5

٥

وَلَوْ اَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتّى تَخْرُجَ اِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحيمٌ

(5) ve lev ennehüm saberu hatta tahruce ileyhim le kane hayral lehüm vallahü ğafurur rahiym
Eğer onlar sabretselerdi çıkıncaya kadar (sen) onların yanına elbette onlar için hayırlı olurdu Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

(5) If only they had patience until thou couldst come out to them, it would be best for them: but Allah is Oft-Forgiving, Most Merciful.

1. ve lev : ve eğer, ise, olsa
2. enne-hum : onların olması
3. saberû : sabrettiler
4. hattâ tahruce : sen çıkıncaya kadar
5. ileyhim : onlara, onların yanına
6. le kâne : mutlaka olurdu
7. hayran : daha hayırlı
8. lehum : onlar için
9. ve allâhu : ve Allah
10. gafûrun : mağfiret eden
11. rahîmun : rahîm olan, rahîm esması ile tecelli eden, rahmet nuru gönderen

وَلَوْ أَنَّهُمْ eğer gerçektenصَبَرُوا sabretmiş olsalardıحَتَّى kadarتَخْرُجَ çıkıncayaإِلَيْهِمْ yanlarınaلَكَانَ خَيْرًا herhalde daha hayırlı olurduلَهُمْkendileri içinوَاللَّهُ şüphesiz Allahغَفُورٌ Ğafûr’durرَحِيمٌ Rahîm’dir


SEBEB-İ NÜZUL

a) Ahmed ibn Ubeydullah el-Muhalledî kanalıyla Zeyd ibn Erkam’dan rivayette o şöyle demiştir: Bir kısım insanlar Hz. Peygamber (sa)’e geldiler ve Efendimiz odalarında iken dışardan: “Ey Muhammed, ey Muhammed!” diye seslenmeye başladılar da bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeleri indirdi.

İbn Ebî Hatim bu olayı biraz daha ayrıntılı olarak Zeyd ibn Erkam’dan rivayetle şöyle anlatmıştır: Araplardan bazı kimseler bir araya gelmişler ve kendi aralarında: “Şu adama (Hz. Peygamber’i kastediyorlar) gidelim. Eğer o bir peygamber ise insanların en mutlusu bizler oluruz. Yok eğer peygamber değil de kıralsa onun kanatları altında geçiniriz.” demişler. Bu konuşmaları duyan Zeyd ibn Erkam da Hz. peygamber (sa)’e gelerek onların konuşmalarını haber vermiş. Nitekim çok geçmeden o araplar Efendimiz (sa)’e gelerek O, odasında iken odanın dışından: “Ey Muhammed, ey Muhammed!” diye seslenmeye başlamışlar ve işte bunun üzerine Allah Tealâ: “Muhakkak ki sana hücrelerin ardından seslenenlerin çoğunun akılları ermez.” âyet-i kerimesini indirmiş. Zeyd der ki: Rasûlullah (sa) kulağımdan tuttu, uzattı ve: “Ey Zeyd Allah  senin  sözünü doğruladı,  ey Zeyd Allah  senin  sözünü  doğruladı.” Buyurdular.

b) Muhammed ibn İshak ve başkalarının anlattığına göre bu âyet-i kerimeler Temîm oğullarından kaba saba bazı adamlar hakkında nazil olmuştur. Bunlardan 70 veya seksen kişiden oluşan bir elçi hey’eti Hz. Peygamber (sa)’e gelmiş, mescid-i nebevîye girmiş ve Hz. Peygamber (sa)’e hücresinin arkasından: “Ey Muhammed yanımıza çık gel, bizim övgümüz süstür, yergimiz ise bir ayıp, bir lekedir.” diye seslenmişler. Onların böyle odasının arkasından seslenmelerine Hz. Peygamber (sa) üzülmüş, yanlarına çıkmıştı. Onlar: “Ey Muhammed, biz sana, seninle karşılıklı olarak övünmek üzere geldik.” demişler ve bunun üzerine onlar hakkında “Muhakkak ki sana hücrelerin ardından seslenenlerin çoğunun akılları ermez…” âyet-i kerimeleri nazil olmuştur. Bu gelenlerin içinde Akra ibn Habis, Uyeyne ibn Hısn, Zeberkan ibn Bedr, Kays ibn Asım, Halid ibn Mâlik, Süveyd ibn Hişâm, el-Ka’kâ’ ibn Ma’bed, Atâ ibn Habis, Utârid ibn Hâcib ibn Zürâra, Kays ibnu’l-Hâris, Amr ibnu’l-Ehtemin ve Vekî’ ibn Vekî’ de varmış. Onların bu övünmeleri kıssası Ebu İshak Ahmed ibn Muhammed el-Mukri’ kanalıyla Câbir ibn Abdullah’tan rivayet edildiğine göre şöyle olmuştur:

