104

١٠٤

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاُولءِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

(104) velteküm minküm ümmetüy yed’une ilel hayri ve ye’mürune bil ma’rufi ve yenhevne anil münker ve ülaike hümül müflihun

sizden bir ümmet bulunsun hayra davet eden size iyiliği emreden kötülükten nehy eden işte onlar felaha erenlerdir

(104) Let there arise out of you a band of people inviting to all that is good, Enjoining what is right, and forbidding what is wrong: they are the ones to attain felicity.

1. ve li tekun : ve olsun
2. min-kum : sizden
3. ummetun : bir topluluk, bir ümmet, bir cemaat
4. yed’ûne : çağırır, davet eder
5. ilâ el hayri : hayra
6. ve ye’murûne : ve emreder
7. bi el ma’rûfi : mâruf ile, irfan ile, iyilikle
8. ve yenhevne : ve nehy eder, men eder
9. an el munkeri : münkerden, kötülükten
10. ve ulâike : ve işte onlar
11. hum el muflihûne : onlar, kurtuluşa, felâha erenler

وَلْتَكُنْ bulunsunمِنْكُمْ içinizdenأُمَّةٌ bir toplulukيَدْعُونَ davet edenإِلَى الْخَيْرِ hayraوَيَأْمُرُونَ emredipبِالْمَعْرُوفِ iyliğiوَيَنْهَوْنَ sakındıranعَنْ الْمُنْكَرِ kötülüktenوَأُوْلَئِكَ işte onlarهُمْ ta kendisidirالْمُفْلِحُونَkurtuluşa erenlerin

Advertisements