31

٣١

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونى يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحيمٌ

(31) kul in küntüm tühibbünellahe fettebiuni yuhbibkümüllahü ve yağfir leküm zünubeküm vallahü ğafurur rahiym

de ki eğer siz Allah’ı severseniz hemen bana tâbi olun ki Allah’ta sizi sevsin sizin günahlarınızı bağışlasın Allah bağışlayan, merhametlidir

(31) Say: “If ye do love Allah, follow me: Allah will love you and forgive you your sins for Allah is Oft-Forgiving, Most Merciful.

1. kul : de, söyle
2. in kuntum : eğer, siz … iseniz
3. tuhibbûne allâhe : Allah’ı seviyorsunuz
4. fe ittebiû-nî : o taktirde bana tâbî olun
5. yuhbib-kum(u) allâhu : Allah sizi sever
6. ve yagfir lekum : ve size mağfiret eder
7. zunûbe-kum : sizin günahlarınız
8. ve allâhu gafûrun : ve Allah mağfiret eden, günahları sevaba çeviren
9. rahîmun : Rahim esması ile tecelli eden rahmet nuru gönderen


SEBEB-İ NÜZUL

Hasen’den rivayete göre Hz. Peygamber (sa) zamanında bir kavim: “Biz Allah’ı çok seviyoruz.” demişler de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiş. Taberî, Hasen rivayetinde adı geçen kavim’in Necran hey’eti olduğunu söyler.

Muhammed ibn İshak’ın Muhammed ibn Ca’fer ibnu’z-Zubeyr’den rivayetinde o şöyle demiştir: Hristiyanlar: “Biz Mesîh’e Allah’ı sevdiğimiz için saygı gösteriyor, ta’zimde bulunuyoruz.” demişlerdi de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.

Bu âyetin nüzul sebebi olarak gelen rivayetler içinde bunlardan biraz daha garip olanı şudur: İbn Abbâs’tan rivayet ediliyor: Kureyşliler Mescid-i Harâm’da putlarını dikmişler, üzerlerine deve kuşu yumurtaları asmışlar, kulaklarına şeffaf kumaşlar koymuşlar onlara secde ediyorlarmış. Hz. Peygamber üzerlerine uğrayıp onları putlarına secde ederlerken görünce: “Ey Kureyş topluluğu, Allah’a yemin olsun babanız İbrahim ve İsmail milletine muhalefet ettiniz. Onlar müslüman idiler.” buyurmuş. Kureyşliler: “Biz bu putlara Allah Tealâ’ya sevgimizden, bunlar bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapınıyoruz.” demişler de bu âyet-i kerime nazil olmuş.


AÇIKLAMA

Ya Muhammed! Onlara de ki: Şayet sizler Allah’a itaat ediyor, O’nun seva­bını arzu ediyorsanız Allah’ın bana indirdiği vahye uyunuz. Allah da sizden ra­zı olacak, günahlarınızı bağışlayacaktır. Yani sizin isteğiniz olan onu sevmek­ten daha fazlasını da elde edeceksiniz ki, bu da O’nun sizi sevmesidir ve bu bi­rincisinden daha büyüktür.

Allah kendisine itaat edenleri, dinine uyanları bağışlar. Dünyada da ahirette de onlara merhamet eder. O’na itaat ise Rasulüne uymakla olur.

Rivayet edildiğine göre, “De ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız…” buyruğu nazil olunca, münafıkların lideri Abdullah b. Ubeyy şöyle dedi: “Muhammed kendisine itaati Allah’a itaat gibi değerlendiriyor. Hıristiyanlann İsa’yı sevdiği gibi bizim de kendisini sevmemizi emrediyor.” Bunun üzerine Yüce Allah’ın, “De ki: Allah’a ve Rasulüne itaat edin” buyruğu nazil oldu.

Yani onlar dedi ki: Emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak suretiy­le Allah’a itaat ediniz. Sünnetine uymak, onun gösterdiği yoldan gitmek ve izi­ni takip etmek suretiyle de Rasulüne itaat ediniz. Bu da Yüce Allah’ın size pey­gamberine tabi olmanızı farz kıldığını göstermektedir. Çünkü O Allah’ın rasulüdür. Yoksa durum Hristiyanların İsa (a.s.) hakkında iddia ettikleri gibi değil­dir.

Kendilerinin Allah’ın oğulları ve sevdikleri yani Allah’ı seven kimseler ol­duklarını iddia ederek gurura kapılıp O’nun çağrısını kabul etmez, yûç çevirip gerisin geri döner, emrine aykırı hareket ederlerse şüphesiz ki Allah kâfirleri cezalandırır, onların fiillerini beğenmez, onları bağışlamaz ve onlara gazap eder. Çünkü onlar nevalarına uymuş ve dosdoğru dinin gösterdiği hidayet yolu­nu terk etmiş olurlar. Bu yol ve yöntem hususunda Peygamber (s.a.)’e muhale­fet etmenin küfür olduğunun, kendisinin Allah’ı sevip ona yaklaşan bir kimse olduğunu ileri sürse dahi, bu nitelikte olan kimseleri Allah’ın sevmediğinin de­lilidir.

Advertisements