarlarsaلَكُمْ sizeعَنْ شَيْءٍ bir şeyمِنْهُ ondanنَفْسًا gönül hoşluğu ileفَكُلُوهُ onu da yiyinهَنِيئًا afiyetمَرِيئًا ve kolaylıkla


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Ebî Hatim’in Ebu Salih’ten rivayetle tahricinde o şöyle demiştir: (Câhiliye devrinde) Kişi, kızını nikahladığı zaman mehrini kızına vermez, kendisi alırdı. Allah müslümanlara bunu yasakladı ve “Kadınların mehirlerini yürekten istiyerek verin…” âyetini indirdi.

Mukatil der ki: Câhiliye devrinde erkek kadına mehir vermeden onunla evlenirdi. Meselâ: “Sen bana, ben de sana mirasçı olalım.” dediğinde kadın olur derse ayrıca bir mehir vermezdi. İşte bunun üzerine “Kadınların mehirlerini yürekten istiyerek ve bir bağış olarak verin.” âyet-i kerimesi nazil oldu.

İbn Cerîr’in Hadramî’den rivayetine göre insanlar (bazı müslümanlar) karısına (kadınına) vermiş olduğu maldan herhangi bir şeye dönecek ve ona verdiği mehrin herhangi bir kısmından vazgeçecek olursa bunu günah sayarlardı. îşte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.


AÇIKLAMA

Bu ayetlerin konusu nüzul sebebine göre tespit edilebilir. Buna göre konu ya yetimlerin dışında kalan hanımlarla evlenmektir; yani eğer sizden herhangi birinizin himayesinde yetim bir kız bulunur ve böyle bir kıza mehr-i mislini ve­rememekten korkuyor iseniz, bunun dışında hanımlarla evlenmeye yönelin. Çünkü bu durumda olanlar pek çoktur ve bu konuda Allah evlenmek isteyene darlık vermemiştir. Yahut da ayet-i kerime kadınlar hakkında adaletli davran­makla ve birden fazla evlenmeleri halinde onlara zulmü önlemekle ilgilidir. Ya­ni, “Yetimlere de mallarını verin” ayet-i kerimesi nazil olunca, kadınların hak­larında adaleti terk etmekten çekinmemekle birlikte, yetimleri velayetleri altı­na almaktan çekinmeye koyuldular. Çünkü bu durumda herhangi birisinin ni­kâhı altında kimi zaman on kadın bulunur ve bunlar arasında adalet yapma-yabilirdi. İşte bunlara şöyle dendi: Yetimlerin haklarıyla ilgili olarak adaleti terk etmekten çekindiğiniz gibi, kadınlar arasında adaletten uzak durmaktan da korkun, çekinin ve nikâhınız altında tutacağınız kadınların sayısını azaltın.

Korkmaktan kasıt ise bilmektir. Bu ifadeyle, bilinen şeyin korkulacak ve sakınılacak bir şey olduğu anlatılmak istenmiştir.

Yani eğer sizler mehirlerini vermemek suretiyle yahut batıl yollarla yetim­lerin mallarım yemek suretiyle yetimlere haksızlık yapacağınızı bilir yahut hissederseniz, yetim bir kızla evlenmemelisiniz. Onun dışında bir, iki, üç yahut dörde kadar başka kadınlarla evlenebilirsiniz. Birden çok kadınla evlendiğiniz takdirde de adaletle davranmalısınız. Adaletle muamele yapma ve aralarında haklarını pay edebilme imkânını bulabilmeniz için dörtten fazla kadınla evlen­meyiniz. Bu durumda erkeklerin çeşitli durumları söz konusu olur. Kimisi iki hanımla, kimisi üç, kimisi dört hanımla evlenir. Dört sayısı, hanımlar arası adaletin mümkün olabileceği azami sınırdır.

Yüce Allah’ın, “Nikahlayın” buyruğundaki emir mübahlık ifade eder. Bu, Yüce Allah’ın, “yiyiniz, içiniz” (Bakara, 2/187) buyruklarını andırmaktadır. Bu­nun vücup ifade ettiği de söylenmiştir. Yani Yüce Allah’ın, “İkişer, üçer, dörder olmak üzere” buyruğundan alınmış sayıyı aşmamanın vücubunu ifade ediyor, demektir. Yoksa asıl itibariyle nikâhın vücubunu ifade etmez.

Yüce Allah’ın, “İkişer, üçer, dörder olmak üzere” buyruğunun her bir keli­mesi türünün tekrarına delâlet etmektedir. “ikişer”de iki, ikiye, “üçer”de üç, üçe, “dörder”de dört, dörde delâlet etmektedir. Yani birden çok hanımla evlen­mek isteyen herkes, sözü geçen sayıdan dilediği kadarını nikahlayabilir. Kimi­sinin bu kadar hanımı olabilir, kimisinin olmaz.

