219

٢١٩

يَسَْلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فيهِمَا اِثْمٌ كَبيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَاِثْمُهُمَا اَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَا وَيَسَْلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِالْعَفْوَ كَذلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الْايَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ

(219) yes’eluneke anil hamri vel meysir kul fihima ismün kebiruv ve menafiu lin nasi ve ismühüma ekberu min nef’ihima ve yes’eluneke maza yünfikun kulil afv kezalike yübeyyinüllahü lekümül ayati lealleküm tetefekkerun

sana soruyorlar şarabı ve kumarı de ki her ikisi de büyük günahtır insanlar için bazı faydaları vardır amma günahları faydasından daha büyüktür sana soruyorlar hangi şeyi nafaka olarak vereceklerini de ki: ihtiyaç fazlasını verin böylece Allah ayetlerini size açıklıyor umulur ki düşünürsünüz

(219) They ask thee concerning wine and gambling. Say in them is great sin, and some profit for men but the sin is greater than the profit they ask thee how much they are to spend, say: what is beyond your needs. Thus doth Allah make clear to you his Signs: in order that ye may consider-

1. yes’elûne-ke : sana soruyorlar, sorarlar
2. an el hamri : şaraptan
3. ve el meysiri : ve kumar
4. kul : de, söyle
5. fî-himâ : ikisinde vardır
6. ismun kebîrun : büyük günah
7. ve menâfiu : ve menfaat, faydalar
8. li en nâsi : insanlar için
9. ve ismu-humâ : ve onların (o ikisinin) günahları
10. ekberu : daha büyük
11. min nef’i-himâ : onların (o ikisinin) faydalarından
12. ve yes’elûne-ke : ve sana soruyorlar, sorarlar
13. mâzâ : ne, nasıl
14. yunfikûne : infâk ediyorlar
15. kul(i) : de, söyle
16. el afve : afv olan, ihtiyaçtan fazla olan mal, affedilen, vazgeçilen
17. kezâlike : bunun gibi, işte böyle
18. yubeyyinu allâhu : Allah açıklıyor
19. lekum : sizin için, size
20. el âyâti : âyetler
21. lealle-kum : umulur ki böylece siz
22. tetefekkerûne : tefekkür edersiniz, düşünürsünüz

يَسْأَلُونَكَsana soruyorlar عَنْdanالْخَمْرِiçkiوَالْمَيْسِرِve kumarقُلْde kiفِيهِمَاikisinde deإِثْمٌbir günahكَبِيرٌhem büyükوَمَنَافِعُhem de menfaatler vardır لِلنَّاسِinsanlar içinوَإِثْمُهُمَاfakat günahları أَكْبَرُdaha büyüktürمِنْ نَفْعِهِمَاfaydalarındanوَيَسْأَلُونَكَayrıca sana soruyorlar مَاذَاneyiيُنفِقُونَinfak edecekleriniقُلْde kiالْعَفْوَihtiyaçtan fazlasını كَذَلِكَişte böyleيُبَيِّنُiyice açıklıyorاللَّهُAllahلَكُمْsizin için الْآيَاتِayetleriلَعَلَّكُمْumulur kiتَتَفَكَّرُونdüşünürsünüz


SEBEB-İ NÜZUL

Vahidî der ki: Hz. Ömer ibnu’l-Hattâb, Muâz ibn Cebel ve bir grup ansar hakkında nazil oldu. Rasûlullâh (sa)’a geldiler ve: “Ey Allah’ın Rasûlü (sa), bize içki ve kumar hakkında bir fetva ver; birisi aklı gideriyor, diğeri malı zayi ediyor.” demişlerdi. İşte bunun üzerine “Sana içki ve kumarı sorarlar…” âyeti nazil oldu.