Temim oğulları (hey’eti) Hz. Peygamber (sa)’e geldiler ve kapıda durarak: “Ey Muhammed, yanımıza çık; Hiç şüphe yok bizim övmemiz süs, yermemiz de bir kusur ve ayıptır.” diye seslendiler. Onların bu seslenmelerini duyan Hz. Peygamber (sa): “Hiç kuşkusuz övgüsü süs, yermesi de ayıp ve kusur olan Allah Tealâ’dır.” buyurarak onların yanına çıktı. “Biz, Temîm oğullarındanız; şair ve hatibimizle birlikte geldik ki şiir ve karşılıklı övünmede seninle yarışalım.” dediler. Rasûlullah (sa): “Ben şiirle gönderilmedim, karşılıklı övünmeyle de emrolunmadım. Fakat haydi getirin (şiirlerinizi)!.” buyurdular. Zeberkan ibn Bedir, içlerindeki gençlerden birisine: “Kalk, kendinin ve kavminin faziletlerini zikret.” dedi. O genç kalktı ve: “Bizi, yarattıklarının en hayırlısı kılan, dilediğimiz gibi harcamamız için bize mallar veren Allah’a hamdolsun. Bizler yeryüzü halkının en hayırlılarından, sayıları, malları ve silâhlan en çok olanlarındanız. Bizim bu sözümüzü inkâr edecek olan kişi bizim sözümüzden daha güzelini, bizim işlerimizden daha güzel bir işi yapıp getirsin.” dedi. Rasûlullah (sa), Sabit ibn Kays ibn Şemmâs’a: “Kalk ve cevap ver.” buyurdular. Kays kalktı ve: “Allah’a hamdolsun, O’na hamdeder, O’ndan yardım diler ve O’na iman eder, ona tevekkül ederim. Ben şehadet ederim ki tek ve ortağı olmıyan yegâne ilâh Allah’tır ve ben şehadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir…” diyerek Rasûlullah’ın ve mü’minlerin faziletlerini anlattı. Zeberkan, genç şairlerinden birine işaret etti. O da kalkıp kendisinin ve kavminin faziletlerini anlatan bir şiir söyledi. Hz. Peygamber (sa) şâiri Hassan ibn Sâbit’e haber gönderdi de o da geldi ve Rasûl-i Ekrem’i ve mü’minleri öven bir şiir söyledi. Onların şairlerinden olan Akra ibn Habis kalkıp bir şiir söyledi, Rasûl-i Ekrem tekrar Hassan ibn Sâbit’e: “Şuna cevap ver.” buyurdular, Hassan da ona cevap verince Akra ibn Habis kalkıp “Hiç şüphesiz Muhammed gerçek Efendidir. Vallahi ben bu iş nedir bilmezdim; bizim hatibimiz kalkıp konuştu, onların hatibi bizimkinden daha güzel konuştu. Şairimiz kalkıp şiir söyledi, onların şairi bizimkinden daha şair çıktı.” dedi sonra yaklaşıp Hz. Peygamber (sa)’in yanına geldi ve kelime-i tevhidi getirerek müslüman oldu. İşte bunun üzerine sesler yükseldi ve birbirine karıştı da Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.

el-Hasen ibn Ebî Yahya el-Mukaddemî kanalıyla Akra ibn Habis et-Temîmî’den rivayete göre “Ey Muhammed, benim övgüm süs, sövmem ise bir kusur ve bir ayıptır.” diye seslenen bizzat kendisidir.

c) İbn Abbâs anlatıyor: Rasûlullah (sa)’ı Anber oğulları üzerine bir seriyye göndermiş ve seriyyenin başına Uyeyne ibn Hısn el-Fezârî’yi emîr tayin etmişti. Anber oğulları bunu duyunca ailelerini bırakarak kaçmışlar, Uyeyne de onları esir ederek Medine’ye dönmüş; Arkasından işte bu Anber oğulları erkekleri esirlerinin fidyelerini vererek kurtarmak için tam öğle vakti Medine-i Münevvere’ye gelmişler. O sırada Rasûl-i Ekrem kaylûle uykusundalarmış. Dışardan, O’nu uyandırıncaya kadar: “Ey Muhammed, yanımıza çık.” diye bağırmışlar da bu âyet bunun üzerine nazil olmuş.

