21

٢١

فَخَرَجَ مِنْهَا خَاءِفًا يَتَرَقَّبُ قَالَ رَبِّ نَجِّنى مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمينَ

(21) fe harace minha halifey yeterakkabü kale rabbi neccini minel kavmiz zalimin
Hemen oradan çıktı korkarak ve gözetleyerek dedi ey Rabbim! beni kurtar zalim kavimlerden

(21) He therefore got away therefrom, looking about, in a state of fear. He prayed: O my Lord! save me from people given to wrong doing.

1. fe : artık, böylece
2. harece : çıktı
3. min-hâ : oradan
4. hâifen : korkarak
5. yeterakkabu : gözetleyerek, gözleyerek
6. kâle : dedi
7. rabbi : Rabbim
8. necci-nî : beni kurtar
9. min el kavmi : kavminden
10. ez zâlimîne : zalimler


AÇIKLAMA

“Musa, halkının bir gaflet anında şehre girdi.” Musa Firavun’un yaşadı­ğı şehre girdi. Burası Mısır’dan iki fersah uzaklıkta bir kasaba idi. Bu kasa­ba -Dahhak’ın ifadesiyle- “Aynü’ş-Şems” kasabası idi. Girdiği vakit şehre gir­mesi beklenmeyen bir vakit -ya insanların evlerine çekildikleri öğle sıcağın­da kaylûle vakti ya da akşam ile yatsı arası- idi.

“Musa orada iki adamın dövüştüğünü gördü. Biri kendi taraftarların­dan diğeri düşmanlarının tarafından idi. Kendi taraftarlarından olan adam düşmanlarından olan adama karşı Musa’dan yardım istedi. Bunun üzerine Musa adama bir yumruk vurup öldürdü. Sonra da (kendi kendine) bu yaptı­ğım şeytanın işidir… dedi.”

Yani Musa bu şehirde birbiriyle tartışan ve dövüşen iki kişi gördü. Bun­lardan biri İsraîlî olup kendi kabilesi ve kendi cemaatindendi. Diğeri ise inanç ve din hususunda Musa’ya muhalif olan Mısırlı bir kıptî idi. Bu kıptî şahıs Firavun’un aşçısı olup İsraîl’lî olan kişiden sarayın mutfağına odun taşı­masını istemiş İsrail’li de bunu reddetmiş, Hz. Musa’dan kendisine baskı ya­pan kıptî düşmanına karşı yardım istemişti. Bunun üzerine Hz. Musa eliyle ona vurup öldürdü. Yani vuruşu ölüme sebep olacak bir vuruş idi. Sonra da Musa’nın kendisine yardım ettiği İbranî adam dışında hiçbir kimsenin habe­ri olmadan bu adamı gömmüştü.

Hz. Musa (a.s.) sonra yaptığına pişman olmuş ve kendi kendine “Bu olay şeytanın güzel gösterdiği ve teşvik ettiği bir olaydır.” demişti. “Şeytan gerçekten sapıklığa teşvik eden apaçık bir düşmandır.” Yani şeytan insanın düşmanıdır, onu saptırıcıdır, dalâlete ve yanlışlığa düşürendir, düşmanlığı ve saptırıcılığı gayet açıktır, dedi.

“Musa” daha sonra yaptığından pişman oldu. “Ey Rabbim! Doğrusu ben kendime zulmettim. Beni bağışla…” Ben bu davranışımla yani masum bir in­sanı öldürmekle kendime yazık ettim. Benim günahımı ört. Elimin işlediği bu cinayet sebebiyle beni muaheze etme. Ben sana tevbe ediyorum ve bu fi­ilimden dolayı pişmanlık duyuyorum, “dedi.”

Hz. Musa bunu günah saymıştı. Zira adam öldürme asla helâl olmayan bir fiildir. Bu önceki peygamberlerin şeriatından bu yana bilinmektedir.

Nakkaş diyor ki: Hz. Musa (a.s.) onu öldürmek arzusuyla kasten vurma­dı. Sadece zulmünü engellemek arzusuyla ona bir yumruk vurdu. Ayrıca bu peygamberlikten önce idi.