Ebu Davud et-Tayâlisî’nin kendi senediyle Abdullah ibn Ömer’den rivaye­tinde o şöyle anlatıyor: İçki hakkında Allah Tealâ üç âyet indirdi. Bunların ilki olan “Sana içkiyi ve kuman sorarlar. De ki: Onlarda hem büyük günah, hemde insanlara faydalar var. Günahları, faydalarından daha büyüktür.” Âyeti inince bazıları: “İçki haram kılındı.” dediler. Efendimiz (sa)’e: “Ey Allah’ın Rasûlü, bırak ondan faydalanalım.” denildi de o sustu, cevap vermedi. Bir süre sonra “Sizler sarhoşlar iken namaza yaklaşmayın.” (Nisa, 4/43) âyeti nazil olunca ba­zıları yine “İçki haram kılındı.” dediler. Bazıları da: “Ey Allah’ın elçisi, namaz yaklaşınca içmeyiveririz.” dediler, Efendimiz yine sustu, cevap vermedi. Niha­yet “Ey iman edenler, İçki, kumar, fal okları şeytanın işinden bir pisliktir.” (Maide, 5/90) âyeti gelince Allah’ın Rasûlü (sa): “İçki haram kılındı.” Buyurdu. O sırada tüccar’dan birinin Şam’dan bir içki kervanı gelmişti. Efendimiz yanın­da Ebu Bekr, Ömer -râvi der ki: öyle sanıyorum Hz. Osman da yanında idi.-olduğu halde o tüccara geldiler ve: Çekil yolumuzdan, içki kaplarını yaracağız.” Buyurdular. Adam: “Ey Allah’ın Rasûlü, satmıyalım mı?” diye sorunca Efen­dimiz: “Allah bu içkiye, onun ağacını (meyvesinden içki yapmak üzere) dikene, içene, şırasını sıkana, alım satımında vekil olanına, idare edenine, sâkîsine (içki sunan hizmetçi veya garsona), satıp parasını yiyene ve satanına lanet etmiştir.” Buyurdu.

İbn İshak’m İbn Abbâs’tan rivayetle tahricine göre Sahabeden bir grup Allah yolunda infakta bulunma emri üzerine Hz. Peygamber (sa)’e gelerek: “Ey Allah’ın elçisi, bu bize emrolunan mallarımızdan Allah yolunda infak da ne demek? Mallarımızdan neyi infak edeceğiz?” diye sordular da “Sana yine neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: Fazlasını (ihtiyacınızdan fazla olanı) verin…” âyeti nazil oldu.

İbn Ebî Hatim’in tahric ettiği bir haberde de Muâz ibn Cebel ile Sa’lebe’nin Hz. Peygamber (sa)’e gelerek “Ey Allah’ın elçisi bizim (kalabalık) bir ailemiz ve kölelerimiz var. Biz malımızdan neyi infak edelim?” diye sordu­lar da bunun üzerine “Sana yine neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: Fazlası­nı (ihtiyacınızdan fazla olanı) verin.” âyeti nazil oldu.

Bagarah 215 âyeti gibi bu âyetin de yine Amr ibmrl-Camûh hakkında nazil olduğu da söylenmiştir. Sanki önce nereye infak edeceğini, sonra da infakın keyfıyyetini yani nasıl infakta bulunacağını sormuş da bu iki sorunun cevabı olarak iki âyet-i kerime nazil olmuş gibidir.
AÇIKLAMA

Ya Muhammed! Ashabın sana içki içmenin, kumar oynamanın hükmünü soruyorlar; bunlar helâl midir, haram mıdır? diye. İçkinin satılması, satın alınması, içki kullanmaya götüren yahut ona yardım eden bütün yollar tıpkı o içki­yi içmek gibidir. Sen onlara de ki: İçkinin içilmesinde ve kumar oynanmasında pek büyük bir günah vardır. Çünkü her ikisinde de pek çok zararlar ve büyük fesatlar vardır.

İçkinin günahı insanlara zarar vermesi, insanlar arasında düşmanlığı ye­şertmesi, kin doğurması dolayısıyladır.