Vâkıdî (Hâtıbu leyl) ise üzerlerine seriyye gönderilenleri Temîm oğulları olarak verir ve şöyle anlatır: Onlar, Huzâa’ya karşı silâh çekmişler (silâh kullanmışlar), bunun üzerine Hz. Peygamber de onların üzerine 50 kişilik bir seriyye göndermişti. Bu seriyye onlardan 12 erkek, 11 kadın ve 30 çocuğu esir edip Medine-i Münevvere’ye getirmişlerdi, işte bu esirlerinin fidyesini verip onları kurtarmak üzere Temîm oğullarının ileri gelenlerinden oluşan 70 veya 80 kişilik bir hey’et Medine-i Münevvere’ye geldiler. Utârid, Zeberkan, Kays ibn Asım, Kays ibnu’l-Hâris, Nuaym ibn Sa’d, el-Akra ibn Habis, Riyâh ibnu’l-Hâris ve Amr ibnu’l-Ehtemm de içlerindeydi. Bilâl öğle ezanını okumuş ashab Hz. Peygamber (sa)’in Mescid-i Nebevî’ye çıkmasını beklerlerken Mescid-i Nebevî’ye girmişler ve Rasûlullah (sa)’ın gelmesini beklemeyip yanlarına çıkması için seslenmişler ve işte bu âyet onlar hakkında nazil olmuştur


AÇIKLAMA

Müminlerin, peygamberleri ile olan münasebetlerinde riayet etmeleri gereken ihtiram, tazim ve saygı esasına dayanan özel edep kuralları şun­lardır:

1- “Ey iman edenler! Allah ve Rasulünün huzurunda öne geçmeyin. Allah’tan korkun. Çünkü Allah hakkıyla işiten ve her şeyi bilendir.” Yani ey gerçek imana sahip müminler! Allah ve Rasulü bir konuda hüküm verme­den önce siz söz söylemede yahut hüküm vermede veya bir iş yapmada ace­le davranmayın ve öne geçmeyin. Belki siz haksız olarak bir hüküm verebi­lirsiniz. Bütün işlerinizde Allah’tan korkun. Allah ve Rasulünün (s.a.) izin vermediği bir konuda haddi aşmaktan sakının. Zira Allah sözlerinizi çok iyi bir şekilde duyar, fiillerinizi ve niyetlerinizi de çok iyi bilir. Yaptığınız hiçbir şey ona gizli kalmaz.

Bu ayet açıkça Allah’ın kitabına ve Rasulullah’ın (s.a.) sünnetine mahalefeti yasaklamaktadır. Allah’ın dinini tebliğ ettiği için burada Rasulul­lah (s.a.) da özellikle zikredilmiştir.

İbni Abbas bu ayetin “kitap ve sünnetin zıddmı söylemeyen” manası­na geldiğini söylemiştir. Dahhak da “Allah ve Rasulü dışında siz dini bir mesele hakkında hükmetmeyin.” manasına geldiğini söylemiştir.

Bu ayet, ictihad kaynaklarının hüküm vermede öncelik sırasını da göstermektedir. Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud, Tirmizi ve İbni Mace Muaz b. Cebelden şöyle rivayet etmektedirler:

Yemen’e gönderirken Rasulullah (s.a.) ona “Neyle hükmedeceksin?” di­ye sordu. Muaz “Allah’ın kitabıyla.” dedi. Rasulullah (s.a.) “Peki onda bulamazsan?” deyince Muaz “Rasulullah’ın (s.a.) sünnetiyle.” dedi. Rasulullah “Peki onda da bulamazsan?” dedi. Muaz “O zaman kendi görüşümle ictihad ederim” deyince, Rasulullah (s.a.) onun göğsüne vurdu ve “Rasulünün elçi­sini Allah Rasulünün hoşnut olduğu bir şeye muvaffak kılan Allah ‘a hamdolsun.” buyurdular.

Yani Muaz b. Cebel kendi görüşünü ve içtihadını Kitap ve Sünnet’ten sonraya bırakmıştır. Şayet önce söyleseydi işte o zaman Allah ve Rasulünün (s.a.) önüne geçmiş olurdu. Özetle onun bu sözü, içtihadı içine alan bir edep örneğidir. Bundan sonra Allah Tealâ konuşmada riayet edil­mesi gereken edep kurallarından bahsederek şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Seslerinizi peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın.” Yani ey Allah ve Rasulüne iman eden müminler! Rasulullah (s.a.) ile konuştuğunuz zaman seslerinizi onun sesinin üstüne çıkarmayın. Çünkü yüksek sesle ko­nuşmak ihtiramın azlığına, yavaş sesle konuşmak ise tazim ve saygıya de­lâlet etmektedir. Allah’ın müminlere öğrettiği ikinci edep de şudur: “Birbi­rinize bağırdığınız gibi ona yüksek sözle (sesle) bağırmayın.” Yani onunla konuştuğunuz zaman, kendi aranızda alışkanlık haline getirdiğiniz gibi, yüksek sesle konuşmanın aksine ona sakin bir edayla ve teenni ile hitap edin. Ona saygı göstererek sizi sıkmadan ve usandırmadan yavaş bir eda ile tebliğ ettiği peygamberlik vazifesinin kadrini takdir ederek “Ya Rasulul­lah! veya Ya Nebiyyallah!” diye ona hitap ediniz.

