7

    RevelationCuzPageSurah
    84 21404Rum(30)

٧

يَعْلَمُونَ ظَاهِرًا مِنَ الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ الْاخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ

(7) ya’lemune zahiram minel hayatid dünya ve hüm anil ahirati hüm ğafilun
Onlar dış yüzünü bilirler dünya hayatının ve onlar âhiretten gafildirler

(7) They know but the outer (Things) in the life of this world: but of End of things they are heedless.

1. ya’lemûne : biliyorlar, bilirler
2. zâhiren : zahir olan, görünen
3. min : dan
4. el hayâti ed dunyâ : dünya hayatı
5. ve hum : ve onlar
6. anil âhıreti (an el âhireti) : ahiretten
7. hum : onlar
8. gâfilûne : gâfil olanlar


AÇIKLAMA
1.inci ayetten 7. ayete kadar;

“Elif, lam, mim.” Bu mukattaa harfleri daha önce benzerlerinde geçti­ği gibi Kur’an’ın mucize olduğuna dikkat çekmek ve dinleyiciyi daha sonra anlatılacak şeyleri can kulağıyla dinlemeye teşvik etmek içindir.

“Rumlar, size çok yakın bir yerde mağlup oldular. Onlar bu yenilgile­rinden sonra galip geleceklerdir, birkaç sene içinde.” Yani İranlılar Rumları, Rum diyarının Arap diyarına en yakın yerinde Şam diyarında, Ürdün ve Filistin arasında yenilgiye uğrattılar. Rumlar da İranlıları bu olayın tari­hinden itibaren birkaç sene içerisinde yenilgiye uğratacaktır. Biz, bu zafer günlerini insanlar arasında paylaştırırız.

Bu ifade ileride meydana gelecek bir olay hakkında gayb’den haber verme niteliğindedir. Yaşanan hayat bu haberi teyid etmektedir.

Daha önce beyan ettiğimiz gibi İran Şahı Sabur, Şam diyanyla Arap yarımadasının Şam tarafını ve Rum diyarının güney topraklarını aldığı za­man bu ayetler inmişti.

Bu durumda Rum kralı Hirakl zor durumda kalmış, nihayet Kostanti-niyye’ye sığınmıştı. İran Kralı Sabur, Rum kralı Hirakl’i bir müddet kuşat­mış sonra da kuşatmayı kaldırınca Hirakl yine hakimiyetini elde etmişti.

Rum suresinin M. 622 yılında nazil olmasından birkaç yıl sonra (M. 627 yılında) Hirakl, Dicle nehri üzerindeki Ninova’da Rumların İranlılara karşı ilk defa kesin zaferini tescil etti. Bu sebeple İranlılar Kostantiniyye kuşatmasından çekildiler. M. 628 yılında da İran Kisrası Perviz oğlu Şîra-veyh’in eliyle öldürüldü.

Bu iki devlet eski dünyaya tamamen hakim idiler. Doğuda İran İmpa­ratorluğu, batıda Rum (Bizans) İmparatorluğu. Ancak Şam diyarmdaki li­derlik, aralarında çekişme konusu idi.

“Eninde sonunda emir Allah’ındır.” Yani galibiyetten önce de sonra da bütün her şey Allah’a aittir. İki devletten biri diğerine Allah’ın kaza ve ka­deriyle galip gelir. O, yaratıkları hakkında dilediği şekilde hükmeder: “Bu günleri insanlar arasında paylaştırırız.” (Al-i İmran, 3/140). Zafer daima maddî ve şahsî güç sebebiyle değildir. Güçlü olmak zafer vasıtalarından bi­ridir. Sonunda itimad edilen husus Allah’ın iradesi ve kudretidir. Bazan za­yıf olan kuvvetliye, sayıca az olan çok olana galip gelebilir. “Nice az gruplar vardır ki Allah ‘m izniyle çok gruba galip gelmiştir. Böylece Allah fasıkları rezil-rüsvay etmiştir.”