Kumarın günahına gelince, kişi kumar oynamakla hakka tecavüz eder, zulmeder. Onun sonucunda arada düşmanlık ve kin başgösterir. Bunlarda in­sanlar için bazı menfaatler de vardır. İçkinin menfaati; içki ticareti, içki içmek­le lezzet almak, neşve, cimrinin cömert olması, korkağın da içkiyle cesaret bul­ması şeklindedir.

Kumarın faydası ise kumar ile kumarbazların elde ettikleri kâr yahut ele geçirdikleri paylar veya fakirlere deve etlerinin dağıtılmasıdır. Aslında kuma­rın faydalı olduğu bir vehimdir. Zararı ise bir hakikattir. Çünkü kumar oyna­yan bir kimse, edeceğini vehmettiği bir kâr için malını harcamaktadır. O ba­kımdan bu işi meslek edinen profesyoneller, bütün servetini kumar yoluyla o kişiden alırlar. O da edeceğini sandığı kârı elde etmek arzusuyla düşüncelerini alt-üst eder, bunalıma girer, kederi alabildiğine büyür, vaktini kaybeder.

İçki ve kumarın günahı faydalarından daha büyüktür. Çünkü sarhoş ol­dukları zaman kimi ötekinin üzerine hücum eder, birbirleriyle çarpışırlardı. Kumar oynadıklarında da aralarında kötülük ve anlaşmazlık meydana gelir, kalplerindeki kinler ortaya çıkardı. Zarar eğer faydadan daha büyük ise, o iki­sinden de kaçınmak icabeder. Çünkü: “Kötülüklerin bertaraf edilmesi menfaat­lerin sağlanmasından önce gelir.” İşte bundan dolayı cahiliye dönemi Araplardan pek çok kimse içki içmekten uzak durmuştur. el-Abbas b. Mirdas bunlara örnektir. Ona: İçki içmez misin, o senin hararetini alır, denilince şu cevabı ver­mişti: Ben kendi elimle cehaletimi satın alıp da onu içime sokamam. Sabahle­yin kavmin efendisi iken, akşam onların en akılsızı olmaya razı gelemem.

İçkilerin zararları hususunda doktorların görüşbirliği vardır. Avrupa’da, Amerika’da sarhoşluk verici maddeleri önlemenin propagandasını yapmaya yö­nelik pek çok cemiyet kurulmuş ve bunların alım satımını kısıtlamaya dair ka­nunlar çıkartılmıştır.

İçki ve Zararları:

İlim adamları ayet-i kerimede geçen “Hamr şarap” ile neyin murad edildi­ği hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Ebu Hanife ve Iraklı ilim adamları, hamrın yalnızca üzüm suyundan yapılan sarhoşluk verici içecek olduğu görü­şündedirler. Hurma yahut buğday, arpa veya darı ve buna benzer üzüm suyu dışındaki sarhoşluk verici içeceklere ise “hamr” adı verilmez. Bunlara “nebiz” denilir. Buna göre hamr haram kılan ayet-i kerime yalnızca onu haram kılmış olur. Sarhoşluk verici diğer içeceklerin ise ki bunlara nebiz adı verilmektedir sarhoşluk vermeyecek çok cüz’i bir kısmı helâl sayılır. Sarhoşluk verici miktar­ları ise sünnet-i nebeviyye ile haram kılınmıştır.

Ebu Hanife dışında kalan cumhur, Hicaz alimleri ve muhaddisler ise üzüm suyundan olsun, başkasından olsun sarhoşluk verici her türlü içkinin “hamr” olduğu görüşündedirler. Buna göre hurma, arpa ve buğday gibi şeyler­den yapılan bütün içecekler bir hamrdır. Hamr sarhoşluk veren her şeyin genel adı olduğuna göre, çoğu ile azı ile sarhoşluk veren bütün şeylerin haram kılın­mış olması Kur’an-ı Kerim’in nassı iledir.

