51

٥١

وَاِذَا اَنْعَمْنَا عَلَى الْاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَا بِجَانِبِه وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَاءٍ عَريضٍ

(51) ve iza en’amna alel insani a’rada ve nea bicanibih ve iza messehüş şerru fe zu düain ariyd
İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirir dönüp uzaklaşır ve kendisine fenalık dokunduğu zaman bol bol dua etmeye dalar

(51) When We bestow favours on man, he turns away, and gets himself remote on his side (instead of coming to Us) and when Evil seizes him, (he comes) full of prolonged prayer!

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. en’amnâ : ni’met verdik
3. alâ : … a
4. el insâni : insan
5. a’rada : yüz çevirdi
6. ve neâ bi cânibi-hi
(ve neâ)
(bi cânibi-hi)
: ve yan çizdi
: (ve uzaklaştı)
: (yanına)
7. ve izâ : ve olduğu zaman
8. messe-hu : ona dokundu
9. eş şerru : şerr, kötülük
10. fe : böylece, artık
11. : sahip
12. duâin : dua
13. arîdın : geniş, bol, çok


AÇIKLAMA

“İnsan hayır istemekten usanmaz, fakat kendisine bir kötülük doku­nursa hemen ümitsizliğe düşer, üzülüverir.” Yani, insan Rabbinden hayır is­temekten bıkmaz, durmadan mal, sağlık, saltanat, mevki ve benzeri şeyle­ri ister. Başına belâ, şiddet, fakirlik veya hastalık gibi bir felâket gelecek olsa; Allah’ın rahmetinden son derece ümidini keser, meyus olur. Hatta bundan sonra hiçbir iyiliğe mazhar olmayacağını veya içinde bulunduğu sı­kıntıların kalkmayacağını zanneder.

Allah, “…Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” (Yusuf, 12/87) ayetinde buyurduğu gibi bu durum her ne ka­dar daha çok kâfirde bulunsa da 49. ayet insanoğlunun tabiatını tasvir et­mektedir.

Bazı müfessirler Yusuf süresindeki ayeti delil getirerek bu ayeti kâfir­lere has kılıp, hadiseler karşısında değişmenin kâfirin vasfı olduğunu söy­lemişlerdir. Ancak ayetin zahiri insan cinsini ifade etmektedir. Kaldı ki birçok müslümanda da bu değişiklikler meydana gelmektedir.

Bu ayette ifade edildiği gibi, “Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (ni­met) tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, tamamen ümitsiz ve nan­kör olur. Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırırsak, elbette “Kötülükler benden gitti.” der. Çünkü o (bunu derken) şımarık­tır, kibirlidir. Ancak musibetlere sabredip, güzel işler yapanlar böyle değil­dir. İşte onlar için bir bağış ve bir büyük mükâfat vardır.” (Hud, 11/9/11).

Sonra Allah daha önce zikredilenlerden çok daha çirkin üç özelliği açıklayarak şöyle buyurmuştur.

1- “Andolsun ki, kendisine dokanan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet tattırsak; “Bu, benim hakkımdır.” der.” Yani insanoğlunun fakirlik­ten sonra zenginlik, hastalıktan sonra sıhhat ve afiyet, zilletten sonra mev­ki makam gibi nimetlere kavuştursak, felâketten kurtararak rahatlatmak suretiyle nimetlerimize garketsek, “Bu Allah katında benim lâyık olduğum bir haktı, çünkü Allah benim amelim, cehdim ve gayretimden memnun­dur.” der. Halbuki bu insan, Allah’ın lütuf ve ihsanını unutur, kullarını ha­yır ve şerle imtihan ettiğini bilmezlikten gelir. Yüce Allah şükredeni, nan­körden, sabredeni sabırsızca feryat edenden ayırmak için insanları imtihan etmektedir. İşte bu durum gösteriyor ki ümidini kesen insana nimet tekrar gelse de o, küfür ve inkâra devam eder.

2- “…Kıyametin kopacağını sanmıyorum…” Yani, peygamberlerin ha­ber verdiği gibi, kıyametin kopacağına inanmıyorum. Dolayısıyla tekrar dönüş olmadığı gibi dünyada işlenen herhangi bir günaha da ne hesap vardır ne de azap. İşte insan böylece nimete kavuştuğu için şımarır, övü­nür ve inkâr eder. Nitekim Allah da şöyle buyurmuştur: “Gerçek şu ki, in­san kendini kendine yeterli görerek azar.” (Alak, 96/6-7).

Öldükten sonra dirilme hakkında şüphe, ya kâfirlerden veya münafık­lardan gelir.

“…Rabbime döndürülmüş olsam bile muhakkak onun katında benim için daha güzel şeyler vardır…” Yani peygamberlerin haber verdiği, öldükten sonra dirilme, haşir-neşir gibi şeylerin doğru olduğunu farzetsek bile Rabbim bana bu dünyada güzel imkânlar verdiği gibi ahirette de verecektir.

Yani kıyametin kopacağını inkâr eden kişi dünyanın güzel nimetleri kendisine verildiği için, ahiretin güzelliklerine de lâyık olduğuna inanır.

3- Bu şekilde düşünen kişiye hemen düşündüğünün aksi bir cevap ve­rildi ve böyle inanan kişiyi Yüce Allah tehdit ederek şöyle buyurdu: “Biz inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve muhakkak onlara ağır azaptan tattıracağız.” Yani, bu kâfirlere kıyamet gününde, yaptıkları masiyetleri tek tek haber vereceğiz ve onları kurtulmaları mümkün olma­yan şiddetli bir azap ile cezalandıracağız ki, o, cehennem azabıdır. Sonra Allah insanın “İnsan hayır istemekten bıkmaz…” ayetindeki sözlü tereddüdü gibi fiilî tereddüdünü de ifade ederek şöyle buyurdu: “İnsana bir nimet verdiğimiz zaman (bizden) yüz çevirir ve yan çizer. Fakat ona bir şer dokundu­ğu zaman da yalvarıp durur.” Yani insanı, -insan olması cihetiyle- dünya ni­metleriyle rızıklandırsak; sağlık, evlât ve mal gibi birtakım nimetlerle ona ihsanda bulunsak; o, Allah’a şükür ve itaatten yüzçevirir, emirlerine boyun eğmekten kibirlenir. Durum değişir de belâ, zorluk, fakirlik ve hastalık gibi bir felâkete uğrarsa, işte o zaman durmadan Allah’a dua eder ve içinde bu­lunduğu sıkıntıyı gidermesi için O’ndan yardım ister, niyazda bulunur.

İşte bu durum, fırsatçılığa ve menfeatçiliğe işaret etmektedir. Zira in­san zorluğa düştüğü zaman Allah’ı tanıyor, bolluk halinde unutuyor, felâ­ket anında yardım istiyor, nimete gark olduğu zaman yine unutuyor. Bu hal, tamamıyla müşriklerin haline benzemektedir. İslâm hakkında tered­düdü olan münafıklarla kâfirlerin yaptığı, işte budur.

Bu ayetin manasını teyit eden ayetler:

“İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder, fakat biz ondan sıkıntısı­nı kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etme­miş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler güzel gösterildi.” (Yunus, 10/12).

“İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır. Sonra kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimiz vakit, bu bana ancak bilgimden dolayı verilmiştir der. Hayır o bir imtihandır, fakat çokları bilmezler.” (Zümer, 39/49).