110

١١٠

وَنُقَلِّبُ اَفِدَتَهُمْ وَاَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِه اَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فى طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

(110) ve nükallibü ef’idetehüm ve ebsarahüm kema lem yü’minu bihi evvele merrativ ve nezeruhüm fi tuğyanihim ya’mehun

onların kalplerini ve gözlerini ters çeviririz ilk defa buna iman etmedikleri gibi onları bırakacağız kendi tuğyanları içinde bocalar halde

(110) We (too) shall turn to (confusion) their hearts and their eyes, even as they refused to believe in this in the first instance: we shall leave them in their trespasses, to wander in distraction.

1. ve nukallibu : ve çeviririz, döndürürüz
2. ef’idete-hum : onların fuad hassaları (nefslerinin kalbinin idrak hassaları)
3. ve ebsâre-hum : ve onların basiretleri, kalp gözünün görme hassaları
4. kemâ : gibi
5. lem yu’minû : îmân etmediler (mü’min olmadılar)
6. bi-hî : ona
7. evvele : evvel, ilk
8. merretin : defa
9. ve nezeru-hum : ve onları terkederiz
10. : içinde
11. tugyâni-him : tuğyanları, taşkınlıkları
12. ya’mehûne : bocalıyorlar, şaşırıyorlar

وَنُقَلِّبُ biz tersine çeviririz deأَفْئِدَتَهُمْ onların kalpleriniوَأَبْصَارَهُمْ ve gözleriniكَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِهِ iman etmedikleri gibiأَوَّلَ مَرَّةٍ ilkindeوَنَذَرُهُمْ onları bırakırızفِي içindeطُغْيَانِهِمْ azgınlıklarıيَعْمَهُونَ kör ve şaşkın


AÇIKLAMA

Yüce Allah Rasulüne ve müminlere, müşriklerin ilâhlarına sövmeyi bun­da maslahat olsa dahi yasaklamaktadır. Çünkü onlara sövmekten, bu masla­hattan daha büyük bir mefsedet ortaya çıkabilir. O da müşriklerin müminlerin ilâhına sövmek suretiyle karşılık vermeleridir. Halbuki O, “Kendisinden başka ilâh olmayan Allah’tır.” Nitekim İbni Abbas da böyle demiştir.

Ey Müslümanlar! Müşriklerin Allah’ı bırakarak dua edip tapındıkları ilâhlarına sövmeyiniz. Çünkü belki bu müşriklerin, Yüce Allah’ın kadir ve aza­metini bilmediklerinden dolayı müminleri daha bir öfkelendirmek için sövmekte haddi aşarak, haksızlığa ve zulme saparak, Yüce Allah’a sövmelerine sebep teşkil edebilir. İşte bu şunu da göstermektedir ki, itaat yahut maslahat eğer bir masiyete veya mefsedete götürüyor ise terk olunur. Yüce Allah Musa ve Ha­run’a Firavun ile konuşmaları esnasında yumuşak olmalarını emretmiştir: “Siz ona yumuşak söz söyleyin. Olur ki öğüt alır, yahut (Allah’tan) korkar.” (Tâ-Hâ, 20/44).

Yüce Allah bu topluluğa putlara sevgi beslemeyi, onların yardımına koş­mayı süslü gösterdiği gibi, her bir ümmete de küfür ve sapıklık gibi kötü emel­lerini süslü göstermiştir. Yani bu, Yüce Allah’ın yarattıkları arasındaki sünne­tidir. Onlar taklit ve bilgisizlik üzre yahut bilgileri olduğu halde ve inattan do­layı izledikleri âdet ve geleneklerini güzel görürler. Allah da böylelerini kendi halleriyle başbaşa bırakır.

Bu süslü gösterme, herhangi bir zorlama veya cebr söz konusu olmaksızın onların tercihlerinin bir neticesidir. Yoksa Allah, diğer müminlerin kalplerinde imanı ve hayrı süslü gösterdiği gibi, bunların da kalplerinde küfür ve şerri süs­lü görmeyi yarattığından dolayı böyle değildir. Aksi takdirde iman, küfür, hayır ve şer doğuştan gelen kevnî bir durum olur. Artık böyle bir durumdan sonra müşrikleri düzeltmeye yapılacak çağrı bir çeşit abes iş olur ki, Allah böylesinden münezzehtir. Değilse, sevap, ceza, peygamberlerin gönderilmesi ve kitapla­rın indirilmesi de anlamsız bir iş olur, adaletin gereği bir şey olmaktan çıkardı.

