102

١٠٢

قَدْ سَاَلَهَا قَوْمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ ثُمَّ اَصْبَحُوا بِهَا كَافِرينَ

(102) kad seeleha kavmün min kabliküm sümme asbehu biha kafirin

gerçekten sizden önce bir kavim onları sordu da sonra bu sebeple kafir oldular

(102) Some people before you did ask such questions, and on that account lost their Faith.

1. kad seele-hâ : onu sormuştu
2. kavmun : bir kavim, topluluk
3. min kabli-kum : sizden önce
4. summe asbahû : sonra oldular
5. bi- hâ : onunla
6. kâfirîne : kâfirler

قَدْmuhakkak kiسَأَلَهَا onları sordu daقَوْمٌ bir toplumمِنْ قَبْلِكُمْ sizden önceثُمَّ sonraأَصْبَحُوا o yüzden oldularبِهَا كَافِرِينَ onları inkâr eden kimseler

AÇIKLAMA

Ey Allah’ı ve Rasulünü tasdik edenler! Gaybî, yahut gizli ya da faydası ol­mayan yahut da dinde oldukça özel sayılacak bir takım meselelere ya da vah­yin söz konusu etmediği bir takım yükümlülüklere dair soru sorup da bu soru dolayısıyla diğer müminlerin mükellefiyetlerinin ağırlaşmasına sebep olmayın. Soracağınız bu soru mükellefiyetin ağırlaştırılmasına ve çoğalmasına sebep ol­masın. Şayet hakkında söz edilmeyen girift ve rahatsız edici ya da ağır bir ta­kım mükellefiyetlere dair Kur’an-ı Kerim’in indirildiği dönemde soru soracak olursanız Allah, rasulü vasıtasıyla size bunları açıklar. İbni Kesîr der ki: Bir takım şeyler hakkında ilk soru soran sizler olmayınız. Belki de sizin bu soru­nuz sebebiyle hükmü ağırlaştırıcı ya da sizi sıkıntıya sokucu bir takım buyruk­lar inebilir. Müslim’in Amir b. Sa’d’dan, onun da babası yoluyla rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: “Müslümanlar arasında vebali en büyük olan kişi, haram kılınmadık bir şey hakkında soru sorup da o sorusu dolayısıy­la haram kılınmasına sebep olan kişidir.” Fakat Kur’an-ı Kerim o şey hakkında mücmel (kapsamlı ifadeler) hükümler indirmiş ve siz de bunların beyanına da­ir soru soracak olursanız, o takdirde bu hükümler, size onlara duyacağınız ihti­yaç dolayısıyla açıklanacaktır.

Yani haklarında soru sorulan meseleler ya haklarında soru sorulması ya­saklanmış, oldukça ağır mükellefiyetlerdir yahut da vahyin kendileri hakkında hüküm indirmiş olduğu ve sizin açıklanmasına muhtaç olduğunuz şeylerdir.

Müslim, Muğire b. Şu’be’den Resulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu riva­yet eder: “Şüphesiz Allah sizlere annelere itaatsizlik etmeyi, kız çocukları diri diri gömmeyi, üzerindeki hakları yerine getirmeyip haksız taleplerde bulunmayı haram kıldı. Sizin için üç şeyi de hoş görmedi: Dedikodu, çokça soru sormak ve malı zayi etmek.” Bunu Müslim de Ebu Hureyre’den bir başka lafızla rivayet etmiştir. Bir çok ilim adamı şöyle demiştir: “Çokça soru sormak”tan kasıt, fıkhî meselelere derinliğine dalmak kastıyla hakkında vahiy inmeyen hususlarda ve karşısındakini zorlamak amacıyla bir takım şaşırtıcı konulara ve yapmacık meselelere dair sorular sormaktır. Selef bundan hoşlanmaz ve böyle bir tutumu işi zora koşmak olarak görürlerdi.

