13

١٣

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(13) fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

(13) Then which of the favours of your Lord will ye deny?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

فَبِأَيِّşu halde hangiآلَاءِ nimetleriniرَبِّكُمَاRabbinizinتُكَذِّبَانِyalanlayabilirsiniz


AÇIKLAMA

“O çok esirgeyici Allah, Kur’an’ı öğretti.” Yani Allah’ın dünyada ve ahirette varlıklara karşı rahmeti geniştir. Ümmetine öğretmesi için kulu Muhammed’e Kur’an’ı indirdi ve onu insanlara karşı kesin bir hüccet kıldı ve merhamet ettiklerine onun ezberlenmesini ve anlaşılmasını kolaylaştırdı. Bu ayetler “Muhakkak onu ona bir beşer öğretiyor.” (Nahl, 16/103) diyen Mekkelilere bir cevaptır.

Bu sure Allah’ın kullarına ihsan ettiği nimetleri bir bir saymak için in­miş ve bunların en kıymetlisi ve en faydalısı hepsinden önce beyan edilmiş­tir ki o da kullarına Kur’an öğretme nimetidir. Zira bu nimet dünya ve ahiret saadetinin kaynağıdır. Sonra Allah insanı yaratma ve ona kâinatı imar etme yetenek ve gücünü ihsan etme nimetini hatırlatarak şöyle buyurdu:

“İnsanı yarattı, ona beyanı öğretti.” Yani Allah insan cinsini yarattı ve başkalarıyla konuşması, çevresiyle anlaşabilmesi, böylece aralarında yar­dımlaşma, ülfet ve ünsiyet meydana gelmesi için ona konuşmayı ve düşün­düklerini ifade etmeyi öğretti. Bununla öğretmenin unsurları tamamlan­mış oldu: Kitap ve öğretici Kur’an ve peygamber, öğrenci de insan. Öğren­menin yolu ve keyfiyeti ise beyandır.

Sonra Allah öğrenme sahasını teşkil eden birtakım ulvî şeyler zikrede­rek şöyle buyurdu:

“Güneş ve ay bir hesapladır.” Yani gündüzü aydınlatan parlak güneş, gecenin nuru ay, her kişi de burçlarında ve belirlenmiş güzergâhında bili­nen, takdir ve tanzim edilen, ince bir hesapla akıp giderler, yollarından çıkmazlar. Bu hareketleriyle ay ve güneş çeşitli mevsimleri, ayların ve se­nelerin sayısını, ziraat mevsimlerini, insanlar arasındaki işlemlerin za­manlarını ve insan ömrünü gösterirler; gerek insanlar, gerekse bitki ve di­ğer canlılar için büyük faydalar sağlarlar. “O, sabahı aydınlatandır. O, ge­ceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, aziz olan, pek iyi bilen Allah’ın takdiridir.” (En’am, 6/96) ayetinde de Cenab-ı Hakkın buyurduğu gibi Ay ve Güneş hiç karışmayan ve değişmeyen, kanunlaşmış bir hesapla birbirlerini takip ederler.

Sonra Allah süflî arzın âlemlerinden bazılarını zikrederek şöyle buyurdu: “Bitkiler ve ağaçlar secde ederler.” Yani gövde kısmı olmayan bitkiler ve gövdesi olan ağaçlar, mükellef insanların kendi istekleriyle secde edip boyun eğdikleri gibi onlar da yapılan icabı Allah’ın murad ettiği hususta, O’na bo­yun eğer. Zira bu bitkilerin muayyen bir zamanda ve sınırlı bir müddet için yerden çıkışları ve çeşitli şekil, renk, miktar, tat ve koku bakımından insana gıda ve istifade edilebilir nimet olarak sunulması Allah’ın kudretine boyun eğmesi demektir.

Sonra Allah eşya arasındaki dengeye ve alış verişlerde adaletli davranma zaruretine dikkat çekerek şöyle buyurdu:

“Göğü de O yükseltti, mizanı O koydu, tartıda haksızlık etmeyin diye.” Yani Allah semayı arzın üstünde, yerini ve rütbesini yüksek kıldı, ulvî ve süflî âlemlerdeki dengeyi koydu, eşyanın alış verişle mübadelesi esnasında tartı aleti kullanırken adalet ve insafı elden bırakmamanız için emrettiği o adaleti arza yerleştirdi. Nitekim bir başka ayette bu şöyle ifade edilmiştir: “Andolsun ki biz elçilerimizi açık açık burhanlarla gönderdik ve insanların adaleti ayakta tutmaları için beraberlerinde de kitabı ve mizanı indirdik.” (Hadid, 57/25). İşte bu tartıda haksızlığa yasak eden bir nehiydir.

Allah adaletli davranmanın gereğini vurgulayarak şöyle buyurdu: “Tartıyı adaletle doğrultun, tartıları eksik yapmayın. ‘Yani tartınızı doğru yapın; eksik, noksan yapmayın, hak ve adaleti gözeterek “Doğru terazi ile tartın.” (Şuara, 26/182).

Bu tekrarın maksadı “adil davranın” emrini te’kit içindir. Allah bura­da önce adaleti emretti, sonra ziyade yapmak suretiyle haddi aşmak de­mek olan “tuğyanı”, daha sonra da eksik ve noksan yapmak demek olan “hüsran”ı yasak etti.

Sonra semanın mukabili arzdaki nimetini zikrederek şöyle buyurdu:

“Yeri, onu da canlılar için O koydu” Yani Allah göğü yükselttiği gibi, yeri de koydu, istifade edilebilmesi için serdi ve hazırladı, canlılar, üzerin­de durabilsin diye yüksek ve ulu dağlarla onu yerleştirdi, sakinleştirdi. Sonra Allah o yeryüzünde insanların yaşamasına vesile olan şeylerden bahsederek şöyle buyurdu:

“O yerde meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. Samanlı ta­neler ve hoş kokulu (bitkiler) vardır.” Yani çeşitli renk, koku ve tatta meyve olarak yenilenler, bir müddet sonra hurma olacak tomurcuklarla yüklü hurma ağaçları, arpa, buğday ve mısır gibi sap ve samanı olup ana gıda maddesi olan hububat, güzel kokulu yaprakları olup koklanabilen çeşit çeşit nimetler yeryüzündedir.

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz.” Yani ey insanlar ve cinler Rabbinizin yukarıda sayılan nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz. Burada hitap, insan ve cinler âlemine, her ikisinedir. Bu ayetin bu sure de, nimetlerden bir veya birkaçınım özelliği sayıldıktan sonra otuzbir defa tekrar ettiğini öğrenmiştik. Bu nimetlerin hatırlatılmasını te’kit, önemine dikkat çekmek ve insan ve cinnin bunları ikrar etmele­rini temin için Allah bu ayeti her iki nimet arasına bir ayırıcı olarak koy­muştur. “Rabbinizin…” ifadesi, bu nimetlerin asıl kaynağının, kullarının beslenme ve gelişmesini tekellüf eden Allah olduğunu, dolayısıyla ihsan et­tiği bu nimetlere karşı hamd ve şükre lâyık olanın o olduğunu beyan etmek içindir.

Advertisements