Birinci görüşün sahipleri, dil anlamını ve sünneti delil gösterirler. Kelime­nin dil anlamını delil göstermeleri şöyledir: Nebiz kabilinden olan içeceklere “hamr” adı verilmez. Dilde “hamr” ancak üzüm suyundan olup sertleşen, köpü­ren çiğ suya denilir.

Sünnetten delil ise Enes b. Malik’in Resulullah (s.a.)’tan rivayet ettiği şu ha-dis-i şeriftir: “Hamr aynı ile haram kılınmıştır. Her türlü içecekten de sarhoş ol­mak (haramdır).” Hz. Ali’den gelen rivayette ise şöyle denilmektedir: “Hamr aynı ile haram kılınmıştır. Her türlü içecekten de sarhoşluk (haram kılınmıştır). Sarhoşluk (seker): Sarhoşluk veren bir şeydir. Hurmadan yapılan nebiz hakkında da kullanılır. Derler ki: Nebizlerin az miktarının haram olmadığının delillerinden bir tanesi de Yüce Allah’ın şu buyruğunda hamr’m haram kılınış illetini söz konu­su ederken, düşmanlık, kin ve benzerlerini zikretmesidir: “Muhakkak şeytan içki ve kumarla aranıza kin ve düşmanlık bırakmak, sizi Allah’ın zikrinden ve namaz­dan alıkoymak ister.” (Maide, 5/91). Bu hususlar ise ancak sarhoş olmakla meyda­na gelir. O bakımdan sarhoşluk verici diğer maddelerde, ancak sarhoşluk veren miktar aranır. Çünkü kendisinde bu illetin bulunduğu miktar odur.

İkinci görüşün sahipleri, bu konuda hem kelimenin dildeki anlamını hem de bu konuda sabit olan sünneti delil gösterirler.

Dildeki anlamı: Dilde “hamr” kelimesi, aklı örten, kapatan şeyler hakkın­da kullanılır. Dilde kelimelerin anlamı kıyas yoluyla sabit olmaktadır. Ayrıca ashab-ı kiram “hamr” kelimesinin ne anlama geldiğini pek iyi biliyorlardı. Çünkü onlar dili ve Kur’an’ı daha iyi bilen kimseler idi. Bu kelimenin üzüm ya­hut kuru üzüm, hurma, arpa ve başka her neden olursa olsun, sarhoşluk verici her şey hakkında kullanıldığını biliyorlardı.

Sünnetten delillerine gelince; bu hususta sarhoşluk verici bir şeyi katiyet­le haram kılan pek çok hadis-i şerif varid olmuştur. Bunlardan birisi Ahmed, Müslim ve -İbni Mace dışında kalan- Sünen sahipleri tarafından Hz. Ömer, İb-ni Ömer ve onların dışında kalan 16 sahabiden rivayet edilen şu hadistir: “Sar­hoşluk veren her şey hamrdır ve her hamr da haramdır.” Yine Ahmed, Ebu Da-vud ve sahih olduğunu belirterek Tirmizî ile İbni Hibbhan’ın Hz. Cabir’den, Ahmed, Nesaî ve İbni Mace’nin Abdullah b. Amr’dan rivayet ettikleri: “Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır.” hadisi buna delildir.

Ahmed, Müslim ve dört Sünen sahibi Ebu Hureyre’den şu hadisi de riva­yet ederler: “Hamr hurma ve üzüm ağaçlarından yapılır.” Ahmed ve Nesai dı­şında Sünen sahipleri de en-Nu’man b. Beşir’den şu hadisi rivayet etmektedir­ler: “Şüphe yok ki üzümden hamr yapılır, baldan hamr yapılır, kuru üzümden hamr yapılır, buğdaydan hamr yapılır, hurmadan hamr yapılır. Ben sizlere sar­hoşluk veren her şeyi yasaklıyorum.”

