24

    RevelationCuzPageSurah
    92 581Nisa(4)

٢٤

وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ كِتَابَ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَاءَ ذلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِنينَ غَيْرَ مُسَافِحينَ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه مِنْهُنَّ فَاتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَريضَةً وَلَاجُنَاحَ عَلَيْكُمْ فيمَا تَرَاضَيْتُمْ بِه مِنْ بَعْدِ الْفَريضَةِ اِنَّ اللّهَ كَانَ عَليمًا حَكيمًا

(24) vel muhsanatü minen nisai illa ma meleket eymanüküm kitabellahi aleyküm ve ühille leküm ma verae zaliküm en tebteğu bi emvaliküm muhsiniyne ğayra müsafihiyn femestemta’tüm bihi minhünne fe atuhünne ücurahünne feridah ve la cünaha aleyküm fima teradaytüm bihi mim ba’dil feridah innellahe kane alimen hakima

evli olan kadınlarla (evlenmeniz) haram (yalnız) istisna malik olduğunuz cariyeler Allah’ın üzerinize farz yazdığı hükmüdür size helal kılındı bunların dışında kalanlar talep edip istemeniz, mehirlerini vermeniz şartı ile namuslu yaşamak nikahsız ilişki kurmamak o halde faydalandınız ise nikah ile hangilerinden kendilerine verin takdir edilen mehirlerini size günah yoktur aranızda razı olduğunuz miktarda, mehir kesinleştikten sonra şüphesiz Allah en iyi bilen, adaletle hükmedendir

(24) Also (prohibited are) women already married, except those whom your right hands possess: thus hath Allah ordained (prohibitions) against you: except for these, all others are lawful, provided ye seek (them in marriage) with gifts from your property, desiring chastity, not lust, seeing that ye derive benefit from them, give them their dowers (at least) as prescribed but if, after a dower is prescribed, ye agree mutually (to vary it), there is no blame on you, and Allah is All-Knowing All-Wise.

1. ve el muhsanâtu : ve evli kadınlar
2. min en nisâi : kadınlardan
3. illâ : hariç, müstesna, …’den başka
4. mâ meleket : sahip olduğunuz
5. eymânu-kum : elinizin altında bulunan (cariyeler)
6. kitâbe : yazılmış olan, farz kılınan hüküm
7. allâhi : Allah
8. aleykum : sizin üzerinize, size
9. ve uhille : ve helâl kılındı
10. lekum : sizin için, size
11. mâ verâe zâlikum : bunların arkasında, dışında olanlar
12. en tebtegû : istemeniz
13. bi emvâli-kum : mallarınız ile
14. muhsinîne : muhsin olanlar, namusunu koruyanlar, iffetli olanlar
15. gayre musâfihîne : zina yapmamak
16. fe mestemta’tum : artık faydalanmak istediniz şey
17. bi-hî : onunla
18. min-hunne : onlardan
19. fe âtû-hunne : o taktirde onlara verin
20. ucûre-hunne : onların ücretleri, mehirleri
21. farîdaten : farz olarak (mehir olarak)
22. ve lâ cunâha : ve günah yoktur
23. aleykum : sizin üzerinize
24. fî-mâ : o şey hakkında
25. terâdaytum : razı oldunuz (anlaştınız)
26. bi-hî : onunla
27. min ba’di : sonradan, sonra
28. el farîdati : farz olan, mehir
29. inne : muhakkak
30. allâhe : Allah
31. kâne : oldu, idi, …dır
32. alîmen : en iyi bilen
33. hakîmen : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi


وَالْمُحْصَنَاتُ evli olanlar daمِنْ النِّسَاءِ kadınlardanإِلَّا müstesnaمَا مَلَكَتْ sahip olduğuأَيْمَانُكُمْ sağ ellerinizinكِتَابَ bu yazdığıdırاللَّهِ Allah’ınعَلَيْكُمْsizeوَأُحِلَّ helal kılındıلَكُمْ sizeمَا وَرَاءَ dışındakilerذَلِكُمْ bunlarınأَنْ تَبْتَغُوا istemeniz içinبِأَمْوَالِكُمْ mallarınızlaمُحْصِنِينَ iffetli olupغَيْرَ etmedenمُسَافِحِينَ zinaفَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ o halde faydalandığınızdaبِهِ kendisiyleمِنْهُنَّ onlardanفَآتُوهُنَّ onlara verinأُجُورَهُنَّ ücretleriniفَرِيضَةً bir farz olarakوَلَاyokturجُنَاحَ bir günahعَلَيْكُمْ sizeفِيمَا تَرَاضَيْتُمْ بِهِ kendisinde karşılıklı anlaştığınız şey hususundaمِنْ بَعْدِ الْفَرِيضَةِ takdir edilen şeyden sonraإِنَّmuhakkak kiاللَّهَ Allahكَانَ olandırعَلِيمًا Alîmحَكِيمًا ve Hakim

