53

٥٣

وَاَنْجَيْنَا الَّذينَ امَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ

(53) ve enceynellezine amenu ve kanu yettekun
Biz iman edenleri kurtardık ve takva sahibi olanları da

(53) And We saved those who believed and practised Righteousness.

1. ve enceynâ : ve kurtardık
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)
3. ve kânû : ve oldular
4. yettekûne : takva sahibi


AÇIKLAMA
Hz. Salih (A.S.) Ve Kavmi Kıssası

45.ayetten 53. ayete kadar;

“Gerçekten biz Semud kavmine “Allah’a kulluk edin” desin diye kardeşleri Salih’i peygamber olarak gönderdik. Bir de ne görsün, onlar birbirleriyle pekişen iki gurup olmuşlar.”

Yani andolsun ki biz Arap asıllı Semud kabilesine nesep ve kabile yönün­den kardeşleri olan Salih’i tek olan ve ortağı bulunmayan Yüce Allah’a kulluk edin diye gönderdik. Onlar da iki guruba ayrıldılar:

– Biri O’nun peygamberliğini ve Rabbi nezdinden getirdiği hususları tasdik eden mümin gurup,

– Diğeri O’nun getirdiğini yalanlayan kâfir gurup.

İki gurup din konusunda birbirleriyle çekişiyor ve mücadele ediyorlardı. Her gurup: “Hak benimle birliktedir. Benden başkası batıldır.” diyordu.

Cenab-ı Hak bu durumu bir başka surede şöyle anlatıyor: “Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler kendilerince her görülenlere iman edenlere şöyle dediler: Siz Salih’in gerçekten Rabbi nezdinden gönderilmiş bir peygamber olduğunu biliyor musunuz. Onlar da: Biz doğrusu onunla ne gönderildiyse ona iman etmişiz, dediler. Büyüklük taslayan kimseler: Biz doğrusu o sizin iman et­tiğiniz şeylere inanmıyoruz, dediler.” (A’raf, 7/75-76).

“Salih: Ey kavmim! Niçin iyilikten önce hemen kötülüğün gelmesini is­tiyorsunuz? dedi.” Yani Salih şöyle dedi: Ey kavmim! Niçin siz, sizi davet et­tiğim şeyle amel edip, iman ederek Allah’ın rahmetini ve sevabını istemeden önce derhal azabın ve cezanın inmesini istiyorsunuz.

Maksat şudur: Şüphesiz Allah size iman etmek suretiyle kendi rahmetine ve sevabına ulaşma imkânı verdi. Niçin bundan yüz çevirip onun azabının der­hal gelmesini istiyorsunuz?

Hz. Salih (a.s.) tek olan Allah’a iman etmezlerse kavmine gelecek azapla tehdit ettiği zaman onların cevabı şu oldu: “Ey Salih! Eğer peygamberlerden isen bize vaad ettiğin şeyi getir” (A’raf, 7/50).

“Salih: Allah’tan bağışlanmanızı dileseniz olmaz mı? Belki merhamet edilirsiniz.” Yani Allah’tan mağfiret isteseniz, rahmete nail olmanız için küf­rünüzden dolayı Ona tevbe etseniz olmaz mı. Çünkü azap indiği zaman tevbe etmeniz fayda vermez. Onların cevabı ise şu oldu:

“Kavmi Salih’e: Senin ve seninle beraber bulunanların yüzünden uğursuz­luğa uğradık, dediler.” Yani kavmi şiddet ve kızgınlıkla Salih’e şöyle dediler: Andolsun ki sen ve seninle beraber iman edenler yüzünden uğursuzluğa uğ­radık. Sizden hiçbir hayır görmedik. Zira üzerimize peşpeşe belâlar geldi. Siz bu dininizi icad edeli beri aramızda ayrılık meydana geldi, dediler. Bu bedbaht­lıkları sebebiyle onlardan herhangi birine bir kötülük isabet ettiği zaman on­lar: “Bu Salih’in ve dostlarının tarafındandır.” derlerdi.

