19

    RevelationCuzPageSurah8 30591Ala(87)

١٩

صُحُفِ اِبْرهيمَ وَمُوسى

(19) suhufi ibrahime ve musa
İbrahim ve Musa’nın sahifelerinde

(19) The Books of Abraham and Moses.

1. suhufi : sayfalar
2. ibrâhîme : İbrâhîm
3. ve mûsâ : ve Musa

صُحُفِsahifelerindeإِبْرَاهِيمَİbrahimوَمُوسَى ile Musa’nın

AÇIKLAMA

“O halde eğer öğüt fayda verirse durma öğüt ver. Korkacak olan öğütü kabul eder.” Ey Muhammed! İnsanlara Kur’an ile öğüt ver ve onları hayır yoluna ilet, dinin hükümlerini göster, öğütün fayda vereceği yerde öğüt ver. İnsanlar iki sınıftırlar: Öğütün fayda verdiği grup ve fayda vermediği grup. Ey Muhammed! Senin yaptığın tebliğden faydalanıp öğüt alabilen, kalbi ile Allah’tan korkup O’na varacağını bilendir. Ama, küfür ve inadında israrcı olup, inkârda ve nankörlükte direnene öğüt vermende bir fayda yoktur.

İbni Kesir diyor ki: “Buradan, ilim öğretme konusunda ehil olmayana ilim öğretilmeyeceği kuralı alınmaktadır.”

Müslim, Abdullah b. Mesud (r.a.)’dan yaptığı bir rivayette Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Bir kavme sen, akıllarının almadığı bir şeyi konuşursan o konuşman, bir kısmı için fitne olur.” Deylemi Firdeus’te Ali’den, Buhari de mevkuf olarak şu sö­zü rivayet ettiler: “İnsanlara bildikleri ile konuşun; Allah ve Rasulü’nün yalanlanmasını ister misiniz?” İsa (a.s.) demiştir ki: “Hikmeti ehli olmaya­na vererek ona zulmetmeyin. Ehlinden de kaçırarak onlara zulmetmeyin. İlacı fayda vereceğini bildiği yere koyan doktor gibi ol.”

“Öğüt kabul eder…” ifadesi, Rasulullah (s.a.)’ın getirdiği şeylerin, sade­ce hatırlatmadan başka bir şeye ihtiyacı olmayacak kadar açık olduğunu göstermektedir.

Ayetin tefsirinde bir görüş daha vardır: Faydası olmasa bile öğüt veril­mesi gereklidir. Ayetteki “eğer” şartına bağlanma esas amaç değildir. Ora­daki şart, gerçeğin açıklanıp tasvir edilmesi içindir. Pek çok ayette olduğu gibi şu ayette de bu durum vardır: “Dünya hayatının geçici metaını kaza­nacaksınız diye cariyelerinizi, eğer kendileri de iffetli olmak isterlerse, siz fuhşa mecbur etmeyiniz.” (Nûr, 24/33)

Razi dedi ki: İnsanlar dönüş konusunda üç kısımdırlar: Doğruluğuna kesin inanan, şüphe içinde olan ve inkâr eden. İlk iki kısım öğüt ve korkut­madan yararlanırlar.

İnkarcılardan çoğu sadece dilleri ile inkâr etmektedirler. İnsanların ekseriyetinin nasihatten etkilendiği, yüz çevirenlerin nadir olduğu anlaşıl­mıştır. Büyük iyiliğin, küçük bir serden ötürü terkedilmesi, büyük bir ser­dir. Bunun için de her ne kadar öğütten, sadece Allah’ın faydalanmalarını murat ettiği bazıları faydalanıyorsa da, öğüdün yaygınlaştırılması gerek­mektedir. Biz bilemeyiz.

Allah Tealâ Peygamberine öğütü emrettikten sonra “Korkacak olan öğütü kabul eder” sözü ile de, öğütten kimin yararlanacağını açıklamıştır.