“Yoksa hiç farkında olmadan amelleriniz boşa gidiverir.” Yani Allah Tealâ sizi alışılmışın dışında sesinizi yükseltmekten nehyetmiştir. Zira bunda farkında olmadan sevabın gitme veya Rasulullah’ı küçümsemenin küfre götürme endişesi ve korkusu vardır. Nitekim Malik, Ahmed, Tirmizi, Nesai ve diğerlerinin Bilal b. Haristen rivayet ettikleri sahih bir hadiste şöyle denilmiştir: “Muhakkak bir kimse Allah’ı razı edecek bir söz söyler de pek üzerinde durmazsa, karşılık olarak Allah o kimse için cenneti farz kı­lar. Bir kimse de Allah’ı kızdıracak bir söz söyler ve ona pek aldırış etmezse, cehennemde göklerle yer arasından daha uzak bir derinliğin içine düşer.”

Allah, Rasulüne (s.a.) aykırı hareket etmenin tehlikelerinden sakın­dırdıktan sonra “Rasulullah’ın yanında seslerin alçaltanlar gerçekte Allah’ın takva için kalplerini seçtiği kimselerdir. Onlar için mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.” buyurarak Rasulullah’ın huzurunda yavaş konuşmayı emretmiştir. Ayetin manası şöyledir: Rasulullah (s.a.) ile konuşurken, onun meclislerinde bulunurken seslerini kısanların kalplerini Allah elbette tak­va için halis kılmış, temizlemiş ve ona uygun bir mahal kılmıştır. Nasıl al­tın, ateşle diğer maddelerden arıtılıp iyisi kötüsünden ayrılmışsa, aynı şe­kilde Rasulullah’ın (s.a.) huzurunda edepli bir şekilde bulunanların da Allah kalplerini kötü olan her şeyden temizlemiştir. Ayrıca edepli bir halde seslerini kısmalarına ve diğer itaatlarına karşılık onlara büyük bir sevap verilecek ve günahları da affedilecektir. Bunun bir benzeri de şu ayet-i kerime’dir: “(Muhammed’i (s.a.) size gördermemiz) Allah’a ve Rasulüne (s.a.) inanmanız, onun dinine yardımcı olmanız ve ona saygı duymanız ve sabah akşam onu teşbih etmeniz içindir.” (Fetih, 48/9)

İmam Ahmed, Mücahid’in şöyle dediğini rivayet etmektedir: Hz. Ömer’e “Ey müminlerin emiri! Günah işlemeye istek duymayan ve günah işlemeyen bir adam hakkında ne dersiniz?” diye yazılı olarak soru soruldu. Hz. Ömer de cevap olarak, “masiyete istek duyup da onu yapmayanlar, “gerçekte Allah’ın takva için kalplerini seçtiği kimselerdir. Onlar için mağ­firet ve büyük bir mükâfat vardır.” dedi.

Sonra Allah Tealâ, Rasulullah’ın (s.a.) evi olan hücrelerin arkasından ve önünden bedevi Arapların yaptığı gibi Rasulullah’a (s.a.) seslenenleri kı­namıştır. Allah Tealâ onları en iyi ve en üstün şekilde irşad ederek şöyle buyurmuştur:

“Hücrelerin arkasından seni çağıranlar (var ya) onların çoğunun akılla­rı ermez.” Yani uzaktan, Rasulullah’ın (s.a.) hanımlarına ait hücrelerin (evle­rin) arkasından sana bağıranların -ki onlar Temim kabilesinin kaba insanla­rıdır- çoğunun toplum kurallarına, adaba ve buna benzer şeylere akılları er­mez. Onlar sana gösterilmesi vacib olan saygı ve ihtiramı idrak edemezler.

“Onların çoğunun” deyimi ile ya onların tamamı kastedilmiştir (zira Araplar yalandan sakınmak ve ihtiyatlı konuşmak için bir şeyin çoğunlu­ğunu zikrederek tamamını kastetmektedir), yahut da maksat onların ço­ğunlukla akıllarının ermediğini ifade etmektir.

“Eğer sen çıkıncaya kadar onlar sabretselerdi elbette kendileri için da­ha hayırlı olurdu. (Bununla beraber) Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.” Yani her zaman ki gibi sen çıkıncaya kadar sabretselerdi bu hu­susta dünya ve ahirette kendileri için hayır ve maslahat gerçekleşirdi. Çünkü böyle bir harekette Rasulullah’a (s.a.) karşı güzel edebe riayet edil­miş ve lâyık olduğu tazim ve saygı gösterilmiş olur. Allah Tealâ kulların günahlarını bağışlayıcıdır. Onlara çok merhamet eder. Böylece onlar tevbe ve istiğfara teşvik edilmişlerdir.

Advertisements