Bundan anlaşıldığına göre Kur’an-ı Kerim’in açık olmayan mücmel buy­ruklarının açıklanmasıyla ilgili soru sormak mubahtır. Meselâ, Bakara süre­sindeki ayet-i kerimenin nüzulünden sonra, şarabın haram kılınması hakkında rahatlatıcı açıklamaların inmesini istemek buna örnektir. Fakat fayda verme­yen yahut haram kılınmamış bir meselenin hükmü yahut Müslümanların mükellef kılınmadığı bir meselenin hükmü hakkında yahut sormaya ihtiyaç olma­makla birlikte soru sorulduğu takdirde ona verilecek cevapta daha fazla bir külfet ve meşakkati gerektirecek buyruğun inmesine sebep olacak şeylere dair soru sormak ise haramdır.

“Allah onları affetti. Allah Gafûr’dur, Halîm’dir.” Yani yüce Allah Kitabı’nda söz konusu etmediği şeyleri bağışlamıştır. Onlar, yüce Allah’ın affettiği ve hakkında söz etmediği şeyler kapsamına girer. O halde yüce Allah bir mese­le hakkında nasıl söz etmemişse sizler de susunuz. Allah soru sormak suretiyle hata edip sonradan tevbe edenlere mağfiret edicidir, kusurlarınız yahut aşırı­lıklarınız dolayısıyla sizleri çabucak cezalandırmaz, Halîm’dir. Dârakutnî ve başkaları Ebu Salebe el-Hışnî Cursûm b. Naşir yoluyla Resulullah (s.a.)’m şöy­le buyurduğunu rivayet eder: “Şüphesiz yüce Allah bir takım farzlar kılmıştır, onları zayi etmeyiniz. Bir takım hadler belirlemiştir, onları aşmayınız. Bir ta­kım şeyleri haram kılmıştır, onları çiğnemeyiniz. Bazı şeyler hakkında da unutmaksızın fakat size rahmet olmak üzere ses çıkarmamıştır, onlar hakkında da araştırmayınız.”

Daha sonra yüce Allah bir takım hususlara dair soru sorup sonra da o hu­susların hükümlerini ihmal eden salih kavimleri, geçmiş kavimlerin bazıları­nın durumlarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: “Sizden önce de bir kavim onları sordu da” yani hakkında soru sorulması yasak olan bu gibi şeyle­re dair sizden önceki bir kavim de istekte bulunmuş, bu istekleri yerine getiri­lip sorulan cevaplandırılmış olduğu halde buna iman etmediler, böylelikle on­lar bunu inkâr eden kâfirler oldular, yani bu sorulan sebebiyle küfre saptılar. Buyruğun anlamı şudur: Ben onlara gerekli açıklamaları yaptım, fakat onlar açıklamalardan yararlanmadılar. Çünkü onlar doğru yolu bulmak maksadıyla istekte bulunmadılar, bu maksatla soru sormadılar. Aksine alay olsun, inat ol­sun diye sordular. Buharî ve Müslim (asıl adı Abdurrahman b. Sahr olan) Ebu Hureyre yoluyla şöyle dediğini rivayet ederler: Ben Resulullah (s.a.)’ı şöyle bu­yururken dinledim: “Size neyi yasakladıysam ondan uzak durunuz. Size neyi emrettiysem gücünüz yettiği kadar onu yapınız. Şüphesiz sizden öncekileri he­lak eden, onların çokça soru sormaları ve peygamberlerine muhalefet etmeleri olmuştur.”

Ahmed, Müslim, Nesaî ve İbni Mace de Ebu Hureyre yoluyla Resulullah s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet ederler: “Sizi terk ettiğim hususlarda siz de beni bırakınız. Şüphesiz sizden öncekiler çokça soru sormaları, peygamberlerine muhalefet etmeleri sebebiyle helak oldular. Ben size herhangi bir şeyi emredecek olursam ondan gücünüzün yettiği kadarını yapınız ve size herhangi bir şeyi ya­saklayacak olursam onu da bırakınız.”

Advertisements