11

١١

هُنَالِكَ ابْتُلِىَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالًا شَديدًا

(11) hünalikeb tüliyel mü’minune ve zülzilu zilzatlen şedida
İşte burada mü’minler imtihan olmuş sarsılmışlardı çok şiddetli bir sarsıntı (ile)

(11) In that situation were the Believers tried: they were shaken as by a tremendous shaking.

1. hunâlike : orada
2. ebtulîe : sınandı, imtihan edildi
3. el mu’minûne : mü’minler, îmân edenler
4. ve zulzilû : ve sarsıldılar
5. zilzâlen : sarsıntıyla
6. şedîden : şiddetli, kuvvetli


SEBEB-İ NÜZUL

Bu âyet-i kerimeler Ahzâb, yani Hendek Muharebesi hakkında nazil olan âyet-i kerimelerdendir. Şöyle ki:

Beyhakî’nin Delâil’de Huzeyfe’den rivayetinde o şöyle anlatıyor: Ahzâb (Hendek Gazvesi) günü olan halimizi sanki şimdi görür gibiyim: Biz oturarak saf tutmuştuk. Karşımızda Ebu Süfyan ve beraberindekiler üstümüzde, Kurayza oğulları da altımızda idiler. Kökümüzü keseceklerinden korkuyorduk. O gece kadar karanlık ve o geceki rüzgâr kadar şiddetli bir rüzgâr görmedik. Safları­mızdan evleri açık ve tehlikede olmadığı halde “Evlerimiz düşman baskınına açık.” deyip Hz. Peygamber (sa)’den izin istiyerek ayrılanlar yanında aradan sessizce sıvışanlar da vardı. Birer birer Hz. Peygamber (sa)’in karşısına geçtik. Sonunda sıra bana geldi ve Allah’ın Rasûlü (sa) bana: “Kavmin (düşman ordusunun) haberini, ne halde oldukları bilgisini bana getir.” buyurdu. Ben de düş­man ordugâhına gittim. Bir de baktım ki ordugâhlarında şiddetli bir rüzgâr herşeyi altüst etmiş, göçlerinin ve örtülerinin üzerinde taşların sesleri geliyor, kimse yerinden bir karış bile kımıldıyamıyor, rüzgâr hepsini vurmuş ve herkes birbirine: “Göç, göç!” diye bağrışıyorlar. Geri döndüm ve bu perişan hallerini Hz. Peygamber (sa)’e haber verdim ve işte bunun üzerine Allah Tealâ bu “Ey iman edenler, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size ordular gel­mişti de Biz, onların üzerine rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiş­tik….” âyet-i kerimesini indirdi.