“O gün müminler Allah’ın yardımı sebebiyle sevineceklerdir.” Yani Şam Kralı Kayser’in adamları Hristiyan Rumlar, Mecusî putperest Kis-ra’nın adamları İranlılara karşı galip geldikleri gün müminler; Allah’ın din ve kitap ehlini, dinleri ve kitapları olmayanlara karşı zafere ulaştırması sebebiyle sevineceklerdir.

‘Allah dilediğine yardım eder. O, Aziz ‘dir, Rahim ‘dir.” Yani Allah dile­diği kimseye düşmanlarına karşı yardım eder. O dilediğini yerine getiren­dir. O yenilgiye uğramayan mutlak galip olandır. Düşmanlarından intikam alandır. O dostlarına güç ve kudretiyle izzet ve şeref verendir. Mümin kul­larına son derece merhametlidir. Güçlünün zayıfı ezmesine fırsat vermez. Günahlardan intikam almakta acele davranmaz. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Eğer Allah insanları işledikleri sebebiyle hemen sor­gulayacak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat O, onları be­lirli bir vadeye kadar ertelemektedir.” (Fatır, 35/45).

Tirmizî, İbni Cerir, İbni Ebî Hatim ve Bezzar Ebu Said el-Hudrî’den şöyle rivayet ediyorlar: Bedir Günü olduğu zaman Rumlar İranlılara galip gelmişlerdi. Bu müminlerin hoşuna gitti, bununla sevindiler. Cenab-ı Hak da bunun üzerine şu ayeti indirdi: “O gün müminler Allah’ın yardımı sebe­biyle sevinirler. Allah dilediğine yardım eder. O Aziz’dir, Rahim’dir.”

Bir başka âlimler grubu da şöyle dediler: Doğrusu Rumların İranlılara galip gelmesi Hudeybiye senesindeydi. Önemli olan, Rumlar İranlılara ga­lip geldikleri zaman müminlerin bununla sevinmiş olmalarıdır. Zira Rum­lar genellikle Ehl-i Kitap olup müminlere Mecusîlerden daha yakın idiler. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “İman edenlere en şiddetli düş­man olarak Yahudileri ve Allah’a şirk koşanları bulursun. Onların iman edenlere sevgi bakımından en yakın olanlarının, Biz Hristiyanlarız, diyen kimseler olduklarını bulursun.” (Maide, 5/82).

“Bu Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez. Fakat insanların ço­ğu bilmezler.” Yani ey Muhammedi Bizim Rumları İranlılara karşı galip kı­lacağımız şeklinde sana bildirdiğimiz bu haber Allah tarafından gerçek bir vaaddir, doğru bir haberdir. Allah vaadinden dönmez, bu mutlaka olacak­tır. Çünkü Allah’ın ilâhî kanunu, çarpışan iki gruptan Hakka daha yakın olana yardım etmektir. Fakat insanların çoğu kâinatta varolan ilâhî sün­netleri bilmedikleri için Allah’ın hükmünü ve O’nun adalet üzerine kurulu olan ilâhî fiillerini bilmezler.

“Onlar dünya hayatının sadece görünen yüzünü bilirler. Onlar ahiret-ten tamamen gafildirler.” Yani insanların çoğunun dünya hakkında ve geçim işleri, mal-mülk kazanmak, ticaret, ziraat ve sanat gibi meslekler v.b. maddî ilimlerde zahirî bilgileri vardır. Fakat onlar din ve ahiret işlerinden gafildirler. Sanki onlar düşünceden ve incelemeden mahrumdurlar. Gelece­ğe hiç bakmıyor gibiler. İman eder ve salih ameller işlerlerse ebedî nimetle­rin; inkâr eder ve Rablerinin emirlerine isyan ederlerse horlayıcı bir aza­bın kendilerini beklediğini hiç düşünmüyorlar. Dolayısıyla kendilerine ahi-rette fayda verecek olan şeyleri asla işlemiyorlar. Onların ilimleri dünyaya aittir. Daha doğrusu onlar dünyayı bile gerçek yönüyle bilmiyorlar. Dünya­nın sadece görünen yüzünü, yani lezzetlerini ve oyunlarını biliyorlar. Dün­yanın iç yapısını, yani zararlı taraflarını ve sıkıntılarını bilmiyorlar. Dola­yısıyla onlar gerçekten ahiretten gafildirler.