76

٧٦

وَلَقَدْ اَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ

(76) ve le kad ehaznahüm bil azabi fe mestekanu li rabbihim ve ma yetedarraun
Yemin olsun, biz onları azap ile yakaladık onlar Rablerine itaat etmiyorlar ve yalvarmıyorlar

(76) We inflicted Punishment on them, but they humbled not themselves to their Lord, nor do they submissively entreat (Him)!

1. ve lekad : ve andolsun
2. ehaznâ-hum : biz onları yakaladık
3. bi el azâbi : azap ile
4. fe : o zaman, fakat
5. mestekânû (mâ istekânû) : boyun eğmediler
6. li rabbi-him : Rab’lerine
7. ve mâ yetedarreûne : ve yalvarıp dua etmiyorlar


SEBEB-İ NÜZUL

İkrime’nin İbn Abbâs’tan rivayetinde o şöyle anlatıyor: Üsâme ibn Üsâl el-Hanefî, Hz. Peygamber (sa)’e gelip müslüman olduğunda esir idi. Hz. Peygam­ber (sa) onu serbest bıraktı. Üç gün müslüman olmamakta direndikten sonra Allah’ın hidayet nasib etmesiyle müslüman oldu ve umre yapmak üzere Mekke-i Mükerreme’ye gitti. Mekke vadisine gelince telbiye getirdi ve telbiye getirerek Mekke-i Mükerreme’ye girdi. İslâm tarihinde Mekke-i Mükerreme’ye telbiye getirerek giren ilk kişi oldu. Onun telbiye getirerek Mekke’ye girdiğini gören Kureyş müşrikleri onu yakaladılar ve: “Ey Sümâme gerçekten bize karşı çok cür’etkâr davrandın ve Sâbiî olduğunu açıkça burada belli ettin.” dediler. Sümâme: “Müslüman oldum ve en hayırlı dine, Muhammed’in dinine tabi ol­dum. Vallahi size, Hz. Peygamber (sa) izin verinceye kadar Yemâme’den bir buğday danesi bile gelmiyecek.” deyip gitti, Mekkelilerin Yemâme ticaret yolu üzerine oturdu ve yol kesmeye başladı. Allah Tealâ da o sırada Kureyş (müşrik­lerine öyle bir kıtlık seneleri verdi ki açlıktan deve yününü kanla karıştırıp ye­diler. İşte bu kıtlık yıllarında (Kureyş adına) Ebu Süfyân, Hz. Peygamber (sa)’e geldi ve: “Allah ve akrabalık aşkına, sen âlemlere rahmet olarak gönderildiğini iddia etmiyor musun?” dedi. Hz. Peygamber (sa): “Evet öyle.” buyurdular. “Ba­baları kılıçla, çocukları açlıktan öldürdün (bu nasıl rahmetle gönderilmektir?)” dedi de bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeleri indirdi. Beyhakî’nin Delâil’de zikrettiği haberde Üsâme ibn Üsâl el-Hanefî’nin adı İbn İyâz şeklinde verilmiştir.

Bu Üsâme ibn Üsâl hadisesi Bedir Gazvesinden sonra, hattâ bir rivayete gö­re Mekke’nin fethinden biraz önce meydana geldiğine ve İbn Abbâs’tan gelen bu haber de sahih olduğuna göre demek ki mekkî olan bu sure içindeki bu âyet-i kerimeler Medine-i Münevvere’de nazil olmuştur.