İşte bu sahih hadislerin açık ifadeleri, “nebîz” adı verilen şeylerin “hamr” diye adlandırıldıklarını göstermektedir. Çünkü bunlar da sarhoşluk veren şey­lerdir, dolayısıyla bunlar da haram olurlar. Bunların çoğunun da azının da ha­ram olduğunun delili ise Buharî’nin Hz. Aişe’den yaptığı şu rivayettir: Resulullah (s.a.)’a baldan yapılan nebiz hakkında, yine baldan yapılan içki hakkında soru soruldu da o: “Sarhoşluk veren her bir içki haramdır.” diye bu­yurdu.

Tercih edilen görüş (ikinci kesim olan) Hicazlıların görüşüdür. Çünkü as-hab-ı kiram hamr’ı haram kılındığını işitince bundan nebizlerin de haram kı­lındığı neticesine vardılar. Arap dilini ve Şâri’in muradını insanlar arasında en iyi bilenler onlardı. Aynı zamanda bu Enes (r.a.) yoluyla gelen şu hadisle sabit olmuştur: “Hamrm haram kılındığı sırada Ebu Talha’nın evinde içki içenlere ben içki dağıtıyordum. O günkü içkimiz taze hurma suyundan yapılan bir içki idi. Hamrm haram kılındığını işitir işitmez kaplarını yaktılar ve kırdılar.” Ta­rihçiler hamrın Medine’de haram kılındığını tespit etmektedirler ve o zaman da içki olarak içilen şey, buğday ve hurma nebizi idi.

Üzüm suyundan yapılan içkinin,  sarhoşluk verdiğinden dolayı- çoğunun da azının da haram olduğunu kabul etmekte Iraklılar da Hicaz alimleri ile itti­fak halindedirler. O bakımdan sair nebizlerde de böyle bir ittifakın söz konusu olması gerekir; çünkü bunlar arasında bir fark yoktur.

İçkinin zararlarına gelince; bunlar maddi ve manevî pek çoktur. Kur’an-ı Kerim’in şu ayeti bunlara işaret etmektedir: “Muhakkak şeytan içki ve kumarla aranıza kin ve düşmanlık bırakmak, sizi Allah’ı zikretmekten ve namazdan alı­koymak ister.” (Maide, 5/91). Sahih hadis-i şerif de içkinin zararlarını topluca ifade etmektedir. Sözü geçen bu hadis-i şerif, Taberanî’nin İbni Ömer’den riva­yet ettiği şekliyle şöyledir: “İçki hayasızlıkların anasıdır. Büyük günahların en büyüğüdür. İçki içen namazı terkeder, annesi ile halası ile teyzesi ile ilişki kur­mak durumuna dahi düşer.”

İçkinin zararları vücuda, cana, akla, mala ve insanlar arası ilişkileredir. Bütün bu zararlar bir arada olabilmektedir. Bu zararların bazısını şöylece sıra­layabiliriz:

1- Sağlığa zararları: Bütün sindirim organlarını bozar. Yemek yeme arzu­sunun kaybolmasına, gözlerin dışarı fırlamasına, mide büyüdüğünden dolayı göbek büyümesine, karaciğerin fonksiyonlarının bozulmasına, böbrek rahatsız­lıklarına, vereme, damarların sertleşmesi dolayısıyle erken yaşlılığa, neslin za­yıflamasına veya kesilmesine sebeptir. Alkolik bir kimsenin çocuğu genellikle güçsüz ve zayıf akıllı olur.

2- Akla zararları: İçki akıl gücünü zayıflatır. Çünkü genel olarak insanın sinirleri üzerinde etkili olur. Bazen deliliğe kadar götürebilir.

3- Malî zararları: İçki serveti darmadağın eder, malı telef eder. Kadına ve çocuklara gereken harcamaları yapmak hususunda ihmale götürür.

