26

٢٦

وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فيمَا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ فيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَاَبْصَارًا وَاَفِْدَةً فَمَا اَغْنى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَا اَبْصَارُهُمْ وَلَا اَفِْدَتُهُمْ مِنْ شَىْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِايَاتِ اللّهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه يَسْتَهْزِؤُنَ

(26) velekad mekkennahüm fima im mekkennaküm fihi ve cealna lehüm sem’av ve ebzarav ve efideten fe ma ağna anhüm sem’uhüm ve la ebsaruhüm ve la efidetühüm min şey’in iz kanu yechadune bi ayatillahi ve haka bihim ma kanu bihi yestehziun
Yemin olsun, biz onlara öyle imkânlar vermiştik ki size o imkânı vermemişizdir onlara vermiştik kulaklar, gözler ve kalpler fakat kendilerine, bir fayda vermedi ne kulakları, ne gözleri, ne kalpleri zira mücadele ediyorlardı Allah’ın ayetleri ile kendilerini sarıp kaplayıverdi o alay ettikleri şey

(26) And We had firmly established them in a (prosperity and) power which We have not given to you (ye Quraysh!) And We had endowed them with (faculties of) hearing, seeing, heart and intellect: but of no profit to them were their (faculties of) hearing, sight, and heart and intellect, when they went on rejecting the Signs of Allah and they were (completely) encircled by that which they used to mock at!

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. mekkennâ-hum : onlara imkân (tasarruf hakkı ve kudret) verdik
3. fî mâ : şeyin içinde
4. in : eğer
5. mekken-nâ-kum : size imkân (tasarruf hakkı ve kudret) verdik
6. fî hi : onun içinde
7. ve cealnâ : ve biz kıldık, verdik
8. lehum : onlara
9. sem’an : işitme hassası
10. ve ebsâren : ve görme hassası
11. ve ef’ideten : ve fuad hassası
12. fe mâ agnâ : kâfi gelmedi, müstağni kılmadı
13. an-hum : onlardan
14. sem’u-hum : onların işitme hassası
15. ve lâ ebsâru-hum : ve ne de görme hassası
16. ve lâ ef’idetu-hum : ve ne de fuad hassası
17. min şey’in : bir şey
18. iz kânû : oldukları zaman
19. yechadûne : bilerek inkâr ettiler
20. bi âyâti allâhi : Allah’ın âyetleri ile
21. ve hâka : ve kuşattı, sardı, isabet etti
22. bi-him : onları
23. : şey
24. kânû : oldular
25. bi hî : onunla
26. yestehziûne : alay ettiler

وَلَقَدْ andolsun kiمَكَّنَّاهُمْ onlara vermiş idikفِيمَا إِنْ مَكَّنَّاكُمْ فِيهِ size vermediğimiz imkanlarıوَجَعَلْنَا verdikلَهُمْonlaraسَمْعًا işitmeوَأَبْصَارًا görmeوَأَفْئِدَةً ve gönüllerفَمَا أَغْنَى ancak sağlamadıعَنْهُمْ kendilerineسَمْعُهُمْ ne işitmeوَلَا أَبْصَارُهُمْ ne görmeوَلَا أَفْئِدَتُهُمْ ve ne gönülleriمِنْ شَيْءٍ herhangi bir şeyإِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ çünkü onlar bile bile inkar ediyorlardıبِآيَاتِ ayetleriniاللَّهِ Allah’ınوَحَاقَ بِهِمْ onları çepeçevre kuşattıمَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون alay edegeldikleri şey