SEBEB-İ NÜZUL

Neseî’nin Muhammed ibn Abdima’lâ kanalıyla Ebu Saîd el-Hudrfden rivayetle tahricine göre Allah’ın Rasûlü (sa) Evtas’a bir ordu göndermiş; düşmanla karşılaşıp onları yenmişler ve müşriklerden kocaları olan bazı kadınları da esir almışlar. Müşriklerle evli o esir kadınlarla münasebette bulunma konusunda sıkıntı içindelerken Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirerek   iddetlerinin   bitiminde   bu   cariye   kadınların   sahiplerine   helâl olduklarını bildirmiş.

Tirmizî’deki bir rivayette bu durumdaki ashabın, gelerek Hz. Peygamber (sa)’e ne yapacaklarını sormaları üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuştur.

Ebu Saîd el-Hudrî’den gelen başka bir rivayette o şöyle diyor: Allah’ın Rasûlü (sa) Evtas halkından esirler alınca biz: “Ey Allah’ın elçisi, neseblerini ve kocalarını bildiğimiz kadınlarla nasıl cinsel ilişkide bulunuruz?” dedik de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.

Başka bir kanaldan Ebu Saîd el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre o şöyle anlatıyor: Huneyn günü Allah’ın Rasûlü (sa) Evtas üzerine bir ordu gönderdi. Bu ordu düşmanla karşılaşıp savaştı ve onlara galip geldiler de onlardan kadın esirler elde ettiler. Rasûlullah (sa)’ın ashabından bazıları, onların müşriklerden kocaları olduğu için onlarla cinsel ilişki kurmada tereddüt ettiler de bunun üze­rine Allah Tealâ bunlar hakkında “Sağ ellerinizin mâlik olduğu cariyeler müs­tesna olmak üzere evli kadınlarla evlenmeniz haram kılındı…” “Yani iddetlerinin bitiminde onlar size helâldirler.” anlamındaki âyet-i kerimeyi indirdi.  Bu rivayet­lere nazaran âyet-i kerime Hicretin sekizinci yılı gazvelerinden olup Şevval ayında vukubulan Huneyn gazvesinden sonra nazil olmuş demektir.

Abd ibn Humeyd’in İkrime’den rivayetine göre âyet-i kerime Muâze adındaki bir kadın hakkında nazil olmuştur. Ayetin nüzulüne sebep olan hâdise şöyle gelişmiştir: Bu muâze Sedûs oğullarından Şücâ’ ibnu’l-Hâris adında bir ihtiyarın hanımı imiş. Şücâ’ın ondan daha genç bir karısı daha varmış ve bu genç hanım ona erkek çocuklar doğurmuş. Şücâ’ bir gün bazı işleri için evden dışarda olduğu sırada Muâze’nin bir amcası oğlu eve gelmiş. Muâze ona: “Beni aileme geri götür, bu Şücâ’da hayır yok.” demiş, amcası oğlu da onu alıp kadının kabilesine götürmüş. Şücâ’, eve dönüp de karısını bulamayınca durumu öğrenmiş ve Medine-i Münevvere’de Hz. Peygamber (sa)’e gelerek başına gelenleri anlatmış Hz. Peygamber (sa). “O kadını bana getirin; eğer beraberinde gittiğ adamla cinsî münasebette bulunmuşsa kadını recmedin, yok eğer ona dokunmamışlarsa kadını kocasına iade edin.” buyurmuş. Şücâ’ ve genç karısından olma oğlu birlikte kadının kabilesine giderek Muâze’yi Hz. Peygamber (sa)’in emriyle isteyip getirmişler ve kadın da kocası Şücâ’ın evine geri dönmüş.

Taberî, bu âyet-i kerimenin “Müşrik kocalarını terkederek Medine-i Münevvere’ye hicret eden, burada müslümanlarla Hz. Peygamber (sa) tarafından evlendirilen, daha sonra da müşrik kocaları müslüman olup Medine-i Münevvere’ye hicret eden kadınlar hakkında nazil olup bununla bu kadınların, kocalarının da müslüman ve muhacir olmaları halinde başka müslümanlara haram kılındığı” şeklinde bir görüş olduğunu zikretmişse de bu görüş sahiplerinin kimler olduğunu belirtmemiştir.

