70

٧٠

وَهُوَ اللّهُ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ لَهُ الْحَمْدُ فِى الْاُولى وَالْاخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(70) ve hüvellahü la ilahe illa hu lehül hamdü fil ula vel ahirati ve lehül hukmü ve ileyhi türceun
O Allah ki o’ndan başka ilah yoktur hamd o’nadır önünde de, sonunda da ve hükümde o’nundur nihayet o’na döndürülürsünüz

(70) And He is Allah: There is no god but He. To Him be praise, at the first and at the last: For Him is the Command, and to Him shall ye (all) be brought back.

1. ve huve allâhu : ve o Allah
2. lâ ilâhe : ilâh yoktur
3. illâ huve : ancak, başka o
4. lehu el hamdu : hamd ona ait
5. fî el ûlâ : evvelde
6. ve el âhırati : ve ahir, sonraki
7. ve lehu : ve onun
8. el hukmu : hüküm
9. ve ileyhi : ve ona
10. turceûne : döndürüleceksiniz


AÇIKLAMA

“Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçme hakkı yoktur. Allah onların koştukları ortaklardan münezzehtir.”

Yani Allah Tealâ yaratma ve seçme hususunda kendisinin hiçbir ortak veya eş kabul etmeksizin yegâne hakka sahip olduğunu bildirmektedir. Ayetin manası şudur:

Ey Muhammed! Ey bu ayetleri duyanlar! Senin Rabbin dilediğini yarat­ma ve dilediğini tercih etme hususunda mutlak hak sahibidir. O ne dilerse olur, O neyi dilemezse olmaz. Hayrı ve şerriyle bütün işler O’nun elindedir. Bunların dönüşü sadece Onadır. Risaleti eda etmek için bazı kimseleri O tercih eder. Bu görevi eda etmek için melekler ve insanlardan elçiler seçer. Şefaat hususundaki hakkını dilediğine bağışlar. Yarattığı kimselerden bir kısmına diğerlerinden farklı bazı özellikler verir.

Ne müşriklerin ne de başkalarının herhangi bir şeyi seçme, tercih etme hakkı ya da meselâ: “Bu Kur’an şu iki kasabadan büyük bir adama indirilseydi ya!” (Zuhruf, 43/31) deme hakları yoktur. Müşrikler bu iki kişinin ya Velid b. Mugire ya da Taif reisi Urve b. Mes’ud es-Sekafî olduğunu söy­lemektedirler.

68. ayetteki “mâ kâne” kelimesindeki “mâ” İbni Abbas ve başka müfessirlerden nakledildiği gibi nefy (olumsuzluk) edatıdır. Zira bu makam Allah Tealâ’nın yaratma, takdir ve tercih etme hususunda tek ve yegâne varlık olduğunu ve bu konuda O’nun hiçbir benzeri olmadığını beyan etme makamıdır. Bu sebeple Allah Tealâ kendi zatının hakimiyeti hususunda her­hangi bir kimsenin kendisiyle yarışmasından münezzeh olduğunu zikretti: “Allah onların koştukları ortaklardan münezzehtir.” Yani Allah müşriklerin şirk koşmasından çok yücedir. Hiçbir şey yaratamayan ve hiçbir şey tercih edemeyen putlar ve benzeri ortaklardan herhangibirinin tercih etme ve yaratma hususunda Allah’la yarışması imkânsızdır.

Cenab-ı Hak daha sonra yaptığı seçim ve tercihin sabit ve sahih ilme dayandığını beyan etti: “Rabbin onların kalplerinin neyi gizlediğini ve ken­dilerinin neyi açığa vurduğunu çok iyi bilir.” Yani ey Allah’ın yarattığı kul! Senin Rabbin Onların gönüllerinin gizlediğini, vicdanlarının Rasulullah’a (s.a.) karşı taşıdığı hile ve desiseleri ve O’na karşı düşünülen düşmanlığı gayet iyi bilir. Gayet tabiî bütün mahlûkatının açıktan yaptıkları şeyleri de gayet iyi bilir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “İçinizden sözünü gizleyen kimse ile bunu açığa vuran kimse, ya da geceleyin gizlenen kimse ile gündüz yoluna devam eden kimse (O’nun ilminde) eşittir, birdir.”(Ra’d, 13/10).

Bu, mutlak ve her şeyi kaplayan ilim ve ulûhiyet hususiyetlerine sahip, yegâne ilâh olan Allah tarafından sadır olmaktadır. Allah şöyle buyurmak­tadır: “O kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır.” Yani ulûhiyet vasfıyla tavsif olan tek varlık O’dur. O’ndan başka hiçbir mabud yoktur. Dilediğini yaratan ve dilediğini seçen O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O her şeyi bilen ve her şeye kadir olandır.

Bu ayette Allah’ın mümkün olan her şeye kadir olduğuna, bilinecek her şeyi gayet iyi bildiğine, bütün noksanlıklardan ve belâlardan münezzeh ol­duğuna dikkat çekilmektedir. Bunun için O hamd ve şükre lâyık olan tek varlıktır: “Dünyada da ahirette de hamd O’na mahsustur.” Yani hamd, şükür ve ibadete lâyık olan sadece Allah Tealâ’dır. O dünya ve ahirette yaptığı her şeyde övgüye lâyık olandır. Çünkü O adaleti ve hikmetiyle nimetleri lütfeder ve mahlûkatına bol hayır bahşeder.

“Hüküm yalnız O’nundur. Siz ancak O’na döndürüleceksiniz.” Yani her şeyde etkili ve geçerli olan karar yalnız O’na aittir. O’nun hükmünü kal­dıracak hiçbir kimse yoktur. O kullarının üzerinde ezici bir kuvvet ve kud­rete sahiptir. O çok merhametli ve çok lütuf sahibidir, her şeyden haberdar­dır. Bütün mahlûkat kıyamet günü ancak O’na dönecektir. Her amel eden kimseye hayır ve şer yaptığı ameliyle karşılık verecektir. Yerde ve gökte hiç­bir şey O’na gizli kalmaz.

Bu ayette isyankârlar için son derece tehdit ve korkutma, itaatkârlar için son derece kalbi takviye edici ifade vardır. Dolayısıyla adalet terazisi bozulmayacaktır. Allah iyi amel işleyen kullarını itaatlerine karşılık mükâfatlandıracak, isyankârları isyanlarına karşılık cezalandıracaktır.

Advertisements