46

٤٦

وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ اَوْلِيَاءَ يَنْصُرُونَهُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّهُ فَمَالَهُ مِنْ سَبيلٍ

(46) ve ma kane lehüm min evliyae yensurunehüm min dunillah ve mey yudlilillahü fe ma lehu min sebil
Onlar için Allah’tan başka dostları ve onlara yardım edecek kimseleri yoktur Allah kimi de saptırırsa artık onun için çıkar bir yol yoktur

(46) And no protectors have they to help them, other than Allah. And for any whom Allah leaves to stray , there is no way (to the Goal).

1. ve mâ kâne : ve olmadı, yoktur
2. lehum : onlar için, onların
3. min evliyâe : (velîlerden, dostlardan) bir dost
4. yensurûne-hum : onlara yardım eder
5. min dûni allâhi : Allah’tan başka
6. ve men : ve kim, kimse
7. yudlili : dalâlette bırakır
8. allâhu : Allah
9. fe : artık
10. mâ lehu : onun için yoktur
11. min sebîlin : bir yol

وَمَا كَانَ yokturلَهُمْ onlarınمِنْ أَوْلِيَاءَ velileri deيَنصُرُونَهُمْ kendilerine yardım edecekمِنْ دُونِ dışındaاللَّهِ Allah’ınوَمَنْkimselerinيُضْلِلْ saptırdığıاللَّهُ Allah’ınفَمَا imkan yokturلَهُ مِنْ سَبِيلٍ yol bulmalarına


AÇIKLAMA

“Allah kimi saptırırsa, bundan sonra artık onun hiçbir dostu yoktur.” Yani Allah, hayra ve imana kabiliyeti olmaması, masiyet ve günahları işle­mesi sebebiyle bir kimseyi dalâlette bırakarak ondan yardımını esirgerse, ona doğruyu gösterip yardım edecek, elinden tutup kurtuluş yoluna ilete­cek hiçbir dostu olmaz. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Kimi de hidayetten mahrum ederse, artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamaz­sın.” (Kehf, 18/17). Bu, kâfirlerin durumunu tahkirdir ve kâinatta hidayet, dalâlet vs. ne varsa hepsinin Allah’ın iradesi ile meydana geldiğini beyan etmekte ve Peygamber (s.a.)’in Allah’a iman davetinden yüzçevirenlerin hallerini ortaya çıkarmaktadır. Böylece Allah acizlikle vasıflanmamış ol­maktadır. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz.

Sonra Allah Tealâ ahirette zalimlerin ve Allah’a şirk koşanların halle­rini haber verdi ve şöyle buyurdu:

1- “Azabı gördüklerinde zalimlerin: Dönecek bir yol var mı? dediklerini görürsün.” Yani Allah’ı inkâr edip, öldükten sonra dirilmeyi yalanlayan kâ­fir ve müşrikleri, cehenneme bakıp azabı gördüklerinde, tekrar dönüş yolu var mı? diyerek her hangi bir yoldan tekrar dünyaya dönme temennisinde bulunduklarını görürsün. Ayetin benzeri diğer bir ayet şudur: “Onların ate­şin karşısında durdurulup: Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve inanlardan olsak, dediklerini gö­rürsün. Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler (günahlar) kendileri­ne göründü, eğer (dünyaya) geri gönderilseler yine kendileri yasak edilen şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar.” (En’am, 6/27-28).

2- “Ateşe arzolunurlarken onların, zilletten başlarını öne eğerek göz ucuyla gizli gizli baktıklarını göreceksin.” Onların korku ve zillet içerisinde cehenneme arzedildiklerinde korkunun şiddetinden dolayı cehenneme göz ucuyla baktıklarını görürsün. Azaptan korkmanın durumu böyledir.

3- “İnanlar da: İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır, diyecekler.” Müminler, kıyamet gününde onları bu halde gördüklerinde, büyük ziyana uğrayanlar cehenneme girip orada ebedî kalarak kendilerini ve ailelerini zarara sokanlardır, diyecekler. Bu yoruma göre “kıyamet günü” terkibinin, “diyecekler…” fiiline bağlı olma­sı da doğrudur. Bu durumda müminlerin bu sözü kıyamet gününde değilde, dünyada söylenmiş olur. Ama birinci yorum daha açıktır.

Kendilerini zarara sokmaları, kurtuluş ümidi olmaksızın, cehennemde azap görecek olmaları sebebiyledir. Aileleri açısından zarara uğramaları ise şöyledir: Eğer aileleri kendileriyle beraber cehennemde ise, onlardan yararlanamayacaklar. Çünkü onların ceza görmesine sebep sadece kendile­ridir. Eğer cennette olurlarsa o zaman zaten araları ayrılmış olacaktır.

4- “Kesinlikle biliniz ki, zalimler sürekli bir azap içindedirler.” Yani şu­nu kesinlikle biliniz ki kâfirler, sona ermeyen devamlı bir azap içerisinde­dirler, ondan çıkamayacaklar ve kurtulamayacaklardır. Bu ifade müminle­rin, kâfirler hakkında söylediklerinin bir devamı mahiyetinde veya Allah’ın müminleri tasdik ettiğinin bir ifadesi olup Allah’ın bir sözüdür.

5- “Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur.” Yani onların kendilerini bulundukları azaptan kurtaracak Allah’tan başka ne bir yardımcıları ne de bir dostları vardır.

6- “Allah, kimi saptırırsa artık onun kurtuluşa çıkan bir yolu yoktur.” Allah, onu gelecekteki tercihini ve günahlar işleyeceğini ezelî ilmiyle bildi­ği için bir kimseyi imana muvaffak olmaktan engellerse, onun kurtuluşuna ve cennete gitmesine asla yol yoktur. Bu olayların gerçekleşmesinde de as­la bir gariplik yoktur. Çünkü bizzat onlar iman ve hak yoldan sapmış, inhi­raf etmişlerdir.

Advertisements