84

٨٤

وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِاللّهِ وَمَا جَاءَنَا مِنَ الْحَقِّ وَنَطْمَعُ اَنْ يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِحينَ

(84) ve ma lena la nü’minü billahi ve ma caena minel hakkı ve natmeu ey yüdhilena rabbüna meal kavmis salihiyn

bize ne oluyor Allah’a ve bize hak olarak gelene iman etmeyelim ümit ediyoruz Rabbimizin bizi (cennete) koyacağına salih kulların (bulunduğu) bir kavimle

(84) “What cause can we have not to believe in Allah and the truth which has come to us, seeing that we long for our Lord to admit us to the company of the righteous?”

1. ve mâ lenâ : bize ne oluyor, niçin biz…
2. lâ nu’minu bi allâhi : Allah’a amenû olmayalım, yaşarken Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dilemeyelim
3. ve mâ câe-nâ : ve bize gelen şey
4. min el hakkı : Hak’tan
5. ve natmeu : tamah ederiz, arzu ederiz, çok isteriz
6. en yudhıle-nâ : bizi dahil etmesini
7. rabbu-nâ : Rabb’imiz
8. mea : beraber, ile
9. el kavmi es sâlihîne : sâlihler topluluğu (kavmî)

وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ biz niçin iman etmeyelimبِاللَّهِ Allah’aوَمَا جَاءَنَا ve bize gelenمِنْ الْحَقِّ hakkaوَنَطْمَعُ umud ettiğimiz haldeأَنْ يُدْخِلَنَا bizi girdirmesiniرَبُّنَا Rabbimizinمَعَ birlikteالْقَوْمِ topluluğuylaالصَّالِحِينَ salihler


SEBEB-İ NÜZUL

l. Saîd ibn Cubeyr’den rivayette o şöyle diyor: Necâşî, Hz. Peygamber (sa)’e ashabının hayırlılarından oluşan 30 kişilik bir hey’et göndermişti. Allah’ın Rasûlü (sa) onlara Kur’ân okudu da kalbleri inceldi, ağladılar ve “Allah’a yemin ederiz ki biz bunları biliyoruz.” deyip iman ettiler. Bunun üzerine Allah Tealâ “Andolsun ki insanlardan, iman edenlere en katı düşman olarak yahudileri ve Allah’a ortak koşan müşrikleri bulacaksın. Yine andolsun ki onlardan, iman edenlere sevgice en yakını da “Biz hristiyanlarız.” diyenleri bulacaksın…” âyet­lerini indirdi. Bu hey’et, Necâşî’ye dönüp olanları ona da anlattılar ve o da müslüman oldu. Necâşî müslüman olarak öldü. Onun ölüm haberi Hz. Peygam­ber (sa)’e ulaşınca Medine’de onun üzerine (gâib) cenaze namazı kıldırdı.

Suddî’den gelen rivayette Necâşî’nin gönderdiği bu hey’etin, yedisi yüksek dereceli papaz (piskopos), beşi rahiblerden olmak üzere 12 kişiden oluştuğu; bu hey’etin kendisine dönüp olanları anlatmaları ile müslüman olan Necâşî’nin müslüman olup Medine’ye hicret için yola çıktığı ve yolda vefat ettiği ayrıntıla­rına da yer verilmektedir. İbn Kesîr ise Necâşî’nin Hz. Peygam­ber (sa)’e gelmek üzere yola çıkmış ve yolda vefat etmiş olmasını tarihî vakıaya aykırı olduğunu, çünkü Necâşî’nin Habeş kralı olarak Habeşistan’da vefat etti­ğini söylemekte ise de Süddî ri­vayeti, onun, Habeş topraklarından ayrıldıktan sonra vefatını söylemediği cihet­le bu itiraza gerek yoktur.

Saîd ibn Cubeyr’den rivayete göre ise bunlar, Necâşî’nin kavminin en ha­yırlılarından 50 veya yetmiş kişidir ki Necâşî’nin ve halkının müslüman oldukları haberini getiren elçi hey’etidir ve Efendimiz bunlara Yâsîn Sûresini oku­muştur. Mukatil ve Kelbî ise bu Hey’etin Necran’lı Haris ibn Ka’b oğullarından 40, Habeşistan’dan 32 ve Şam halkından 68 olmak üzere 140 kişiden oluşan kalabalık bir hey’et olduğunu söylemişlerdir,

Suddî rivayetinde bu hey’ettekilerin, Hz. Peygamber (sa)’in onlara Yâsîn Sûresini okumasıyla ağlamaya başladıkları ve özellikle “Peygamber’e indirileni işittiklerinde, hakkı tanıdıklarından dolayı gözleri yaşla dolup taşar da derler ki: “Rabbımız, biz iman ettik, bizi de şâhidlerle birlikte yaz.” âyet-i kerimesinin bunun üzerine nazil olduğu ayrıntısına da yer verilmektedir. Vahidî’deki bir rivayette, bu hey’ettekilerin Yasin Sûresini dinlediklerinde “Bunlar İsa’ya indirilenlere ne kadar çok benziyor.” dedikleri ayrıntısı vardır.