Müslim’in rivayetine göre Salim b. Abdillah şöyle demiştir: “Ey Irak halkı! Ne gariptir ki küçük günahları soruyor, büyük günahları işliyorsunuz! Ben babam Abdullah b. Ömer’in (r.a.) Peygamberimiz (s.a) eliyle doğu tarafı­nı işaret ederek şöyle buyurduğunu işittim: “Fitne işte şuradan, şeytanın boynuzlarının çıktığı yerden gelir. Siz de birbirinizin boynunu vurursunuz.” Musa’nın Firavun ailesinden öldürdüğü şahıs sadece hataen öldürme idi. Cenab-ı Hak: “Sen bir adamı öldürdün. Biz de seni gamdan kurtardık ve seni çeşitli imtihanlara tabi tuttuk.” buyurdu.

“Allah da Musa’yı bağışladı. Çünkü O çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.” Yani Cenab-ı Hak onu affetti ve tevbesini kabul etti. Çünkü Cenab-ı Hak kendisine yönelen kullarının günahlarını örtücüdür. Tevbe edip yönel­dikten sonra kullarını cezalandırmayıp onlara çok çok merhamet edicidir.

Bunun üzerine Hz. Musa Rabbine şükretti ve “Ey Rabbim! Bana lütfet­tiğin nimetler sebebiyle asla suçlulara arka çıkmayacağım.” dedi. Yani Musa şöyle diyordu: Ey Rabbim! Bana lütfettiğin ilim, hikmet ve tevhidin, verdi­ğin makam, izzet ve nimetin hakkına beni hatadan koru. Beni korursan ben zulmeden, suç işleyen ve şirk koşan kimseye asla yardımcı olmam. Yahut ba­na bu pekçok nimetle ikramda bulunman sebebiyle yemin ederim ki sana tevbe edeceğim ve asla müşriklere destek olmayacağım.

Kuşeyrî diyor ki: Hz. Musa: “Bana lütufta bulunduğun mağfiret sebebiy­le…” dememiştir. Çünkü bu vahiyden önce idi. O Allah’ın bu adam öldürmeyi bağışladığını bilmiyordu.

Maverdî ve başkaları zikrediyorlar ki: Lütuf, mağfiret edilmek ya da hi­dayete nail olmak suretiyledir.

Kurtubî ise şöyle diyor: “Onu bağışladı.” ifadesi mağfiret ettiğine delâlet eder. Allah en iyi bilendir.

“Suçlulara destek olmamak” ifadesiyle Firavunla beraber bulunmak ve onun cemaatiyle birlikte olmak ve onun gurubunu çoğaltmak manası murad edilmiştir. Zira Musa daha önce baba-oğul gibi aynı bineğe biniyor ve Firavun’un oğlu diye adlandırılıyordu. Yahut bu ifadeyle desteklemesi suç ve gü­naha sebep olan kimsenin (mesalâ öldürülmesi helâl olmayan kimsenin öl­dürülmesine sebep olan İsrail’linin) desteklenmesidir.

Bu ayetin benzeri şu ayettir: “Zulmedenlere meyletmeyin ki ateş size do­kunmasın.” (Hud, 12/113).

“Musa şehirde korku içerisinde etrafı gözetiyordu. Bir de ne görsün! Da­ha dün kendisinden yardım isteyen kişi bugün yine kendisinden (bir başka kişiye karşı) yardımına koşmasını istiyor. Musa ona: Anlaşılan sen apaçık bir azgınsın dedi.” Musa (a.s.) Mısırlı kıptînin öldürülmesi olayından sonra adam öldürdüğünün bilinmesinden ve yakalanmaktan korkuyordu. Cinayeti sebebiyle öldürülmesini bekleyerek etrafı gözetledi. Kendini gizleyerek yolda yürüdü. Bir de karşısında dün kendisinden Mısırlı hasmına karşı yardım is­teyen İsrail’linin bir başka Mısırlıya karşı yine yardım ve destek istediğini gördü. Musa ona: “Sen sapıklığı açık, fesadı ve şerri çok bir kimsesin.” dedi.

