96

٩٦

اتُونى زُبَرَ الْحَديدِ حَتّى اِذَا سَاوى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُوا حَتّى اِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ اتُونى اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا

(96) atuni züberal hadid hatta iza sava beynes sadafeyni kalenfühu hatta iza cealehu naran kale atuni üfriğ aleyhi kidra

bana demir parçaları getirin hatta birleştiği zaman iki ucun arası körükleyin dedi nihayet demir ateş halini aldığı zaman bana getirin dedi onun üzerine erimiş bakır dökeyim

(96) Bring me blocks of iron. At length, when he had filled up the space between the two steep mountain sides, he said, blow (with your bellows) then, when he had made it (red) as fire, he said: bring me, that I may pour over it, molten lead.

1. atû-nî : bana verin, getirin
2. zubere el hadîdi : demir parçaları
3. hattâ izâ : oluncaya kadar, olunca
4. sâvâ : müsavi, aynı seviye
5. beyne es sadafeyni : iki dağın arası
6. kâle infuhû : körükleyin dedi
7. hattâ : e kadar, oluncaya kadar
8. izâ ceale-hu : onu yaptığı zaman
9. nâren : ateş (hali)
10. kâle : dedi
11. âtû-nî : bana verin, getirin
12. ufrig : boşaltacağım, dökeceğim
13. aleyhi : onun üzerine
14. kıtren : erimiş bakır