Mücahid diyor ki: Onlar sebebiyle uğursuzluğa uğradıklarını söylerlerdi.

Bu aynen Cenab-ı Hakk’ın Firavun kavmi hakkında haber verdiği durum gibidir: “Onlara bir iyilik geldiği zaman “Bu zaten bizim hakkımızdır.” dediler. Onlara bir kötülük isabet ettiği zaman “Bu uğursuzluğun Musa ve Musa ile beraber olanlardan.” derlerdi.” (A’raf, 7/121).

Uğursuzluk, Arapların taş vb. bir şeyle kuş uçurmaları âdeti sebebiyle “tetayyur (kuş uçurma)” şeklinde adlandırılmıştır. Bu uçurulan kuş sağa doğru uçarsa bunu uğurlu kabul ederler ve buna “sânih” ismini verirlerdi. Kuş sola doğru yönelirse bunu uğursuz sayarlar ve buna da “bârih” derlerdi.

“Salih de: Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah katındadır, dedi.” Yani sizin uğurlu veya uğursuz saydığınız şeyler, size isabet eden hayır veya şer, size isabet eden Allah’ın kaderidir.

Bu, Allah katında yazılmıştır. Allah size bunun karşılığını verecektir. O dilerse size rızık verir, dilerse sizi mahrum eder, dedi. Kaza ve kader insana süratle geldiği için “tâir (talih kuşu)” olarak adlandırılmıştır. Bu aynen şu ayet gibidir: “Onlara bir iyilik isabet ettiği zaman: “Bu Allah tarafındandır.” derler. Bir kötülük isabet ettiği zaman da: “Bu senin yüzündendir.” derler. De ki: Hepsi Allah tarafındandır.” (Nisa, 4/78).

“Doğrusu siz imtihana çekilen bir kavimsiniz.” Siz, Allah beni size gönder­diği zaman itaat ve masıyetle imtihana çekiliyorsunuz. Eğer itaat ederseniz Al­lah size sevabınızı bol bol verir. Eğer isyan ederseniz size ceza gelir.

İbni Kesir diyor ki: Anlaşılan şudur ki “imtihana çekiliyorsunuz” ifadesinin manası içinde bulunduğunuz sapıklıkta size istidrac olarak birtakım imkânlar verilmekte, denenmektesiniz. Hangi şekilde olursa olsun maksat kendilerine fenalığın gelmesinin sebebinin onların isyan etmeleri olduğunu beyan etmektir.

Cenab-ı Hak daha sonra Semud’un tağutları ve fesatçı liderlerini, otur­dukları şehrin pek çok fesadın yuvası olduğunu anlattı:

“O şehirde dokuz kişi vardı ki bunlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve insanları İslah edip düzeltmeye çalışmıyorlardı.” Yani semud kabilesinin şehri olan Hicr şehrinde dokuz kişi vardı ki bunlar İslahla hiç ilgisi olmayan fesada dalmışlardı. Bu kişiler kavimlerini sapıklığa, küfre ve Hz. Salih’i yalanlamaya davet edenlerdi. İlâhi mucize olan deveyi kesmek, Hz. Salih’i ve O’na iman edenleri öldürmek üzerine anlaşmışlardı. Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

“Bunlar aralarında Allah’a yemin ederek şöyle konuştular: Salih’i ve ailesini bir gece baskınıyla öldürelim, sonra da akrabasına: Ailesinin öldürül­mesinden haberimiz yok, bizler doğru sözlü kimseleriz.” diyelim.”

Yani onlar deveyi kestikten sonra Hz. Salih (a.s.) hakkında müşavere ederek birbirlerine şöyle dediler: Yemin edelim. O’nu ve O’nunla birlikte iman edenleri geceleyin bir baskın düzenleyerek öldürelim.

