159

١٥٩

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَليظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِى الْاَمْرِ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ اِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلينَ

(159) fe bi ma rahmetim minellahi linte lehüm ve lev künte fezzan ğalizal kalbi lenfeddu min havlike fa’fü anhüm vestağfir lehüm ve şavirhüm fil emr fe iza azemte fe tevekkel alellah innellahe yühibbül mütevekkilin

Allah’tan (gelen) bir rahmetten dolayı sen onlara yumuşak davrandın velev sen onlara kaba ve katı kalpli olsaydın elbette etrafından dağılıp giderlerdi artık onları affet onlar için mağfiret dile iş (hususunda) onlarla müşavere et bir defa da azmettin mi artık Allah’a dayan Allah tevekkül edenleri sever

(159) It is part of the mercy of Allah that dost deal gently with them. Wert thou severe or harsh hearted, they would have broken away from about thee: so pass over (their faults), and ask for (Allah’s) forgiveness them in affairs (of moment). Then when thou hast taken a decision, put thy trust in Allah. For Allah loves those who put their trust (in him).

1. fe bi-mâ : o zaman sebebiyle
2. rahmetin : rahmet
3. min allâhi : Allah’tan
4. linte : yumuşak davrandın
5. lehum : onlar için, onlara
6. ve lev kunte : ve eğer, sen … olsaydın
7. fazzan : kaba
8. galîza el kalbi : katı kalpli
9. le infaddû : mutlaka dağılırlardı
10. min havli-ke : senin etrafından
11. fe a’fu : artık affet
12. an-hum : onları
13. ve istagfir : ve mağfiret dile
14. lehum : onlar için
15. ve şâvir-hum : ve onlarla muşavere et, onlara danış
16. fî el emri : işler konusunda
17. fe izâ azamte : artık azmettiğin, karar verdiğin zaman
18. fe tevekkel : artık tevekkül et
19. alâ allâhi : Allah’a
20. inne allâhe : muhakkak ki Allah
21. yuhibbu : sever
22. el mutevekkilîne : tevekkül edenler, Allah’a güvenenler

فَبِمَا sebebiyleرَحْمَةٍ rahmetiمِنْ اللَّهِAllah’ınلِنْتَ yumuşak davrandınلَهُمْ onlaraوَلَوْ ve eğerكُنْتَ olsaydınفَظًّا kabaغَلِيظَ katıالْقَلْبِ kalpliلَانْفَضُّوا elbette dağılırlardıمِنْ حَوْلِكَetrafındanفَاعْفُ artık affetعَنْهُمْ onlarıوَاسْتَغْفِرْ ve bağışlanma dileلَهُمْ onlar içinوَشَاوِرْهُمْ onlarla istişare etفِي hususundaالْأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَazmettiğin zaman daفَتَوَكَّلْ artık tevekkül etعَلَى اللَّهِ Allah’aإِنَّ elbetteاللَّهَ Allahيُحِبُّ severالْمُتَوَكِّلِينَ tevekkül edenleri


SEBEB-İ NÜZUL

Kelbî’nin Ebu Salih’ten, onun da îbn Abbâs’tan rivayetine göre “iş hak­kında onlarla istişare et.” âyet-i kerimesi Hz. Ebu Bekr ve Hz. Ömer hakkında nazil olmuştur.

Advertisements