4- Toplumsal zararları: Sarhoşlar arasında anlaşmazlıklar ve düşmanlık­lar başgösterir. Başkaları arasında da bu anlaşmazlıkların başgöstermesine se­bep olurlar. Çoğu zaman sarhoşlar ya başkasını öldürür, döver veya yaralarlar ya da başkaları onları.

5- Ahlâkî zararları: Sarhoş oldukça zelil, hakir bir kimse haline geliverir, alay konusu olur, gülünç ve başkaları tarafından hafif alınacak bir hale gelir. Çünkü sözleri arasında tutarsızlık, davranışları ve görünüşü çarpık olur. Sar­hoş olan bir kimse de başkasına iftira etme, sövme, hakaret etme, zina ve öl­dürmeye teşebbüse cesaret elde eder. Bundan dolayı içki “kötülüklerin anası” adı ile anılmıştır.

6- Genel zararları: Sırların açıklanmasıdır. Devletlerin oldukça önemli ha­berleri casuslara çoğunlukla içki masalarında sızdırılmıştır.

7- Dini zararları: Sarhoş olan bir kimsenin sahih bir ibadet yapması bekle­nemez; özellikle de dinin direği olan namazı. Çünkü içki Allah’ı zikretmekten, namazdan ve diğer dinî görevleri yerine getirmekten alıkoyar. Sarhoş olan bir kimse, ancak içki içmeye, heva ve arzularına boyun eğmeye önem verir. İradesi zayıflar, tenbel ve donuk bir hal alır. Hatta alkolikliği ve alkolün kanma karış­mış olması dolayısıyla kolay kolay sarhoş olmaktan kendisini alıkoymaz. O ba­kımdan alkolik bir kimse ister istemez ve iradesi dışında sarhoşluk veren içkiyi alıp kullanmaya adeta susar.

Kısaca içki kötülüklerin anasıdır. Her türlü çirkinliğe götüren bir yoldur. Ne-saî’nin rivayetine göre Hz. Osman şöyle demiştir: “İçkiden uzak durunuz. Çünkü o, kötülüklerin anasıdır. Sizden öncekiler arasından abid birisi vardı. Ahlaksız bir kadın ona bağlandı. Cariyesini o abide gönderdi ve ona: Seni bir şehadette bulun­mak üzere çağırıyoruz, dedi. Abid o kadının cariyesi ile birlikte yola koyuldu. Bir kapıdan içeri girdi mi o kapıyı üzerine kapatırdı. Nihayet oldukça gözalıcı bir ka­dının yanma vardı. Kadının yanında bir köle ve bir şarap tulumu vardı. Kadın ona: Ben seni şehadette bulunmak üzere çağırmadım. Benimle ilişki kurasın diye seni çağırdım veya şu şaraptan bir bardak içmen ya da bu köleyi öldürmen için. Adam: O halde şu şaraptan bana bir bardak ver, içeyim dedi. O şaraptan ona bir bardak içirdi, ardından: Biraz daha verin, dedi. Daha da verdiler. Sonunda hem o kadın ile ilişki kurdu, hem de katil oldu. O bakımdan içkiden uzak durunuz. Şüp­hesiz ki -Allah’a yemin ederim- iman ile içki alışkanlığı bir arada olmaz. Mutlaka aradan fazla zaman geçmeden onlardan birisi ötekini çıkartır.”

Kumar ve Zararları:

(Kumar anlamına gelen) el-Meysir ya açıkladığımız gibi el-yüsrMen (kolay­lık anlamına) gelmektedir veya bir şeyi bölüp parçalamak hakkında kullanılan “yesera” den gelmektedir. Develer hakkında da kullanılır. Çünkü deve bölüp parçalamaya konu olur. Yüce Allah’ın söz konusu edip haram kıldığı “el-Mey-sir” ise kumar kasdıyla develerin ayrılan parçaları için ok çekmek demektir. Daha sonra zar (tavla) ve içinde kumar bulunan bütün oyunlar hakkında kul­lanılmaya başlanmıştır.

