71

٧١

وَحَسِبُوا اَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا وَصَمُّوا ثُمَّ تَابَ اللّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا وَصَمُّوا كَثيرٌ مِنْهُمْ وَاللّهُ بَصيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ

(71) ve hasibu ella tekune fitnetün feamu ve sammu sümme tabellahü aleyhim sümme amu ve sammu kesirum minhüm vallahü basiyrum bima ya’melun

(başlarına) bir fitne kopmaz zannettiler kör ve sağır kesildiler sonra Allah onların tövbelerini kabul etti sonra (yine) kör ve sağır kesildiler içlerinden bir çoğu ama Allah bütün yaptıklarını görmektedir

(71) They thought there would be no trial (for punishment) so they became blind and deaf yet Allah (in mercy) turned to them yet again many of them became blind and deaf. But Allah sees well all that they do.

1. ve hasibû : ve hesab ettiler, sandılar
2. ellâ tekûne fitnetun : bir fitne olmayacağını
3. fe : böylece
4. amû ve sammû : kör oldular ve sağır oldular
5. summe tâbe allâhu : sonra Allâh (cc.) tövbelerini kabul etti
6. aleyhim : onların
7. summe : sonra
8. amû ve sammû : kör oldular ve sağır oldular
9. kesîrun min-hum : onlardan bir çoğu
10. ve allâhu basîrun : ve Allâh (cc.) en iyi gören
11. bi-mâ : şeyleri
12. ya’melûne : onlar yapıyorlar

وَحَسِبُوا buna rağmen sandılar daأَلَّا تَكُونَ olmayacağınıفِتْنَةٌ bir fitneفَعَمُوا körوَصَمُّوا ve sağır oldularثُمَّ sonraتَابَ tevbelerini kabul etti deاللَّهُAllahعَلَيْهِمْ onlarınثُمَّ ardından yineعَمُوا körوَصَمُّوا ve sağır oldularكَثِيرٌ pek çoğuمِنْهُمْ onlarınوَاللَّهُ şüphesiz Allahبَصِيرٌ hakkıyla görendirبِمَا يَعْمَلُونَ yaptıklarını


SEBEB-İ NÜZUL

İbnu’l-Enbârî der ki: Bu âyet-i kerime Hz. Peygamber (sa)’in bi’setinden önce küfür üzere olup O’nun peygamber olarak gönderilmesinden sonra da az­gınlık ve çekememezlikten dolayı onu yalanlıyan ve bu yaptıklarının onlara bir zarar vermiyeceğini, bu yüzden cezalandırılmıyacaklarını zanneden bir kavim hakkında nazil olmuştur

AÇIKLAMA

Yüce Allah İsrailoğulları’ndan Allah’ın buyruklarını dinleyip itaat edecek­lerine, O’nun peygamberine itaatle bağlı kalacaklarına dair ahit ve misaklar almış olduğunu hatırlatmaktadır. Fakat onlar bu ahitleri ve misakları bozdu­lar. Görüş ve nevalarına tabi oldular, görüş ve nevalarını ilâhî şeriatın önüne geçirdiler. İlâhî şeriattan nevalarına uyanı kabul ettiler, ona aykırı düşeni de reddettiler.

Misak, pekiştirilmiş ahit demektir. Allah Tevrat’ta Yahudilerden Allah’ı tevhid edip Allah’ın şeriatının hükümlerine tabi olacaklarına dair ahit almıştı. Fa­kat onlar verdikleri bu sözü bozdular; peygamberlere karşı da ya yüz çevirmeyi gerektirir özellikte olanı yalanlamakla veya onları öldürmekle karşılık verdiler.

Bu yaptıklarına karşılık herhangi bir kötülüğün söz konusu olmayacağını, herhangi bir azap ile cezalandırılmayacaklarını yani işledikleri fesada karşılık denenmeyeceklerini sandılar. Çünkü onlar Allah’ın oğulları ve sevgilileri ol­duklarını iddia ediyorlardı. Fakat onların bu fesatları bir kötülüğü doğurmuş­tur. Bu da onların hakka karşı kör kulaklarının hakkı işitmeyecek kadar sağır olmaları, Allah’ın ayetleri üzerinde düşünemeyişleridir. Onlar hak namına bir şey işitmedikleri gibi hakka doğru yol da bulamıyorlardı. Bundan dolayı Babilliler onlara musallat olup Mescid-i Aksâ’yı yaktılar, mallarını talan ettiler, ço­cuklarını ve kadınlarını esir aldılar. İçinde bulundukları fesattan tövbe edip fe­sadı terketmeleri üzerine de Allah tövbelerini kabul etti, Pers krallarından bir kral vasıtasıyla tekrar hükümdarlıklarını kendilerine iade etti, Beytülmakdis’i onlar için yeniden inşa etti, Buhtnassar tarafından esir alınanları tekrar va­tanlarına geri döndürdü.

Sonra bir defa daha hakka karşı kör ve sağır kesildiler. Bu da Allah’ı gör­meyi istedikleri zaman olmuştu. Hz. Zekeriyyâ ve Yahya gibi peygamberleri öl­dürdüler. Meryem oğlu İsa’yı öldürmeye kalkıştılar. Allah’ın ve peygamberinin emirlerine asi oldular. Bu yüzden Allah üzerlerine önce Persleri, sonra da Ro­malıları musallat etti. Onlar da mülklerini sona erdirdi ve bağımsızlıklarını el­lerinden aldı.

Yüce Allah’ın: “Yine bir çoğu” buyruğu ise onların çoğunluğunun isyankâr olduklarına, az miktarda kimselerin de mümin ve salih kimseler olduklarına işarettir.

“Allah yaptıklarını hakkıyla görendir” Yaptıklarına muttali olandır. Ki­min hidayeti hak ettiğini, kimin de saptırılmaya lâyık olduğunu çok iyi bilen­dir. Yine onların, peygamberlerin ve rasullerin sonuncusu Allah Rasulü Muhammed (s.a.)’e karşı kurdukları hile ve tuzakları da çok iyi bilmektedir.

Advertisements