12

١٢

وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرنَ الَّتى اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فيهِ مِنْ رُوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِه وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتينَ

(12) ve meryemebnete ‘imranel leti ahsanet ferceha fenefahna fihi min ruhina ve saddekat bikelimati rabbiha ve kutubihi ve kanet minel kanitin
Bir de imran kızı Meryem ırzını pek sağlam korumuştu biz üfürdük ona ruhumuzdan (o), tasdik etti Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını o itaatkarlardandır

(12) And Mary the daughter of Imran, who guarded her chastity and We breathed into (her body) of Our spirit: and she testified to the truth of the words of her Lord and of his Revelations, and was one of the devout (servants).

1. ve meryem(e) : Meryem
2. ibnete : kızı
3. imrâne : imran
4. elletî : ki o
5. ahsanet : ahsen, en güzel idi
6. ferce-hâ : onun iffeti
7. fe : bu yüzden, bu sebeple
8. nefahnâ : biz üfledik
9. fî-hi : onun içine
10. min rûhi-nâ : ruhumuzdan
11. ve saddakat : ve tasdik etti
12. bi kelimâti : sözlerini
13. rabbi-hâ : Rabbinin
14. ve kutubi-hi : ve onun kitaplarını
15. ve kânet : ve idi, oldu
16. min el kânitîne : kanitin olanlardan

وَمَرْيَمَMeryem’i deابْنَتَ kızıعِمْرَانَ İmranالَّتِي أَحْصَنَتْsapasağlam koruyanفَرْجَهَا namusunuفَنَفَخْنَاBiz üfledikفِيهِ onaمِنْ رُوحِنَاruhumuzdanوَصَدَّقَتْo da tasdik ettiبِكَلِمَاتِkelimeleriniرَبِّهَا Rabbininوَكُتُبِهِve kitaplarınıوَكَانَتْ مِنْ الْقَانِتِينَo, gönülden bağlı olanlardandı


AÇIKLAMA

“Allah inkâr edenlere Nuh’un karısı ile Lut’un karısını misal olarak gösterdi. Onlar kullarımızdan iki salih kulun nikâhı altında idiler. Böyle iken onlara hainlik ettiler de onlar onları Allah’ın azabından hiçbir şeyle kurtaramadılar ve “Ateşe girenlerle beraber siz de girin.” denildi. Yani kâfirlerin müslümanlarla bir arada ve daimi münasebet içinde bulunmalarının faydası olmaz, kimse kimseyi kurtaramaz, kalplerinde iman yoksa bir arada bulunmalarının Allah katında onlara hiçbir yararı olmaz. Kişi kâfir olarak kaldıkça sırf dostluk, nesep veya nikâhın asla faydası ol­maz. İşte Allah Tealâ, kâfirlerin haline bu misali verdi.

Bu misalin mahiyeti şudur: Nuh ve Lut peygamberlerin hanımları, on­ların nikâhı altında bulunmaları durumuyla gece gündüz onlarla beraber idiler, beraber yer içerler, en ileri şekilde beraberlik ve dostluk halinde olurlardı. Ancak onlara iman etmeyerek, peygamberlik konusunda onları tasdik etmeyerek din ve iman konusunda onlara hıyanet ettiler. O peygam­berler Allah katında en yüce mertebeye sahip oldukları halde hanımlarını Allah’ın azabından kurtaramadılar, peygamber hanımı olmaları onlara hiç­bir şekilde fayda vermedi, musibetten kurtulamadılar ve nihayet azap ve ceza başlarına geldi.

Rivayete göre Nuh’un hanımı insanlara kocası için “O delidir.” dermiş, Lut’un karısı da, kötülük yapsınlar diye kocasının misafirlerinin yerini kavmine haber verirmiş.

Ahirette bu iki kadına inkârlarının ve kötülüklerinin cezası olarak şöyle denilecek: “İnkâr ve isyan ehlinden cehenneme girenlerle beraber siz de girin.”

Bu ifade, müminlerin anneleri Hafsa ve Aişe’ye Rasulullah (s.a.)’a karşı işledikleri hatadan dolayı bir tarizdir, onları ve başkalarını ikaz ve korkutmadır ki eğer Allah’a asi olurlarsa peygamberle nikâhlı olmaları hiçbir şey ifade etmez. Yahya b. Sellam şöyle diyor: Bu ifade ile Aişe ve Hafsa, Rasulullah’ın (s.a.) aleyhine ortak hareket ederek ona muhalefet et­tiklerinden dolayı ikaz edilmişler ve onlara beyan edilmiştir ki Allah’ın yarattıklarının en hayırlısı ve peygamberlerinin sonuncusu bir zatın nikâhı altında bile olsalar, bu onları Allah’ın azabından kurtarmaz. Ancak yaptıkları sahih ve samimi tevbe ile Allah Tealâ, onları bu yaptıklarının azabından muhafaza buyurdu.

