280

٢٨٠

وَاِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ اِلى مَيْسَرَةٍ وَاَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

(280) ve in kane zu usretin fe neziratün ila meyserah ve en tesaddeku hayrul leküm in küntüm ta’lemun

Eğer (alacağınız kimse) zor durumda ise mühlet vermek kolaylıktır eğer borcu tasadduk ederseniz sizin için daha hayırlı olur eğer bilirseniz

(280) If the debtor is in a difficulty, grant him them till it is easy for him to repay. But if ye remit it by way of Charity, that is best for you if ye only knew.

1. ve : ve
2. in : eğer
3. kâne : oldu
4. : sahip
5. usratin : darlık, zorluk
6. fe : o taktirde, o halde
7. naziratun : (bekleyerek) beklemek
8. ilâ : … e kadar
9. meyseretin : kolaylık, bolluk
10. ve : ve
11. en tesaddekû : sadaka etmeniz
12. hayrun : (daha) hayırlı
13. lekum : sizin için
14. in kuntum : eğer siz, iseniz
15. ta’lemûne : biliyorsunuz


SEBEB-İ NÜZUL

Bu âyet-i kerimenin de bir önceki âyet-i kerime gibi Sakîflilerin faiz alaca­ğı hakkında nazil olduğu söylenir. Sakîfliler, Muğîra oğullarına gelip de faiz alacaklarını isteyince mali yönden sıkıntı içinde olan Muğîra oğulları: “Elimiz­de size verecek bir şeyimiz yok. Hasat zamanına kadar bize mühlet verseniz.” demişler de “Eğer darlık içinde ise ona genişlikte olacağı zamana kadar süre verin.” âyeti nazil olmuş.

Ya’kûb kanalıyla Hz. Ömer’den rivayete göre o şöyle demiştir: “Kur’ân’dan son nazil olan faiz âyetidir. Hz. Peygamber (sa) onu bize tefsir et­meden vefat etti. Siz faizi de faiz şüphesi olanı da bırakın.”

Hz. Ömer’den Humeyd ibn Mes’ade kanalıyla gelen rivayet biraz daha ay­rıntılı. Şöyle ki: Ömer kalktı, Allah’a hamdü senadan sonra şöyle dedi: “Tam olarak bilmiyorum, faiz konusunda belki biz, size uygun olmıyan bir şey emre­der, yine tam olarak bilmiyorum belki size uygun olan bir şeyi yasaklarız. Zira Kur’ân’dan son nazil olan âyetler faiz âyetleri idi ve Allah’ın Rasûlü onları bize beyan etmeden önce vefat eyledi. Faiz konusunda sizi şüphelendireni bırakın, şüphelendirmeyen i alın.”

Advertisements