Dünya hayatında onlar kendi halleriyle başbaşa bırakılmışlardır, ancak ölümün akabinde ve diriltilecekleri vakit rablerine ve işlerinin mutlak maliki­ne döndürüleceklerdir, başkasına değil. O da amellerinin karşılıklarını onlara verecektir; hayır ise hayır, şer ise şer. Bu ise bir uyarı ve tehdittir.

Bu müşrikler Allah’ın adıyla öyle tekit edilmiş yeminlerde bulundular ki, bundan daha güçlü yemin adeta olmaz: Andolsun ki eğer kendilerine maddî bir mucize ve kendilerinin teklif ettikleri kevnî ayetlerden harikulade bir mucize gelecek olursa, şüphesiz onun Allah tarafından geldiğini senin de Allah’ın rasulü olduğunu tasdik edeceklerdir. Bu, onların inatçı bir kavim olduklarına işa­rettir. Çünkü onlar bu Kur’an-ı Kerim’in mucize özellikli olduğunu hiç bir şekil­de görmüyorlardı. Onların hedefi ise ancak mucize talebinde bulunmak sure­tiyle tahakküm etmekten başka bir şey değildi.

Ey Muhammed! Doğru yolu bulmak ve bu yolun kendilerine gösterilmesi amacıyla değil de işi yokuşa sürmek, inat ve küfür maksadıyla senden mucize­ler isteyen şu kimselere de ki: Bu mucizeyi göstermek Allah’a aittir. Bunları göstermeye gücü yeten O’dur. Dilerse bu mucizeleri size gösterir, dilerse sizi halinize bırakır ve O, ancak hikmet gereği onları indirir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın izniyle olmadıkça hiç bir peygamberin kendili­ğinden bir ayet (mucize) getirmesi mümkün değildir.” (Mü’min, 40/78)

Daha sonra Yüce Allah, peygamberine iman etmeleri için müşriklerin tek­lif ettiklerinden bir mucizenin getirilmesini temenni eden müminlere şöyle hi­tap etmektedir: Onların iman edeceklerini nereden biliyorsunuz? Yani bu muci­zelerin onlara gösterildiğini var saysak dahi, bunlar yine de kendilerine mucize geldiğinde iman etmeyeceklerdir. Çünkü Yüce Allah ezelden beri onların iman etmeyeceklerini bilmektedir: Ben biliyorum ki, onlara bu ayetler geldiği takdir­de onlar iman etmeyeceklerdir, siz ise bilmiyorsunuz.

“Biz ona ilk defa iman etmedikleri gibi onların kalplerini çeviririz.” Kalple­rini hakkı idrak etmekten, imam kavramaktan, gözlerini de O’nu görmekten çevireceğiz. Kendileriyle o hak arasına engel olacağız, onlar da onu idrak ede­meyecekler. Onlara her türlü ayet (mucize) gelecek olsa dahi yine iman etme­yeceklerdir. Nitekim ilk defa kendilerine Kur”an-ı Kerim ve daha başka, karşı koymakta acze düştükleri bir çok mucizeler geldiği vakit de kendileriyle iman arasına engel koymuştuk. Buna sebep ise onların gerçekleri idrak etmekten büsbütün yüz çevirmiş olmalarıdır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Eğer biz onlara gökten bir kapı açsak ve ondan yukarı çıksalar elbette “Şüphe­siz bizim gözlerimiz döndürüldü. Hatta biz büyülenmiş bir topluluğuz” diyecek­lerdir. Hicr, 15/14-15).

Gerçek şu ki, Ku-ran-ı Kerim’de yer alan aklî ve ilmî delillerin ikna etme­diği bir kimseyi gözüyle göreceği maddî mucizelerde ikna etmeyecektir.

Aynı şekilde siz, onları azgınlıkları içerisinde bırakmayacağımızı nereden biliyorsunuz? Yani biz onları kendi hallerine bırakacağız. Tuğyandan, azgınlık etmekten yani hadlerini aşmaktan onları alıkoymayacağız. Onları işittikleri ve gördükleri ayetler hususunda, taşkınlıkları içerisinde şaşkın ve tereddüt içeri­sinde bırakacağız. Acaba bu apaçık bir gerçek midir, yoksa aldatıcı büyü mü­dür diye karar veremeyecekler.

Advertisements