91

٩١

اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْ اَحَدِهِمْ مِلْءُ الْاَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ افْتَدى بِه اُولءِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرينَ

(91) innellezine keferu ve matu ve hüm küffarun fe ley yukbele min ehadihim mil’ül erdi zehebev ve levifteda bih ülaike lehüm azabün elimüv ve ma lehüm min nasirin

muhakkak o kafir olan kimseler küfür üzerine ölmüşlerse onların hiçbirisinden kabul edilmeyecektir (kurtarmak için) arz dolusu altın fidye verse yine işte bunlar için elim azap (vardır) onlara yardım edecek kimsede yoktur

(91) As to those who reject Faith, and die rejecting, never would be accepted from any such as much gold as the earth contains, though they should offer it for ransom. For such is (in store) a penalty grievous, and they will find no helpers.

1. inne ellezîne : muhakkak ki onlar
2. keferû : inkâr ettiler
3. ve mâtû : ve öldüler
4. ve hum : ve onlar
5. kuffârun : kâfir olarak
6. fe len yukbele : artık asla kabul olunmaz
7. min ehadi-him : onların birinden, hiç birinden
8. mil’u el ardı : yeryüzü dolusu
9. zeheben : altın
10. ve lev iftedâ bi-hî : ve onu fidye olarak verse
11. ulâike : işte onlar
12. lehum : onlar için vardır
13. azâbun elîmun : elim, acı azap
14. ve mâ lehum : ve onlar için yoktur
15. min nâsırîne : (yardımcılardan), yardımcı


SEBEB-İ NÜZUL

Ebu Salih’in İbn Abbâs’tan rivayetine göre Mekke fetholunup daha önce irtidad edip Mekkelilere iltihak eden ve halâ orada yaşamakta olanlar yeniden İslâm*a girince onlardan kâfir olarak ölenler hakkında bu âyet-i kerime nazil olmuştur.


AÇIKLAMA

İman ettikten ve Rasulün hak peygamber olduğuna şahitlik etmelerinden sonra, kâfir olan ve Kur’an-ı Kerim’den olsun önceki kitaplardan olsun apaçık belgelerin ve peygamberliğinin doğruluğuna, risaletinin sıhhatine delâlet eden sair mucizeler hak peygamber olduğunu gösterdikten sonra, kâfir olan Yahudi ve Hristi yanlar gibi bir topluluğa Allah nasıl hidayet verir?

Bu buyruk, bu gibi kimselerin hidayet bulmalarının uzak bir ihtimal oldu­ğuna işaret olup Peygamber (s.a.)’in onlardan yana ümidini kesmek maksadındadır. Beyzavî’nin de söylediği gibi İnsanları hakka iletmek hususunda Yüce Allah’ın sünnetlerinden bir tanesi de, onlar için apaçık delilleri ve belgeleri or­taya koyması, bununla birlikte arzu edilen sonuca götürecek şekilde onlar üze­rinde düşünmeye engel olan hususları ortadan kaldırmasıdır. Allah onlara bü­tün bu imkânları vermiş olduğu halde, onlar Hz. Peygamber’e önce iman etti­ler, sonra da kâfir oldular.

Allah bu şekilde kendilerine zulmedenlere hidayet vermez. Çünkü bunlar hakkı bildikleri halde inkâr ettiler, peygamberliğin delâletlerini, aklın göster­diği gerçeği terk ettiler.

Bunların cezası Allah’ın, meleklerin ve insanların gazabına uğratılmaları, O’nun rahmetinden kovulmaları ve üzerlerine lanetlerin yağdırılmasıdır. Bun­lar dünyada ve ahirette Allah’ın rahmetinden kovulmaları için kendilerine bed­dua edilmesine müstahak oldular. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Siz ancak dünya hayatında kendi aranızda bir dostluk olsun diye Allah’tan başka putları ilâh edindiniz. Sonra kıyamet gününde kiminiz kiminizi inkâr edecek ve kiminiz kiminize lanet edecektir…” (Ankebut, 21/25).

Onlar bu lanet halinde yahut cehennemde ebediyyen kalacaklardır. Çünkü laneti hak edenin cezası cehennemdir. Bunların azabı tek bir an dahi hafifletil­mez. Açıklayacakları bir mazeret için de onlara süre tanınmaz.