Ardından Allah Tealâ uygulama açısından inatçılara hatırlatmanın yararı olmadığını izah ederek buyuruyor ki:

“Pek bedbaht olan ise ondan kaçınır. Ki o en büyük ateşe girecektir. Sonra onun içinde ne ölür, ne de yaşar.” Öğütten kaçınıp, uzak duran, Allah’ı inkârda ısrarcı ve inatçı, masiyete batmış olan kâfirlerin bedbahtıdır.

Onun için de, cehennemin ateşinde hararetine katlanacak ve suçunun vebalini çekecektir. O ise, büyük ateştir. Dünya ateşi ise, küçük ateştir. Başka bir görüşte: Büyük ateş, cehennemin tabakalarıdır: “Şüphesiz mü­nafıklar cehennemin en aşağı tabakasındadırlar.” (Nisa, 4/145)

Büyük ateşe girip orada ebedî kalan, ölüp yok olarak içinde bulundu­ğu azaptan kurtulamaz; mutlu olup faydalanacağı iyi ve tatlı bir hayat da yaşayamaz. “Öldürülmezler ki ölsünler. Azabından bir kısmı onlardan ha­fifletilmez de.” (Fatır, 35/36).

Özellikle kâfirin öğütle anılmasının sebebi şudur: Fasık öğütü tamamen terketmemiştir. Kur’an, fisk ehli olan bedbahtı bundan dolayı anmamış oldu.

Kur’an’dan yüz çeviren kötüler tehdit edildikten sonra, kendilerini ırkten, ibadette taklitten ve rezilliklerin kirliliğinden arındırıp temizlemekle ilgilenen mutlulara olan vaadleri zikrederek buyurdu ki:

“Kurtulmuştur arınan. Ve Rabbinin adını anıp namaz kılan.” Şirkten temizlenen, Allah’a iman edip O’nu birleyen ve dini ile amel eden, kendisini rezillikler, mefsedet ve düşük ahlâktan uzak tutmaya, arınmaya ve bu onuda Allah Tealâ’nın Rasulü’ne indirdiğine bağlı kalmaya çalışan azaptan korunup kurtulmuş olur.

Bu kimseler dili ile de Rabbinin adını tevhid ve ihlâs ile anar, kalbin­le yüce Rabbini zikreder, Allah’ın rızası ve Allah’ın emrine itaat, Allah’ın dinine uymak için beş vakit farz namazları vaktinde eda eder. Allah Tealâ buyurdu ki: “Müminler ancak onlardır ki Allah anıldığı zaman yürekleri titrer.” (Enfal, 8/2).

Ebu Bekir el-Bezzar, Cabir b. Abdullah’tan Peygamber (s.a.)’in “Kur­ulmuştur arınan…” ayeti hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına şehadet eden ve ortakları terkedende Rasulullah olduğuna şehadet edendir.”, “Ve Rabbinin adını anıp namaz kılan” hakkında da “O da beş vakit namaz ve onları muhafaza edip benimsemedir.” buyurdu.”

Sonra da, dünyayı tercih edip, ahiret işini ihmal edenleri kınayarak buyurdu ki:

“Belki siz dünya hayatını üstün tutarsınız. Halbuki ahiret daha hayır­lı, daha süreklidir.” Daha önce size emrettiklerimi yapmıyor, aksine dünya­daki fani lezzeti tercih ediyorsunuz. Ahiret ve nimetleri ise daha üstün ve dünyadan daha devamlıdır. Allah’ın ahiretteki sevabı dünya ve ondakilerden daha hayırlıdır. Dünya fani bir yurt, ahiret ise şerefli ve bakidir. Akıllı birisi, nasıl faniyi bakiye tercih edip baki ve ebedî bir yurdu ihmal eder?

İmam Ahmed Aişe (r.a.)’den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.) şöy­le buyurdu: “Dünya, evi olmayanın evidir; malı olmayanın malıdır. Aklı ol­mayan onun için toplar.” Yine Ahmed b. Hanbel, Ebu Musa el-Eşari’den Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Dünyasını seven ahiretine zarar verir. Ahiretini seven de dünyasına zarar verir. Baki olanı fani olana tercih edin.”