İbn Abbâs’tan gelen bir rivayete göre ise Hz. Peygamber (sa)’e, Ca’fer ibn Ebî Tâlib ile gelen Habeş hey’eti değil de onunla birlikte gelen bazı köylüler bu âyet-i kerimelerinin inmesine sebep olmuşlardır. Bu rivayette Hz. Peygamber (sa)’in, onlara Kur’ân okumasıyla gözlerini yaşararak duygulanmaları ve müslüman olmaları üzerine Hz. Peygamber (sa)’in: “Belki de yurdunuza dönün­ce tekrar eski dininize dönersiniz.” buyurması üzerine: “Asla bu dinimizden başka bir dine dönmeyeceğiz.” dedikleri ve onların bu sözleri üzerine Allah Tealâ’nın bu âyetleri indirdiği ayrıntılarına da yer verilmektedir

2. İbn Abbâs’tan gelen rivayette ise âyet-i kerimenin nüzulü bundan daha önce ve Cafer ibn Ebî Tâlib’in Habeşistan’a gönderilmesi üzerinedir. Bu rivayet şöyledir:

Allah’ın Rasûlü (sa) Mekke-i Mükerreme’de müşriklerin ashabına kötülük yapmalarından korkardı. (Bir çıkış yolu ararken) Cafer ibn Ebî Talib ve İbn Mes’ûd’u ashabından bir grup ile Necaşi’ye gönderip: “O salih bir kralmış; zulmetmez ve yanında kimseye zulmedilmezmiş. Ona gidin. Umulur ki Allah müslümanlara bir açıklık, ferahlık ve kurtuluş yeri kılar.” buyurmuş. Cafer ve yanındakiler Necaşi’nin yanına varınca onlara ikramda bulunmuş ve: “Size indi­rilenden bir şeyler biliyor musunuz?” diye sormuş; “Evet.” demişler, “O halde onlardan okuyun.” demiş. Etrafında papaz ve rahipler de varmış. Onlar her bir âyeti okuduklarında ondaki hakkı tanıyıp bildikleri için gözlerinden yaşlar süzülürmüş. İşte bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiştir. İbn Kesîr âyet-i kerimenin bu hadise üzerine inmiş olmasını şüpheli gö­rür ve der ki: Ca’fer ibn Ebî Tâlib’in Necâşî’ye gitmesi ve ona Kur’ân okuması, o ve etrafındakilerin dinlediklerinden etkilenerek ağlamaları hadisesi hicretten öncedir. Halbuki bu âyet-i kerime Medine’de nazil olmuştur.

3. Beyhakî’nin İbn İshak’tan naklen rivayetine göre Hz. Peygamber (sa) Mekke-i Mükerreme’de iken onun peygamber olarak gönderildiği haberni Ha­beşistan’a giden müslümanlardan öğrenen 20 kadar hristiyan Mekke-i Mükerreme’ye gelirler. Hz. Peygamber (sa)’i Ka’be’nin yanında bularak onunla konuşurlar. Mekke müşrikleri de kendi meclislerinden onların gelişlerini ve ko­nuşmalarını izlemektedir. Ratûlullah (sa)’a soruları bitince Allah’ın Rasûlü (sa) onları İslâm’a davet eder ve onlara Kur’ân okur. Kur’ân’ı işitince gözleri dolar, Onun, kitablarında verilen vasıfta olduğunu anlar, Hz. Peygamber (sa)’in dave­tine icabetle iman ve onu tasdik ederler. Bu grup Hz. Peygamber (sa)’in yanın­dan ayrılır ayrılmaz Ebu Cehl’in de aralarında bulunduğu bir grup Kureyşli müşrik yollarını keser ve onlara: “Ne kadar nasipsiz bir toplulukmuşsunuz! Ar­kanızda bıraktıklarınız sizi, kendilerine bu adam hakkında haber derleyip gö­türmeniz için gönderdiler. Halbuki siz, onun yanına oturur oturmaz, onun söy­lediklerine kanıp hemen dinizi terkettiniz ve onu tasdik ettiniz. Sizden daha ap­tal bir topluluk görmedik.” dediler, onlar ise: “Cahillikte sizin seviyenize inecek değiliz. Sizin işiniz size, bizim işimiz bize. Elbette biz, kendimizi bu hayırdan mahrum etmiyeceğiz.” diye cevap verdiler. Bu topluluğun Necran Hristiyanlarından olduğu ve yine bunlar hakkında ayrıca Kasas 52-55 âyetleri­nin de indiği de söylenir.

4. Urve ibnu’z-Zubeyr’den gelen bir rivayet ise âyet-i kerimenin, Cafer ibn Ebî Tâlib’in Habeşistan’a gönderildiği zaman değil, biraz daha sonra Necaşi’ye Hz. Peygamber (sa)’in mektubunu götüren Amr ibn Ümeyye ed-Damrî’nin Ha­beşistan’a gitmesi üzerine nazil olmuştur. Urve şöyle anlatıyor: Rasulullah (sa), yanına bir mektup vererek Amr ibn Ümeyye ed-Damrî’yi Necaşi’ye göndermiş­ti. Amr, Necaşi’nin huzuruna girip Rasulullah (sa)’ın mektubunu ona okudu. Necaşi, Rasulullah (sa)’ın mektubu dinledikten sonra Cafer ibn Ebî Talib ve beraberindeki muhacirleri de oraya çağırttı. Aynı zamanda papaz ve rahiplerine haber gönderip hepsini (müslümanları ve kendi hristiyan din adamlarını) huzu­runda topladı, sonra da Cafer’e, kendilerine Kur’an okumasını emretti. Cafer onlara Meryem Sûresini okudu. Oradakiler Kur’an’a iman ettiler ve gözlerinden yaşlar süzüldü. İşte onlar hakkında Allah Tealâ “Peygamber’e indirileni işittik­lerinde, hakkı tanıdıklarından dolayı gözleri yaşla dolup taşar da derler ki: “Rabbımız, biz iman ettik, bizi de şâhidlerle birlikte yaz.” âyet-i kerimesini in­dirdi.

Advertisements