94

٩٤

قُلْ اِنْ كَانَتْ لَكُمُ الدَّارُ الْاخِرَةُ عِنْدَ اللّهِخَالِصَةً مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقينَ

(94) Kul in kanet lekümüd darul ahiratü indellahi halisatem min dunin nasi fe temennevül mevte in küntüm sadikiyn

de ki Allah katında ahiret yurdu yalnız size ayrıldı ise diğer insanlardan ayrı olarak samimiyetle ölümü temenni edin eğer sizler doğru kişilerdenseniz

(94) Say: “If the last home, with Allah, be for you specially, and not for anyone else, then seek ye for death, if ye are sincere.”

1. kul : de, söyle
2. in kânet : eğer ise
3. lekum : sizin için, sizin
4. ed dâru el âhiretu : ahiret yurdu
5. indallâhi (inde allâhi) : Allah’ın katı
6. hâlisaten : halis, özel
7. min dûni en nâsi : diğer insanlardan başka
8. fe temennevû : o zaman temenni edin
9. el mevte : ölüm
10. in kuntum : eğer siz iseniz
11. sâdikîne : sadıklar, doğru söyleyenler

قُلْde kiإِنْ كَانَتْ لَكُمْyalnız size ait ise الدَّارُyurduالْآخِرَةُahiretعِنْدَkatındaاللَّهِallahخَالِصَةًhalis olarakمِنْ دُونِ النَّاسِinsanlar arasından فَتَمَنَّوْاo halde isteyin الْمَوْتَölümüإِنْ كُنتُمْisenizصَادِقِينَdoğru kimseler


AÇIKLAMA
Peygamber (s.a.)’in Yahudilere şöyle demesi emredilmektedir: “Eğer sizler bütün insanlar arasında cennetin yalnız size ait olduğunu, sayılı günler dışın­da da ateşin size dokunmayacağını, Allah’ın seçkin milleti olduğunuzu iddia et­menizde doğru söyleyen kimseler iseniz, haydi bu konuda kimsenin sizinle or­tak olamayacağını ve karşı davada bulunamayacağını ileri sürdüğünüz ebedî ve katıksız nimetlere ulaştıracak ölümü temenni ediniz.” Çünkü hiçbir insan mutluluktan yüz çevirip de bedbahtlığı tercih etmez. Eğer bu sözün kendilerine söylendiği vakit böyle bir temennide bulunmuş olsalardı, yeryüzünde bulunup da ölmedik Yahudi kalmayacaktı. İbni Abbas der ki: Eğer ölümü temenni etmiş olsalardı, onlardan her bir kimse (en azından) yutkunurken dahi nefes borusu­na kaçacak olan tükürük damlası ile boğulup giderdi.

İbni Abbas’tan gelen rivayete göre maksat şudur: Bizden ve sizden kim ya­lancı ise ona ölümün gelip çatmasını isteyiniz, beddua ediniz. Ancak onlar böy­le bir isteği yerine getirmediler ve dua etmediler, çünkü yalan söylediklerini bi­liyorlardı.

İbni Kesir der ki: İbni Abbas’m ayet ile ilgili yapmış olduğu bu açıklama kabul edilecek tek açıklamadır. Bu da kendileri mi yoksa müslümanlar mı, hangisi yalancı ise ona beddua etmek şeklindedir. Ölümü temenni etmekle on­lara karşı getirilmek istenen delil, açık bir şekilde ortaya çıkmaz. Çünkü ileri sürdükleri iddialarında samimi olduklarına, doğru söylediklerine inanmaları on­ları ölümü temenni etmek zorunda bırakmaz. Çünkü Allah’ın salih bir kulu ol­mak ile ölümü temenni etmek birbirinden ayrılmaz şeyler değildir. Nice salih insanlar da vardır ki ölümü temenni etmez. Hatta hayrı daha da artsın, cen­netteki yeri ve derecesi daha da yükselsin diye ömrü daha da uzun olsun ister. Nitekim hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur: “Sizin hayırlınız ömrü uzayıp da ameli güzelleşendir”.

Her ne şekilde olursa olsun onlar Tevrat’ı tahrif etmek, günahsız peygam­berleri öldürmek ve kitaplarında müjdelenmiş olmasına rağmen Peygamber (s.a.)’i inkâr etmek gibi işledikleri küfür, fasıklık ve isyanları sebebiyle buna asla yanaşmaz.

Daha sonra şanı yüce Allah, kendi yüce zatına yemin ederek -“bulursan” anlamını ifade eden kelimede “lâm” harfinden sonra gelen “te” harfi bu yemini ifade eder. İnsanlar arasında uzunca bir hayata en tutkun kimselerin Yahudi­ler olduğunu belirtmektedir. Hatta onlar, Allah’a şirk koşup öldükten sonra di­rilmeye iman etmeyen müşrikler de dahil olmak üzere, bütün insanlar arasında hayata en tutkun kimselerdirler. Halbuki, müşriklerin insanlar arasında hayata en tutkun kimseler olmaları gerektiği varsayılır. Çünkü onlara göre dünya hayatı ilk ve sondur. Arap müşrikleri bu dünya hayatından başkasını bilmiyor ve ahirete dair bir bilgiye sahip değillerdi.

Fakat dünya ve maddeye tutkun olan Yahudilerden her bir kimse, bin se­ne veya daha fazla ömür sürsün ister. Araplar bin’i çoklukta mübalağa etmek için kullanırlar. Çünkü ahirette Allah’ın azabı ile karşılaşacağını ummakta, bundan dolayı da dünyayı ahiretten hayırlı görmektedirler. Fakat istediği ka­dar uzun olsun, onlardan herhangi bir kimsenin dünyada kalması Allah’ın em­rinden ve can yakıcı azapla cezalandırılmasından kendisini uzaklaştırmaz. Allah bunların  karşılığı,  kendilerini cezalandıracaktır.

Advertisements