Daha sonra Yüce Allah tevbe edenleri istisna etmektedir. Bunlar arasın­dan tevbe edip küfrü terk eden, Allah’a dönen, kalbini, amelini ıslah edip yap­tıklarına pişman olanlara şüphesiz Allah, önceden işlediklerini bağışlayacak olan (Gafur) ve kullarına son derece merhematli olan (Rahîm)dir. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve neler yaptığınızı bilendir O.” (Şûra, 42/25) İşte bu, kâfirlerin birinci türleri olan tevbe edenlerdir.

İkinci tür ise, peygamber olarak gönderilmesinden önce Hz. Muhammed (s.a.)’e iman edip ve aynı şekilde onun hak olduğuna şahitlik eden Kitap Ehli­dir. Ancak peygamber olarak gönderildikten sonra onu inkâr ettiler. Bu inkâr­ları üzerinde ısrar ve inatla kâfirliklerini daha da artırdılar. Allah’ın rasulüne karşı direnmekle, müminlere karşı savaşmakla küfürlerini artırdılar. Böyle kü­für üzere kaldıkları ve sonra da kâfir olarak öldükleri takdirde tevbeleri asla kabul olunmaz. Sapıklığa düşenler, hak ve kurtuluş yolunu kaybeden ve küf­rün kalplerinde yer ettiği kimseler işte bunlardır.

Ayet-i kerime küfrün zamanla daha da azgınlaştığına, bunu gerektiren amelleri işlemekle güçlendiren, geliştiren işleri yapmak suretiyle kalpte daha çok yer ettiğine işaret etmektedir. Bu ise imana aykırı olan amelleri işlemekle, küfrü ve kâfirleri desteklemek yoluyla olur. İman da aynı şekilde salih amelleri işlemek ve onları azaltmakla artar ve eksilir. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Bir sure indirildiği zaman içlerinden bazıları “Bu hanginizin imanını artırdı?” der. İman etmiş olanlara gelince, daima onların imanını artırmıştır ve onlar birbirleriyle müjdeleşirler. Fakat kalplerinde has­talık bulunanlara gelince, onların küfürlerine küfür katıp artırdı. Onlar kâfir olarak öldüler. Ctevbe, 9/124-125).

Arınmanın, temizlenmenin ve ıslahın yolu ise, Yüce Allah’ın şu buyruğun­da da olduğu gibi tevbe etmektir: “Onu arındırıp temizleyen kurtuluşa ermiştir. Onu (kötülüklerle) örten ise zarara uğramşıtır.” (Şems, 91/9-10). Nefsini ıslah etmeyi ihmal eden kimse zarar eder. Nefsini ıslaha gayret eden kimse de başa­rı elde eder. Günahlar üst üste birikip yığıldığı ve nefsin arındırılması ihmal edildiği, bir çok masiyetlerle de kirlendiği takdirde adeten hakikat yoluna dö­nüş zorlaşır. İşte tevbe ile ilgili ayetlerin işaret ettiği gerçek budur: “Allah’ın tevbelerini kabul edeceği kimseler kötülüğü ancak cahillikle yapanlar, sonra da çarçabuk tevbe eden kimselerdir. İşte Allah’ın tevbelerini kabul edeceği kimseler bunlardır. Allah hakkıyla bilendir, tam bir hüküm ve hikmet sahibidir. Yoksa (makbul) tevbe kötülükleri işleyip durup da onlardan herhangi birine ölüm gelip çattığı vakit, “Ben şimdi gerçekten tevbe ettim” diyenlerin ve kâfir olarak öleceklerin tevbesi değildir. İşte biz onlar için çok acıklı bir azap hazırlamışvz-dır.” (Nisa, 4/17-18).

Üçüncü kesim ise kâfir olarak ölen kimselerdir. Bunlardan ödeyecekleri herhangi bir fidye kabul olunmaz. İsterse bu yeryüzü dolusu kadar altın olsun ve bunu ahirette fidye verecek olsunlar hiç bir şekilde kabul olunmaz. Bu ka­dar büyük bir mala sahip olacağı var sayılsa ve bunu kurtuluş için bir araç ola­rak kullanmak istediği kabul edilse bile, bunlar için acıklı yani can yakıcı bir azap vardır. Azaptan kendilerini koruyacak yahut üzerlerinden azabı hafiflete­cek ne bir yardımcıları vardır ne de bir şefaatçileri. Yüce Allah’ın şu buyruğun­da dile getirildiği gibi: “İşte bu gün sizden de kâfir olanlardan da hiç bir fidye alınmaz. Sığınacağınız yer ateştir. Size lâyık olan da odur. O ne kötü bir dönüş yeridir.” (Hadid, 57/15).

Advertisements