Bu Allah’ın peygamberi Hz. Salih’i geceleyin haince öldürme üzerine yapılan bir antlaşma idi. Bunlar daha sonra Salih (a.s.) ölünce kanına veya kısasına talip olacak velilerine, akrabalarına: “Biz onların öndürülmesinde Dulunmadık. Bunları kimin öldürdüğünü bilmiyoruz. Biz sözünde sadık kim­seleriz. Yani biz her iki taraftan Salih’in ehlinden hiç kimseyi öldürmedik.” demek üzere antlaştılar.

Zemahşerî: “Bu ayette şeriatı ve şeriatın yasaklarını bilmeyen ve bu husus akıllarına bile gelmeyen kâfirler nezdinde de yalanın çirkin olduğuna kesin bir delildir.” demiştir. Zemahşerî’nin bu sözü “Aklın güzeli ve çirkini şeriatten önce idrak edeceği, yalanın da aklen çirkin olduğu” şeklindeki mu’tezile inancına göredir.

Bu kişilerin Hz. Salih’i öldürme komploları, Hz. Salih’in, deveyi öldürdük­leri için onları tehdit edip onları “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu yalanlanamayacak bir tehdittir.” (Hud, 11/65) demesinden sonra idi.

Fakat Cenab-ı Hak onlara ilâhî tuzak kurmuş, planlarını boşa çıkarmış, nusibeti onların üzerine çevirmişti. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Onlar bir tuzak kurdular, biz de onlar hiç farkına varmadan tuzaklarını alt-üst ediverdik.” Yani onlar bir komplo kurdular, gizli bir plan yaptılar. Fakat biz onları cezalandırdık ve helak ettik. Onları azabın geleceğini hissetmeden derhal cezalandırdık. Kötü hile ancak sahibine zarar verir.

“Tuzaklarının sonucu nasıl oldu, bir bak! Biz onları da kavimlerini de top­tan helak ettik.”

Ey Rasul! Ey bu ayeti işitenler! Düşünün! Onların planlarının sonucu nasıl oldu bir bakın. Biz onları da kavimlerini de tamamen yok ettik. Onlardan sadece Salih’e iman edenleri bıraktık.

“İşte şunlar zulümleri yüzünden çökmüş ve ıssız kalmış evleridir. Şüphesiz ki bunda bilen bir kavim için büyük bir ibret vardır.” Onlara inen azabın iz­lerinden biri de evlerinin kendi kendilerine yazık etmeleri sebebiyle bomboş kalmasıdır. Bu cezada ilim ve irfan ehli için, Allah’ın mahlukatı hakkındaki ilâhî sünnetini bilenler ve neticelerin sebeplere bağlı olduğunu bilenler için ib­ret ve öğüt vardır. Allah’ı inkâr eden ve peygamberlerini yalanlayan kimselere tuğyanlarından, inatlarından ve inkârlarından vazgeçmeyen kimselere yazık­lar, çok çok yazıklar olsun. Müminlere gelince onlar Cenab-ı Hakk’ın şu ayette buyurduğu gibi daima kurtuluşa erenler olacaktır:

“Biz iman edenleri ve Allah’tan korkanları kurtardık.” Yani Hz. Salih’i ve ona iman edenleri azaptan kurtardık. Onlar da Şam diyarına doğru gittiler. Filistin’de Remle kasabasına yerleştiler. Zira iman etmek ve Allah’a itaat ederek onun azabından sakınmak dünya ve ahiret azabından kurtulmak için daimî bir sebeptir.

Bundan maksat Kureyşlilere ve diğer Araplara hatırlatmada bulunmak ve onları eğer inkarcılık ve inatçılıklarında devam ederlerse emsalinin azaba uğ­radığı gibi onların da azaba uğrayacakları, Muhammed (s.a.) ile onun risaletini tasdik eden müminleri Allah’ın rahmeti ve lütfuyla kurtaracağı şeklinde uyarıda bulunmaktır.