Sonra Allah Tealâ, müminlere bir başka misal olarak önceki misalin aksine -eğer müminler kâfirlere muhtaç olurlarsa onlara karışmanın ken­dilerine zarar vermeyeceğini ifade eden şu iki kadının halini misal getirdi. Birinci kadın hakkında şöyle buyurdu:

“Allah iman edenlere de Firavun’un karısını bir misal olarak verdi. Hani o “Ey Rabbim bana katında, cennette bir ev yap, beni Firavundan ve onun amelinden kurtar, beni zalimler güruhundan kurtar.” demişti.” Yani Allah Tealâ müminlere bir başka misal olarak Firavun’un karısı, Müzahım’ın kızı ve Musa’nın halası Asiye’nin halini zikretti. Asiye, Musa (a.s.)’ın asasını yere atma kıssasını duyduğunda ona iman etmişti. Bunun üzerine Firavun ona ağır işkence ve azap etti. Fakat o imanından dönmedi. İşte bu hadise -Firavun’un karısına zarar vermediği gibi- küfrün bas­kısının müminlere zarar veremeyeceğini gösteren hadiselerden biridir ki o, kâfirlerin en azılısının nikâhı altında idi. Ve neticede Allah’a imanı sayesinde naim cennetlerine girdi.

Zaten Asiye şöyle dua ediyordu: “Ey Rabbim! Sana yakın olanların derecelerinin en yücesinde, rahmetine yakın olacak şekilde bana bir ev yap, beni Firavun’un bizzat kendisinden ve ondan sadır olacak şer ameller­den kurtar, beni o zalimler güruhu kipti kâfirlerden kurtar. “Katade şöyle dedi: Firavun dünyanın en mütekebbiri ve en kâfiri idi. Vallahi, hanımı Rabbine itaat edince kocasının kâfirliği ona asla zarar veremedi. Bunun hikmeti şudur: Bilsinler ki şüphesiz Allah adaletle hükmeder, herkesi an­cak kendi günahı ile cezalandırır.

İbni Cerir de şöyle dedi: Firavun’un karısına güneş altında işkence yapılırdı. İnsanlar yanından ayrıldığı zaman melekler kanatlarıyla gölge yaparlardı. Cennetteki evini görürdü.

Bu ayet-i kerime Firavun’un karısının Allah’a, öldükten sonra diril­meye, cennete, cehenneme, salih amelin cennete götüren yol, kötü amelin de cehennem ateşine girmenin sebebi olduğuna sıdk ile iman ettiğine delil­dir. Ayrıca bu ayet, şerlerden Allah’a sığınmanın salih insanların bir sün­neti olduğuna delildir.

İkinci örnek kadın hakkında da Allah şöyle buyurdu:

“Namusunu çok iyi koruyan İmran kızı Meryem’i de, (bir misal olarak verdi.) biz bundan dolayı ona ruhumuzdan üfürdük. O, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. İtaat edenlerdendi o.” Yani Allah Tealâ müminlere İsa (a.s.)’nın annesi İmran kızı Meryem’i örnek verdi. Allah ona dünya ve ahiretin izzet ve şerefini ihsan etti, isyankâr bir top­lumun içinde bulunmasına rağmen Allah onu zamanın kadınlarının en faziletlisi olarak seçti, o iffet ve namusunu erkeklerden ve kötülüklerden korudu. Bu sebeple o iffet ve temizlik misalidir. Allah Tealâ, Cebrail’e onun kadınlık uzvuna üflemesini emretti. -Bazı tefsircilere göre de gömleğinin cebine üflemesini emretti. Ancak bu haber onların uydurmasıdır-. Bunun üzerine Meryem İsa’ya hamile kaldı. Allah’ın kulları için indirdiği dinleri, İdris (a.s.) ve diğer peygamberlere inen sahifeleri ve diğer büyük kitapları tasdik etti. Cebrail’in kendisine “Ben ancak Rabbinin sana bir elçisiyim.” (Meryem, 19/19) diye hitap etmesini, Ali İmran suresi 42-48, Meryem sure­si 16-36. ayetlerinde kendisine haber verilen İsa’nın müjdelenmesini ve onun Allah’a en yakın insanlardan olacağı haberlerini tasdik etti. Meryem, Rabbine itaat eden bir kavme mensup idi. Evi bir ibadet ve taat evi idi ve Rabbine ibadet ve taatte bulunanlardan idi.

Ahmed b. Hanbel İbni Abbas’tan şöyle rivayet etti: “Bir gün Rasulullah yere dört tane çizgi çizdi ve bunlar nedir bilir misiniz? dedi. Onlar da Allah ve Rasulü bilir, dediler. Rasulullah: “Cennet ehli kadınların en faziletlileri şunlardır: Huveylid kızı Hatice, Muhammed kızı Fatıma, İmran kızı Meryem ve Firavunun karısı Müzahim kızı Asiye’dir” buyurdular.”

Buhari ve Müslim’in Ebu Musa el-Eşari’den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Erkeklerden kemâle ulaşanlar çoktur. Kadınlardan ise sadece Firavunun karısı Asiye, İmran kızı Meryem ve Huveylid kızı Haticedir. Aişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.”

Advertisements