34

٣٤

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌ فَاِذَا جَاءَ اَجَلُهُمْ لَايَسْتَاْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ

(34) ve li külli ümmetin ecel fe iza cae ecelühüm la yeste’hirune saatev ve la yestakdimun
her ümmetin bir eceli vardır geldiği zaman onların ecelleri o saat ne tehir edilir ne de öne alınır

(34) To every people is a term appointed: when their term is reached, not an hour can they cause delay, Nor (an hour) can they advance (it in anticipation).

1. ve li kulli ummetin : bütün ümmet için vardır
2. ecelun : ecel, süre, müddet, zaman dilimi
3. fe : böylece
4. izâ câe : geldiği zaman
5. ecelu-hum : onların ecelleri (takdir edilen zaman dolunca)
6. lâ yeste’hırûne : geriye bırakılmaz, tehir edilmez
7. sâaten : bir saat
8. ve lâ yestakdimûne : ve öne alınmaz

وَلِكُلِّ أُمَّةٍ her ümmet içinأَجَلٌ bir ecel vardırفَإِذَا جَاءَ gelinceأَجَلُهُمْ onların ecelleriلَا يَسْتَأْخِرُونَ ne ertelenirlerسَاعَةً bir anوَلَا يَسْتَقْدِمُونَ ne de öne alınırlar


AÇIKLAMA

Her bir ümmetin yani her bir asır ve neslin, her bir kişinin, aynı şekilde varlık alemindeki her bir şeyin bilinen bir eceli vardır. Bu da sürenin sona er­mesi için belirlenen zamandır. Ecel, aynı zamanda dünya hayatı için sınırlan­dırılmış vakti de, toplumların güçlülük, mutluluk zamanlarını yahut zillet ve bedbahtlık dönemlerini de kapsar.

“Ecelleri gelince” yani onlar için takdir edilen süre geldi mi ne zamanın en küçük dilimi olan bir an geri kalır ne de bir an ileri gidebilirler. Bu ecel süre­sinden öne geçemezler. Yani belirlenen bu vadeden sonraya da kalamazlar, öne de geçemezler. Bu değişmenin bir an (saat) kadar bile olması mümkün değildir. Yüce Allah’ın burada “safi söz konusu etmesinin sebebi, en asgarî zaman di­limlerinin genel olarak “saat” kelimesiyle karşılanmasından dolayıdır.

Ecelden neyin kastedildiğinin tayini ile ilgili olarak iki görüş vardır:

Birinci görüş İbni Abbas, Hasan-ı Basrî ve Mukâtil’in görüşüdür. Buna gö­re Yüce Allah peygamberini yalanlayan her bir ümmete belli bir süreye kadar mühlet vermiştir. Nihayet toptan imha edilerek azap zamanı gelince, bu azap kaçınılmaz olarak gelip çatar.

İkincisine göre, burada ecelden kasıt ömürdür. Bu ecel bitti ve tamamlan­dı mı, artık öne almanın ve sonraya bırakılmanın imkânı olmaz.

Razî der ki: Birincisi daha uygundur. Çünkü Yüce Allah, “Her ümmetin” diye buyurmuş, “herkesin bir eceli vardır” diye buyurmamıştır. İkinci görüşe göre ise “Evet, Yüce Allah, “Her ümmetin” diye buyurmuş, herkesin bir eceli vardır diye buyurmamıştır. Çünkü ümmet her zamanda var olan topluluk de­mektir. Bu ümmet de fertlerden oluşur. Toplumların fertlerinin ise ecelleri bir­birine yakındır. Çünkü tehdit makamında olan ifadelerde ümmetin söz konusu edilmesi daha bir beliğ ve daha bir etkileyicidir.

İkinci bir görüşe göre, herkesin öne alıp sonraya bırakmasının söz konusu olamayacağı bir ecelinin olması gerekir, buna göre maktul de eceliyle ölmüş olur

Advertisements