Bundan sonra Allah Tealâ dinlerin usul ve genel adap bakımından bir olduğunu açıklayarak buyurdu ki:

“Şüphesiz bu, önceki sahifelerde vardır. İbrahim’in ve Musa’nın sahifelerinde.” Zikredilmiş bulunan arınanın kurtulacağı ve Allah’ın adının zikri, insanların dünyayı tercihleri gibi hususlar İbrahim’in on sahifesinde sabit­tir. Musa’nın Tevrat dışındaki on sahifesinde de sabittir. Allah’ın kitapları, ahiretin daha hayırlı ve kalıcı olduğunu ardarda haber vermiştir.

Buradaki maksat: Bu gerçeklerin İbrahim ve Musa’nın sahifelerinin de bulunduğu, Peygamberlerin bütün sahifelerinde lafzı ile değil, ama ma­nası ile zikredilmiş olduğudur. İbrahim ve Musa’nın sahifelerinin özellikle anılması ise, Araplar arasında meşhur olmalarındandır. Bu ayetin benzeri ise Şuara suresinin 196. ayetidir: “Şüphe yok ki o, daha evvelkilerin kitap­larında da vardır.”

Abd b. Humeyd, İbnu Merdüveyh ve İbni Asakir, Ebu Zer (r.a.)’den ri­vayet ettiler: Rasulullah (s.a.) şöyle sordu: Allah ne kadar kitap indirdi? Buyurdu ki: “Yüz dört kitap. Adem’e on sahife, Şit’e elli sahife, İdris’e otuz sahife, İbrahim’e on sahife, Musa’ya Tevrat’tan evvel on sahife. Bir de Tev­rat, İncil, Zebur ve Furkan’ı indirdi.”

İbrahim’in sahifelerinde şöyle dendi: “Akıllı kişinin dilini koruyor, za­manını biliyor, işi ile ilgileniyor olması gerekir.”

Acurri ve diğerleri, Ebu Zerrin geçen hadisini şu ilaveyle rivayet ettiler: Dedim ki: Ya Rasulallah! İbrahim’in sahifeleri nelerdi? Buyurdu ki: “Hepsi hikmetli sözlerdi. Ey tasallut sahibi, belâlı, mağrur kral! Ben seni dünyayı birbirine ilâve etmen için göndermedim. Ben seni benden mazlumun davetini çeviresin (yani zulme uğramasına engel olasın da o bana sığınmak zorunda kalmasın) diye gönderdim. Kâfirin ağzından da olsa ben onu geri çevirmem.”

“Onda şunun gibi hikmetli sözler vardı. Akıllının üç saati olur. Rabbine yöneldiği saat, Allah’ın ona olan iyliğini tefekkür için nefsini muhasebe ettiği saat ve yeme içme gibi ihtiyaçları için yalnız kaldığı saat.”

“Akıllı üç şeyi istemelidir. Dönüş için azık, hayat için geçimlik ve ha­ram olmayan lezzet. Akıllıya zamanın kıymetini bilmesi, basiretli, işine yö­nelmiş ve dilini korur olmak yaraşır. Kimin işi arasında sözü sayılıyorsa, onun ilgili olduğu hariç sözü azdır.”

Sonra dedi ki: Musa’nın sahifeleri nelerdir, dedim. Buyurdu ki: “Hepsi ibretlerdi: Ölümü kesin olarak bilip de sevinene şaşarım. Kaderi kesin bilip de düzen kurana şaşarım. Dünyayı içindekileri evirip çevirirken görüp te ona güvenene şaşarım. Yarınki hesabı iyice bilip de onun için çalışmayana şaşarım!”

Dedim ki: Ya Rasulallah! Bizim elimizde, Allah’ın İbrahim ve Musa’ya indirdiklerinden sana da indirdikleri var mıdır? Buyurdu ki: Oku Ya Eba Zer: “Ve Rabbinin adını anıp namaz kılan. Belki siz dünya hayatını üstün tutarsınız. Halbuki ahiret daha hayırlı, daha süreklidir. Şüphesiz bu, önce­ki sahifelerde vardır. İbrahim’in ve Musa’nın sahifelerinde.” Alûsî’nin dedi­ği gibi bu hadisin sıhhatini Allah en iyi bilendir.

Advertisements