Önceden de açıklamış olduğumuz gibi Araplar tarafından oynanan “el-Meysir”in keyfiyeti şöyle idi: Arapların o dönemde on tane okları vardı. Bunla­ra aynı zamanda (tahta parçalan anlamına gelen) el-Ezlâm ve el-Eklâm adları da verilirdi. Bu on tane okun el-Fezz, et-Tevem, el-Rakîb, el-Hils, el-Musbil, el-Muallâ, en-Nâfis, el-Menîh, es-Sefîh ve el-Veğad adlarını taşırlardı. Bu okların ilk yedisi kesip parçalara ayırdıkları develerden belli paylara tekabül ederler­di. Bu develeri de ya on parçaya veya yirmisekiz parçaya ayırırlardı. Son üç okun ise herhangi bir payı yoktu. el-Fezz bir pay, et-TeVem iki pay, el-Rakib üç pay, el-Hils dört pay, en-Nâfis beş pay, el-Musbih altı pay, el-Muallâ ise yedi pay alırdı ki en yüksek pay onundu.

Araplar bu okları güvendikleri adaletli bir kimsenin elinde bir torbaya bı­rakırlardı. O kişi bu okları iyice karıştırır, sonra elini torbaya sokar ve bir kişi adına bir ok çıkartırdı. Sonra bir diğer kişinin adına diğer oku çekerdi. Bu böy­lece sürüp giderdi. Üzerinde payı belli oklardan herhangi birisi adına çıkan kimse, o ok üzerinde belirtilen payı alırdı. Payı bulunmayan bir okun adına çe­kildiği kimse ise, bir şey almaz ve bütün devenin bedelini öderdi. Çekilişte çı­kan bu payları fakirlere dağıtırlar, onlar bu develerden bir şey yemezler ve bu­nunla övünürlerdi. Kendi yaptıkları bu işten uzak duranları yerer ve böyle bir kimsenin mürevvetsiz ve bayağı anlamına gelen “el-Beran” ya da “el-Veğad” di­ye anarlardı. Nitekim daha önce açıkladık.

Kumarın pek çok zararı vardır. Kur”an-ı Kerim’in de beyan ettiği üzere onun da şarap gibi kin ve düşmanlığa sebep olması, Allah’ı anmaktan alıkoy­ması bu zararları arasında yer alır. İnsanı tenbelliğe alıştırmak, vehmi sebep­lerden nzık beklemek, akli gücü zayıflatmak suretiyle eğitimi ifsad eder. Çün­kü insan tabii kazanç yollan arasından faydalı işleri terkeder, kumar oynayan kimseler ise ziraatle, sanayi ve ticaret ile uğraşmayı ihmal eder. Halbuki bun­lar medeniyet ve ümranın temelleri arasında yer alır.

Kumarın zararlanndan ve en ünlülerinden birisi de şudur: Kumar oyna­yan kişi iflas eder, aileler yıkılır, ocaklar söner. Çünkü kumar sayesinde servet, zengin olandan bir an içerisinde fakire intikal ediverir. Bir gecede yok olup gi­den nice servetler ve bir anda fakirler arasına katılan nice kumarcılar vardır.

İhtiyaçtan Arta Kalanı (el-afvi) înfak Etmek:

Ya Muhammed, ayrıca sana Yüce Allah’ın, “Allah yolunda infak ediniz.” (Ba­kara, 2/195) buyruğuna uymak kasdıyla, müslümanın infak edeceği şeyin miktarı hakkında soru soruyorlar. Sen onlara de ki:  ihtiyaçtan arta kalanı infak etsinler. İhtiyaç duyduğunuz şeyleri infak ederek kendinizi zayi etmeyiniz.