Daha sonra Yüce Allah birden çok hanımlar arasında adalete bağlı kalma­nın zorunlu olduğunu pekiştirmektedir. Bu husus da Yüce Allah’ın, “Eğer yetim kızlar hakkında adaletli davranamayacağınızdan…” buyruğundan anlaşılmak­tadır. Bu buyruğunda Yüce Allah şunu zikretmektedir: Sizler birden çok hanım ile evlenmeniz halinde adaletle davranamayacağınızdan korkarsanız o takdir­de tek bir hanım ile yetinmelisiniz. Birden çok hanımla evlenmek Yüce Allah’ın şu buyruğunda açıkça emrolunan adaleti gerçekleştireceğinden yana emin olan kimse için mubahtır: “Hırs gösterseniz bile kadınlar arasında adaleti gözetmeye güç yetiremezsiniz.” (Nisa, 4/129). Bu buyruk, kalbî meyil arasındaki adalet hakkında anlaşılabilir. Eğer bu ihtimal olmamış olsaydı, her iki ayetten herhangi bir şekilde birden çok hanımla evlenmenin caiz olmaması sonucu çı­kardı.

Adaletli davranamamak korkusu bu hususta zan ve şüphe halini de kap­sar. O bakımdan ya hür kadınlardan tek bir kadın ile yetinmelisiniz yahut da cariyelerden dilediğiniz kadar cariyeyi odalık almak yoluyla yetinme yoluna gitmelisiniz. Cariyelerin nikahlanma yoluna gidilmemesi ise aralarında her hususta adaletin vacip olmayışındandır. Onlar hakkından istenen yalnızca örfe uygun olarak geçim için gerekli nafakadan ibarettir.

Tek bir kadınla evlenmeyi seçmek yahut da cariye ile yetinme yoluna git­mek, haksızlık ve zulüm yapmamaya daha yakındır. Yüce Allah’ın, “Sizin hak­sızlık yapmamanıza” buyruğundan kasıt, zulüm yapmamanızadır. İmam Şafiî (r.a.)’nin bu, “Haksızlık yapmamanıza” buyruğunu, “Geçindirmekle yükümlü olduğunuz kimselerin sayısının artmamasına daha yakındır” diye tefsir ettiği nakledilmiştir. Buna delil de Kisaî, Asmaî ve Ezherî’nin belirttiklerine göre Arapların fasih olanlarından bir kimsenin geçindirmekle yükümlü olduğu kişi­lerin (aile efradının) sayısı arttığı takdirde bu durumu ifade için (ayet-i kerime­de kullanılan kelime ile aynı kökten gelen) âle, ye’ûlu fiili ve aynı kökten gelen kelimeler kullanmasıdır.

Kısacası zulümden uzak durmak, tek bir kadın ile yetinmenin yahut da cariye ile yetinme yoluna gitmenin teşri edilmesinin sebebidir. Bunda ayrıca hanımlar arasında adaletin şart olduğuna da işaret vardır. Kadınlar arası iste­nen adalet ise maddî adalettir. Yani yanlarında gecelemeyi aralarında eşit pay­laştırmak, yemek, içmek, giyinmek, mesken gibi geçim harcamalarında eşitliği sağlamaktır. Manevî adalet yahut da kalbî yakınlık olan meyil ve sevgi ise, is­tenen bir şey değildir. Çünkü bu, insanın elinde olan bir şey değildir. Bundan dolayı Hz. Aişe’ye diğer hanımlarından daha fazla meyleden Allah Rasulü, Sü­nen kitaplarında Hz. Aişe’den zikredildiğine göre şöyle buyurmuştur: “Allah’ım bu elimde olan şeyleri paylaştırmamam Elimde olmayan şeylerden dolayı da beni sorumlu tutma.” Bundan kasıt ise kalbî meyildir. Kişi adalet yapamamak­tan korkacak olursa, birden fazla hanımla evlenmesi haram olur.

Daha sonra Yüce Allah kocalara hitap ederek hanımlarına mehirlerini te­reddütsüz ve gönül hoşluğu ile vermelerini emretmektedir. Bu ise iki eş arasın­da kurulacak sevginin bir sembolü, hanıma olan sevgi ve ona verilen kıymetin bir belirtisidir. İbni Abbas’m görüşüne göre “kadınlara mehirlerini… veriniz” ayetindeki hitap kocalaradır. Önceleri koca mehirsiz olarak evlenir, “Ben sana mirasçı olurum, sen de bana mirasçı olursun” der kadın da buna razı olurdu. Burada ise mehirlerini vermekte ellerini çabuk tutmakla emrolundular.

Hitabın velilere olduğu da söylenmiştir. İbni Ebi Hatim, Ebu Salih’ten şöyle dediğini rivayet etmektedir: Erkek (velayeti altında bulunan) dul bir kadını ev­lendirdiği takdirde, mehrini kendisi alır, ondan kadına bir şey vermezdi. Yüce Allah onlara bunu yasakladı ve, “Kadınlara mehirlerini… verin” ayeti nazil oldu.

Eğer kadınların kendileri gönül hoşluğu ile, baskı altında tutulmaksızın ve aldatılmaksızın size bir şey verecek olursa, onu da afiyetle yiyiniz. Yani bu sizin için helâl olur, onu almakta sizin için bir günah yoktur. Dünyada bunun sizden geri isteneceğinden korkmayın, ahirette de bir sorumluluktan çekinme­yin.

Burada “yemek” kelimesi ile onda tasarrufun helâl olduğu kastedilmekte­dir. Özellikle yemekten söz edilmesi ise malî tasarrufların çoğu şekillerinin bu yolla olmasından dolayıdır. Yüce Allah’ın, “Onların mallarını mallarınıza (ka­rıştırarak) yemeyin” buyruğunda olduğu gibi.

Advertisements