95

    RevelationCuzPageSurah
    92 593Nisa(4)

٩٥

لَا يَسْتَوِى الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنينَ غَيْرُ اُولِى الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فى سَبيلِ اللّهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدينَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدينَ دَرَجَةً وَكُلًّا وَعَدَ اللّهُ الْحُسْنى وَفَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدينَ عَلَى الْقَاعِدينَ اَجْرًا عَظيمًا

(95) la yestevil kaidune minel mü’minine ğayru ülid darari vel mücahidune fi sebilillahi bi emvalihim ve enfüsihim feddalellahül mücahidine bi emvalihim ve enfüsihim alel kaidine deraceh ve küllev veadellahül husna ve feddalellahül mücahidine alel kaidine ecran aziyma

müsavi olmaz mü’minlerden oturanlarla özür sahibi olmaksızın cihat edenler Allah yolunda mallarıyla canlarıyla Allah üstün kıldı cihat edenleri malları ve nefisleri ile derece itibari ile oturanlardan ikisine de Allah cenneti vaad etmiştir ama Allah ihsan etmiştir mücahitlere oturanların üstünde büyük bir ecir

(95) Not equal are those Believers who sit (at home) and receive no hurt, and those who strive and fight in the cause of Allah with their goods and their persons. Allah hath granted a grade higher to those who strive and fight with their goods and persons than to those who sit (at home). Unto all (in Faith) hath Allah promised good: but those who strive and fight hath he distinguished above those who sit (at home) by a special reward,

1. : değil
2. yestevî : aynı seviyede, bir, eşit
3. el kâıdûne : oturanlar
4. min el mu’minîne : mü’minlerden
5. gayru : başka, dışında, olmaksızın
6. ulî : sahip
7. ed darari : darlık, sıkıntı, özür
8. ve el mucâhidûne : ve mücahitler, Allah için savaşanlar
9. : …’da
10. sebîli : yol
11. allâhi : Allah
12. bi emvâli-him : kendi malları ile
13. ve enfusi-him : ve nefsleri, canları
14. faddale : üstün, faziletli kıldı
15. allâhu : Allah
16. el mucâhidîne : mücahitler, Allah için savaşanlar
17. bi emvâli-him : kendi malları ile
18. ve enfusi-him : ve nefsleri, canları
19. alâ : …’a
20. el kâidîne : oturanlar
21. dereceten : derece olarak
22. ve kullen : ve hepsi
23. vaade : vaadetti
24. allâhu : Allah
25. el husnâ : husna, güzel olan
26. ve faddale : ve üstün, faziletli kıldı
27. allâhu : Allah
28. el mucâhidîne : mücahitler, Allah için savaşanlar
29. alâ : …’a
30. el kâıdîne : oturanlar
31. ecren : ecir, karşılık, mükâfat
32. azîmen : azim, büyük

لَا يَسْتَوِي bir değildirالْقَاعِدُونَ oturanlarlaمِنْ الْمُؤْمِنِينَ mü’minlerdenغَيْرُ müstesnaأُوْلِي sahibi olanlarالضَّرَرِ özürوَالْمُجَاهِدُونَ cihad edenlerفِي سَبِيلِyolundaاللَّهِ Allahبِأَمْوَالِهِمْ mallarıylaوَأَنفُسِهِمْ ve canlarıylaفَضَّلَ çok üstün kıldıاللَّهُ Allahالْمُجَاهِدِينَ cihad edenleriبِأَمْوَالِهِمْ mallarıylaوَأَنفُسِهِمْ ve canları ileعَلَى الْقَاعِدِينَ oturanlardanدَرَجَةً derece bakımındanوَكُلًّا bununla beraber hepsine deوَعَدَ vaad etmiştirاللَّهُ Allahالْحُسْنَى en güzeliوَفَضَّلَ fakat yine de üstün kılmıştırاللَّهُ Allahالْمُجَاهِدِينَ cihad edenleriعَلَى üzerindeالْقَاعِدِينَ oturanlarأَجْرًا bir ecirleعَظِيمًا çok büyük