Yüce Allah sizlere sözü geçen bu hususları (yani içki ve kumarın haram kılınması ile ihtiyaçtan arta kalanın infak edilmesinin gereğini) açıkladığı gi­bi, Kitab’ının diğer başka yerlerinde de sizlere hükümleri ve apaçık ayetleri beyan etmektedir. Bunlar sizin maslahat ve menfaatlerinizi gerçekleştiren hu­suslara dair olup sizlere neyin faydalı neyin zararlı olduğunu göstermektedir. Bu hükümlerin teşrî’ edilmesindeki hikmet ise, dünya ve ahiret işlerinde bun­lara dair hususlarda basiretle ve uyanıklık ile tefekkür etmeniz, dünyanın ze­val bulacağını ve yok olup gideceğini, ahiretin ise ebedî, üstün ve değerli oldu­ğunu bilmeniz veya mallarınızdan dünya hayatınızı düzene koyacak olan mik­tarını alıkoyup geri kalanını da ahirette size yarayacak hususlara infak etme­niz içindir.

Bu ayet-i kerimenin manasını dile getiren pek çok hadis-i şerif varid ol­muştur. Bunlardan birisi İbni Cerir et-Taberî’nin Cabir b. Abdullah’tan yaptığı şu rivayettir: Hz. Cabir dedi ki: Bir adam Resulullah (s.a.)’a madenlerden biri­sinden elde ettiği altından bir yumurta (kadar bir altın) getirdi. Ey Allah’ın Ra-sulü dedi, sen sadaka olarak bunu benden al. Allah’a yemin ederim, bundan başkasına da malik değilim. Resulullah (s.a.) ondan yüz çevirdi (duymazdan geldi). Bu sefer sağ tarafından Hz. Peygambere geldi ve önceki sözünün benze­rini ona söyledi. Yine Resulullah (s.a.) ondan yine yüz çevirdi. Adam bir daha benzer sözlerini tekrarladı. Hz. Peygamber yine ondan yüz çevirdi. Bir daha benzer sözler söyleyince Hz. Peygamber kızgınlıkla: “Hadi onu getir!” dedi. Resulullah (s.a.) onu aldı ve ona öyle bir fırlattı ki, eğer o altın parçası ona isa­bet etseydi ya kafasını yarar veya onun bir tarafında ya±*a açardı. Daha sonra şöyle buyurdu: “Sizden herhangi bir kimse bütün malını sadaka vermek üzere getirir, sonra da insanlara avuç açmak üzere oturur. Gerçek şu ki sadaka zen­ginlikle birlikte verilir.” Peygamber (s.a.)’in şöyle buyurduğu da rivayet edil­mektedir: “Sen malının fazla olanından ver ve buna da geçindirmekle yükümlü olduğun kimselerden başla. Yeteri kadar mal elinde tuttuğun için kınanmaz-sın.” Buharı ve Müslim de Ebu Hureyre’den rivayet ettiklerine göre Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Sadakanın hayırlısı zenginken verilen sadakadır. İşe geçindirmekle yükümlü olduğun kimselerden başla.”

Cabir b. Abdullah’dan da şöyle dediği rivayet edilmektedir: Resulullah (s.a.), Ahmed, Müslim, Ebu Davud ve Nesai’nin rivayetine göre şöyle buyur­muştur: “Sizden biriniz eğer fakir ise önce kendinden başlasın. Eğer artarsa kendisi ile birlikte geçindirmekle yükümlü olduğu kimselerle başlasın. Yine bundan sonra artacak bir şey olursa, artık başkasına tasadduk etsin.”

Daha sahih olan görüşe göre bu ayet-i kerime, hükmü sabit olup mensuh değildir. Çünkü ayet-i kerimede arta kalanın infak edilmesinin farz olduğuna delâlet eden bir ifade yoktur. Bilakis ayet-i kerime farz olan zekâtı değil de na­file olarak ne infak edeceklerini soranlara cevap olmak üzere nazil olmuş olup burada Yüce Allah bu gibi kimselere Allah’ın razı olacağı sadaka türünü beyan etmektedir.

Advertisements