“Derken Musa her ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince yardım dileyen: Ey Musa! Dün birini öldürdüğün gibi şimdi de beni mi öl­dürmek istiyorsun? dedi.” Hz. Musa (a.s.) her ikisinin düşmanı olan kıptîyi yakalamak istediğinde İsrail’li onun bu durumunu reddederek ve alay ederek şöyle dedi: Sen dün bir cana kıydığın gibi bugün de beni mi öldürmek istiyor­sun? Mısırlı olayı İsrail’liden öğrenmişti.

Razî diyor ki: Doğru olan bu görüştür. Çünkü Cenab-ı Hak şöyle buyur­du: “Musa her ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince yardım dileyen: Ey Musa!” dedi. O halde bu söz başkasının değil onun sözüdür. Aynı şekilde “Sen ancak yeryüzünde zorba bir kimse olmak arzusundasın.” ifadesi sadece kâfirin sözü olmaya lâyıktır.

Bazı alimler diyor ki: Hz. Musa (a.s.) İsrail’liye kızgın bir halde “apaçık bir azgın” olduğu şeklinde hitap ettiğini görünce ve yakalamaya teşebbüs edince acizliği, zayıflığı ve zilleti sebebiyle Hz. Musa’nın kendisini yakala­mak istediğini zannetti ve bu sözü söyledi. Bu adam öldürmenin ortaya çık­masına ve korkusunun artmasına sebep oldu. Çünkü dünkü olayı bu İbranî şahıstan başkası bilmiyordu. Kıptî bu sözü işitince bunu Firavun’a nakletti. Bunun üzerine Firavun’un kızgınlığı ve Hz. Musa’yı öldürme kararlılığı art­tı.

“Sen ancak yeryüzünde zorba bir kimse olmak arzusundasın. Islah eden­lerden olmak istemiyorsun, dedi.”

Yani Ey Musa! Sen ancak çok adam öldüren, adam yakalayan, büyüklük taslayan, yeryüzünde çok eziyet eden, neticelere bakmayan bir kimse olmak istiyorsun. Sen insanların meselelerinde iki taraftan biri akrabasından veya kabilesinden olsa bile güzellikle ve hikmetle hükmeden, ıslah ehlinden ol­mak istemiyorsun.

“Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: Ey Musa! Şehrin ileri gelenleri seni öldürmek için plan kuruyorlar. Hemen buradan çık git. Doğru­su ben sana öğüt verenlerdenim, dedi.”

Firavun ailesinden olan ve imanını insanlardan gizleyen mümin bir kimse Hz. Musa için Firavun kavminin planladığı kötülüğü ona haber ver­mek için şehirdeki en uzak yerden koşarak geldi ve şöyle dedi:

“Ya Musa! Firavun ve devletinin ileri gelenleri senin hakkında istişare etmektedirler ve seni öldürmek için plan kuruyorlar. Derhal bu şehirden çık. Ben senin için hiç şüphesiz iyiliksever, güvenilir bir kimseyim.”

Bu kimse Hz. Musa’nın arkasından gönderilen kimselerin yoluna yakın bir yola sülük ettiği için “adam” vasfıyla tavsif edilmiştir.

“Bunun üzerine Musa korku içinde etrafını gözetleyerek şehirden çıktı.” Musa kendi nefsi hakkında birilerinin kendisini takip etmesini gözetleyerek Firavun’un şehrinden çıktı.

“Musa: Ey Rabbim! Beni şu zalim kavimden kurtar, dedi.” Musa bu şid­detli mihnet hakkında şöyle dua etti: “Ya Rabbi beni bu zalimlerden, Firavun ve adamlarından kurtar.” Allah Hz. Musa’nın duasına icabet etti, onu kur­tardı ve Medyen’e ulaştırdı. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Bir cana kıydın. Bunun üzerine seni gamdan kurtardık ve seni imtihana tabi tut­tuk.” (Tâ-Hâ, 20/40).

Advertisements