SEBEB-İ NÜZUL

l. “Mü’minlerden evlerinde oturup cihada gitmeyenlerle mallarıyla ve can­larıyla Allah yolunda cihad edenler eşit olmazlar.” âyeti nazil olduğunda Allah’ın Rasûlü, Zeyd ibn Sabit’i çağırıp bu âyetin üzerine yazılması için bir deve kürek kemiği getirmesini istedi. O sırada oraya gelen Abdullah ibn Ümmi Mektûm bu âyeti duyunca (cihada katılamama konusunda kendi durumunu söy­leyince) “Özür sahibi olanlar dışında” kısmı da nazil oldu.

Buhârî, Tirmizî  ve Taberî’de Zeyd ibn Sâbit’ten rivayette “İbn Ümmi Mektûm’un: “Ey Allah’ın elçisi, şayet cihada gücüm yetse elbette ben de cihad ederdim.” dediği; Zeyd ibn Sâbit’in “Efendimize vahiy gelmeye başladı, dizi benim dizimin üzerindeydi. O kadar ağırlaştı ki bacağım kırılacak sandım, sonra açıldı da “özür sahibi olanlar dışında.” buyurdu.” sözleri de ayrıntı olarak bulunmaktadır  Berâ İbn Azib’den, Hz. Peygamber (sa)’in, aynı âyet-i kerimeyi yazmasını kendisinden istediği rivayet­leri de vardır.

2. İbn Abbâs’tan gelen rivayet ise âyetin nüzulünü Bedr gazvesi ile ilişkilendirmektedir: O şöyle demiştir: Elbette mü’minlerden Bedr gazvesine çıkanlarla, çıkmayıp Medine’de oturanlar eşit değildirler. Bedr gazvesine çıkma emri nazil olduğunda Abdullah ibn Ümmi Mektûm ve Ebu Ahmed (Abdullah) ibn Cahş ibn Kays el-Esedî geldiler ve: “Ey Allah’ın elçisi, biz ikimiz amâyız; bize bir ruhsat yok mu?” dediler de bu âyet-i kerime nazil oldu. İbn Abbâs’tan gelen diğer bir rivayette ise o şöyle anlatıyor: “Mü’minlerden (evlerinde) oturanlarla Allah yolunda malla­rıyla, canlarıyla savaşanlar bir olmaz.” âyet-i kerimesi nazil olduğunda bunu işiten Amâ Abdullah ibn Ümmi Mektûm Allah’ın Rasûlü (sa)’ne gelip: “Ey Allah’ın elçisi, Allah cihad hakkında senin de bildiğin âyeti indirdi. Ben, gözleri kör bir adamım, cihada gücüm yetmiyor. Benim için, evimde oturup cihada ka­tılmamaya Allah katında bir ruhsat yok mu?” diye sordu. Allah’ın Rasûlü (sa): “Senin durumun hakkında bana bir emir gelmedi. Sen ve senin gibiler için bir ruhsat olup olmadığını bilmiyorum.” buyurdu. İbn Ümmi Mektûm: “Ey Allahım! gözlerimin görmemesi konusunda sana müracaat ediyorum!” dedi ve daha sonra Allah Tealâ, Rasûlü’ne “Mü’minlerden, özür sahibi olanlar dışında (evlerinde) oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlar bir olmaz.Allah, mallarıyla, canlarıyla savaşanları derece itibariyle onlardan çok üs­tün kıldı.” âyetini indirdi.

İbnu’l-Munzir’in Katâde’den rivayetine göre bu İbn Ümmi Mektûm hak­kında Kur’ân’dan dört âyet-i kerime nazil olmuştur. Birisi bu âyet-i kerime, di­ğerleri de Nûr, 24/61; Hacc,22/16 ve Abese, 80/1 âyetleridir.

Advertisements