İbn Cerîr’in Ma’mer ibn Süleyman kanalıyla tehricine göre el-Hadramî der ki: Bazıları evlenecekleri hanım için bir mehir kararlaştırıp sonra da mali yönden bir darlığa duçar olur, bir sıkıntıya düşerdi. İşte bunun üzerine “Kararlaştırdıktan (takdir ettikten) sonra aranızda anlaştığınız hususta size bir sorumluluk yoktur.” âyet-i kerimesi nazil oldu.


AÇIKLAMA

“Muhsanat (= evli kadınlar)” lafzı yukarıda geçen ve nikâhlanması haram lan “anneleriniz, kızlarınız…” ayetine matuftur.

Mana şöyledir: Evli olan kadınları nikahlamanız da size haram kılmmış-ır. Ancak bizimle kâfir düşmanlar arasında dini koruma gayesiyle vuku bulan, ömürmek için ele geçirmek ve işgal arzusuyla olmayan meşru cihad neticesi lınan esir kadınlar bu hükmün dışındadırlar. Ayet-i kerime kocalı kadınları ikâhlamanın haram olduğuna delildir. Fakat esir alınan kadınlar bundan ha-îçtirler. Eğer kocaları kâfir olarak daru’l-harpte kalırlarsa, onları esir almanız ski nikâhlarını düşürür, fesheder.

Esir edilen kadınlardan biriyle evlenmek, o kadının kefalet altına alınma­sı, ırzını ayaklar altına düşürmekten veya karnını doyurma yolu aramaktan korunması için bir usuldür.

“Kadınlar” kaydı, genellik ifade edip her evli kadını da içine alsın diye ge­tirilmiştir.

“Kitabellah” diye masdar ile getirilmesi tekit ifade etmesi içindir. Yani, Allah size bunu yazdı, farz kıldı; başka bir tabirle: “Allah, bu çeşitleri haram kıldığını kuvvetli bir şekilde takdir etti, şüphe ve değiştirme olmaksızın masla­hata uygun şekilde sabit olarak farz kıldı,” demektir.

Allah Teâlâ, zikredilen muharremât (haram kılınanlar) dışındaki kadınla­rı ise size helâl kıldı.

Bunun dışında kalanlar, namuslu ve zinaya sapmamış kimseler olarak mehir olmak üzere vereceğiniz mallar ile istemeniz için size helâl kılınmıştır. Mallarınızı zina yolunda ziyan etmeyin ki mallar elinizden çıkıp fakirliğe düş-meyesiniz. Size helâl olan bu kadınlardan evlendiğinize ecri, yani mehri veri­niz. Kadından istifade etmenin mukabili olduğu için mehire ecir ismi verilmiş­tir. Bu hüküm Allah Teâlâ tarafından farz kılınmıştır.

“Ferîdaten” lafzı, ya ‘farz kılınmış’ manasına ‘ecirler* lafzından haldir; ya da tekit edici masdardır; Allah onu bir farz kıldı, demek olur. Çünkü mehir, evllik ak­di yapılırken tayin ve tespit edilir. Nitekim “Eğer onlara bir mehir tayin etmiş bu­lunursanız” (Bakara, 2/237) ve “Kendileriyle temas etmediğiniz, yahut kendilerine bir mehir tayin eylemediğiniz kadınlar…” (Bakara, 2/236) ayetlerinde böyledir.

Yahut da maksat, zevcenin hakkı olan ve Allah Teâlâ’nm farz ve meşru kıldığı, kesin bir şekilde emrettiği mehri ödemeye teşviktir; bunda pazarlığa veya ondan kaçmaya imkân yoktur.

Lâkin evlilik akdinden sonra yapacakları anlaşma ve uyuşmalar sebebiyle de eşlere herhangi bir günah veya sıkıntı da olamaz. Kadın, kocasının mehir borcunun hepsini veya bir kısmını affedebilir, hibe edebilir, yahut koca mehir miktarını arttırabilir; beraberce anlaşıp karar verirlerse, bu hususlarda her­hangi bir mani yoktur. Tespit edildikten sonra mehir miktarında anlaşarak ya­pılacak indirme, hepsini terk etme veya arttırma mubahtır, meşrudur. Zira ev­lilikten maksat bu birlikteliğin, samimilik, sevgi, yardımlaşma ve şefkatten oluşan metin bir temel üzere kurulu olmasıdır. Allah Teâlâ, mahlukatm hayrı nerededir, niyetler nedir, hepsini bilir. Onlar için tedbir ve takdir ettiği hüküm­lerde hikmet sahibidir; lütuf ve rahmetiyle haklarından sadece hayır ve salâh olacak şeyleri meşru kılar.

Advertisements