13

١٣

اَللّهُ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

(13) allahu la ilahe illa huve ve ‘alellahi felyetevekkelil mu’minune
Allah’tan O’ndan başka ilah yoktur Allah’a tevekkül etmelidirler mü’minler ancak

(13) Allah! There is no god but He: and on Allah, therefore, let the Believers put their trust.

1. allâhu : Allah
2. lâ ilâhe : ilâh yoktur
3. illâ : sadece, den başka
4. huve : o
5. ve alâ allâhi : ve Allah’a
6. fe : öyleyse, artık
7. li yetevekkel(i) : tevekkül etsinler
8. el mu’minûne : mü’minler

اللَّهُAllahلَا yokturإِلَهَ ilahإِلَّا başkaهُوَ O’ndanوَعَلَى اللَّهِAllah’aفَلْيَتَوَكَّلْöyleyse tevekkül etsinlerالْمُؤْمِنُونَmü’minler


AÇIKLAMA

“Allah’ın izni olmadıkça hiçbir musibet gelmez.” Yani hayır olsun şer olsun insanın başına gelen her şey Allah’ın kaza ve kaderiyle gelir. Rivayet olunduğuna göre bu ayetin nüzul sebebi şudur: Kâfirler şöyle dediler: “Müslümanların gittiği yol hak olsaydı Allah onları dünyada felâketlerden korurdu.” Cevap olarak bu ayet nazil olmuştur.

Dolayısıyla insana düşen hayır olanın elde edilmesi, şer olanın defi için çalışıp gayret etmek, sonra da Allah’a tevekkül etmektir. Neticenin el­de edilmesi ise ancak Allah’ın kaza ve kaderiyle olacaktır. Bu ayetin benze­ri başka bir ayet de şudur: “Gerek yerde gerek sizin kendinizde bir musibet vaki olmamıştır ki biz onu yaratmadan evvel bir kitapta (yazılmış) olma­sın. Şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır.” (Hadid, 57/22)

“Kim Allah’a iman ederse onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” Yani kim Allah’ı tasdik eder ve kendisine gelen bir mu­sibetin Allah’ın kaza ve kaderiyle olduğunu bilir, buna sabreder, ecrini Allah’tan bekler ve ilâhi takdir ve kazaya teslim olursa, Allah onun kalbini doğruya götürür ve musibet sırasında ona genişlik verir. Allah’ın ilmi ge­niştir, hiçbir şey O’na gizli olmaz, dolayısıyla O, kalpleri ve kalplerin ahvalini hakkıyla bilir.

İbni Abbas şöyle dedi: “Kim Allah’a iman ederse onun kalbini doğruya götürür.” yani onun kalbini yakınî imana götürür, dolayısıyla başına gelen şeyin zaten gelecek olduğunu, gelmeyen şeyin de zaten gelmeyecek olduğu­nu bilir.

Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri hadis-i şerifte şöyle buyruluyor: “Müminin işi ne güzeldir, Allah bir hüküm verirse mutlaka onun için hayır olur. Ona bir zarar gelirse sabreder, bu onun için hayırdır, bir sevinç gelirse şükreder, bu onun için hayırdır. Bu, müminden başka hiç kimse için yoktur.”

Sonra Allah Tealâ kendisine itaat edilmesini emrederek şöyle buyur­du: “Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz elçimi­zin üstüne düşen ancak apaçık bir tebliğdir.” Yani emrettiği hususlarda Allah’a itaatle meşgul olun, tebliğ ettiği hususlarda peygamberine itaatle meşgul olun, hakkında emir olan şeyleri yapın, nehyedilen yasak edilen şeyleri terkedin. Eğer itaat etmez amelden geri durursanız vebali sizin üzerinizedir, peygamberin bir vebali yoktur, onun vazifesi açık açık tebliğ­dir, size vacip olan da emrolunduğunuz konuda itaat etmedir. Zühri şöyle dedi: Peygamberlik Allah’tandır, peygamberin vazifesi tebliğ, bize vacip olan da teslimiyettir.

Sonra Cenab-ı Hak kendisine tevekkülü emrederek şöyle buyurdu: “Allah O’dur ki kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. Onun için iman edenler ancak Allah’a güvenip dayansınlar.” Yani O, kendisinden başka hiçbir rab ve ilâhın bulunmadığı, bir tek, her şeyin O’na muhtaç kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’tır. İbadete lâyık olan yalnız O’dur. Öy­leyse tek ilâh olarak sadece Allah’ı tanıyın, amellerinizi sadece O’nun için yapın, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, işlerinizin sonucunu O’na bırakın, başkasına değil yalnız O’na dayanın. Nitekim Allah ayet-i kerimede: “Şar­kın garbın Rabbi. Kendisinden başka ilâh yoktur. Öyleyse onu vekil edinin.” (Müzzemmil, 73/9) buyurmuştur.

Bu, Allah’a güvenmenin, Ona dayanmanın ve devamlı O’ndan yardım istemenin vacip olduğu hususunda kullara bir irşaddır

Advertisements