25

٢٥

وَبَشِّرِ الَّذينَ امَنُ وا وَعَمِلُواالصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَاالْاَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُو ا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًاقَالُوا هذَاالَّذى رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِه مُتَشَابِهًا وَلَهُمْ فيهَا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فيهَا خَالِدُونَ

(25) Ve beşşirillezine amenu ve amilus salihati enne lehüm cennatin tecri min tahtihel enhar küllema ruziku minha min semeratir rizkan kalu hazellezi rüzikna min kablü ve ütu bihi müteşabiha ve lehüm fiha ezvacüm mütahheratüv ve hüm fiha halidun

Ve müjdele iman eden kimseleri ve salih amel işleyenleri de muhakkak onlar için altlarından nehirler akan cennetler, ne zaman rızıklandırılsalar orada ki meyvelerden rızık olarak derler: bu şeyler rızıklandığımız daha önceki şeylerdir ve onlara benzerleri verilir onlar için orada tertemiz zevceler ve onlar orada ebedi kalırlar

(25) But give glad tidings to those who believe and work righteousness, that their portion is Gardens, beneath which rivers flow. Every time they are fed with fruits therefrom, they say: “Why, this is what we were fed with before,” for they are given things in similitude and they have therein Companions pure (and holy) and they abide therein (forever).

1. ve beşşir : ve müjdele
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler, îmân edenler
3. ve amilû : ve yaptılar
4. es sâlihâti : salih ameller, nefsi tezkiye edici
5. enne : olduğunu
6. lehum cennâtin : onlar için cennetler vardır
7. tecrî : akar
8. min tahti-hâ : onun altından
9. enhâru : nehirler
10. kullemâ : her seferinde, her defasında
11. ruzikû : rızıklandırılırlar
12. min-hâ : on(lar)dan, oradan (orada)
13. min semeretin : ürünlerden, mahsullerden, meyvelerden
14. rızkan : rızık olarak
15. kâlû : dediler
16. hâzellezî (hâzâ ellezî) : bu ki (o şey)
17. ruzık-nâ : biz rızıklandırıldık
18. min kablu : önceden, daha önce
19. ve utû : ve verildi
20. bi-hi muteşâbihan : ona benziyen, ona benzer
21. ve lehum : ve onlar için (vardır)
22. fî-hâ ezvâcun : orada eşler
23. mutahharatun : temiz olan, temiz
24. ve hum : ve onlar
25. fî-hâ hâlidûne : orada devamlı kalacak olanlar

وَبَشِّرْmüjdeleالَّذِينَkimseleriآمَنُواiman edipوَعَمِلُواişleyenالصَّالِحَاتِsalih amel أَنَّmuhakkakلَهُمْonlar için vardırجَنَّاتٍcennetlerتَجْرِيakanمِنْ تَحْتِهَاaltındanالْأَنْهَارُnehirlerكُلَّمَاherرُزِقُواher rızıklandırıldıklarında مِنْهَاoradaمِنْ ثَمَرَةٍürünlerdenرِزْقًاrızık olanقَالُواderlerهَذَاbuالَّذِي رُزِقْنَاrızıklandırıldığımızdırمِنْ قَبْلُdaha önceوَأُتُواverilecektirبِهِonlaraمُتَشَابِهًاbirbirinin benzeri olarak وَلَهُمْonlar için vardırفِيهَاoradaأَزْوَاجٌeşler deمُطَهَّرَةٌtertemiz kılınmış وَهُمْonlarفِيهَاoradaخَالِدُونَsürekli kalıcıdırlar


AÇIKLAMA

Ey Muhammed, Sen ve sana mirasçı olan mümin ve takva sahibi ilim adamları, iman edip, salih amel ve güzel işler işleyenlere ağaçları bulunan ve köşk ve meskenlerinin altından cennet ırmaklarının aktığı cennetlerin (bahçe­lerin) müjdelerini ver! Oralarda canların çektiği, gözlerin zevkle baktığı şeyler vardır. Buharî ve Müslim’de rivayet edildiği şekliyle; “orada hiçbir gözün gör­mediği, hiçbir kulağın işitmediği hiç bir insanın hatırından geçirmediği şeyler vardır.” Yüce Allah’ın şu buyruğu da bu gerçeği dile getirmektedir: “İşledikleri­ne bir mükâfat olmak üzere gözleri aydınlatan neler gizlendiğini hiçbir nefis bilmez” (Secde, 32/17).

O cennetlerde kesintisiz rızıklar, canın çektiği çeşitli meyveler vardır. Gü­nün başlangıcında veya sonunda onlara herhangi bir meyve sunulduğu her se­ferde hayretle şöyle diyeceklerdir: Bu meyve dünyada iken bize rızık olarak verileni andırmaktadır. Ancak o meyveyi yedikleri vakit alışageldikleri tadın dı­şında bir tad alırlar ve yalnızca şekli, görünüşü ve türü itibariyle dünya mey­vesine benzediğini, ama aslında tad ve lezzet ve hacim itibariyle ondan farklı olduğunu farkederler. Bu açıdan bu meyveler hiçbir zaman görmedikleri çeşit ve türdendir. Madde ve tadı itibariyle farklı olmakla birlikte, dünyadaki mey­velere benzemesi ile ilgili olarak İbni Abbas şöyle demiştir: “Cennette dünya­dan isimler dışında hiçbir şey yoktur”. Taberi de der ki ; “Konu ile ilgili en uygun tevil (açıklama şekli) renk ve görünüşleri itibariyle birbirine benzeyen fakat tatları farklı meyveler getirilecektir, diyenlerin açıklamasıdır. O alimler bununla şunu anlatmak istiyorlar: Cennetin meyveleri ile dünyadaki meyveler görünüş ve renk itibariyle birbirine benzemekle beraber, tad ve lezzet bakımın­dan farklıdırlar.

Şanı yüce Allah’ın bize haber verdiği şekliyle iman ettiğimiz gaybî husus­lardan birisi de cennette müminler için hurîler’den zevceler olduğudur. Bun­lar çadırları içinde, örtüler ve perdeler arkasındadırlar. Onlardan önce ne bir insan ne de bir cin dokunmuştur onlara. Ay hali, lohusalık gibi maddi ve mane­vi pisliklerden, tiksinti veren kirliliklerden, küçük büyük abdestlerden, balgam çıkarmak ve tükürmekten, nefis ve hevânın şerlerinden uzaktırlar. Müslim’in rivayetine göre Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Cennetlikler orada yerler, içerler; fakat tükürmezler, küçük büyük abdest bozmazlar, sümkürmezler” As-hâb-ı kiram: “Peki yemek ne olacak?” diye sorunca; Hz. Peygamber şu cevabı verir: Misk kokusu gibi geyirmek ve ter (ile hazmedecekler) ve sizler nasıl ken­diliğinizden nefes alıyor iseniz onlara da o şekilde teşbih ve tahmîd etmek (el­hamdülillah demek) ilham olunacaktır”.

Ancak dünyadaki mümin kadınların kıyamet gününde huru’l-în’den daha faziletli olacakları bildirilmiştir. Bu konu Allah’ın şu buyruğunda söz edilmek­tedir: “Biz onları yeniden yarattık; onları bakireler kıldık ve eşlerine düşkünler ve hep bir yaşta (kıldık)” (Vakıa, 56/35-38).

Tirmizî’nin de rivayetine göre Ümmü Seleme şöyle demiştir:… Ey Allanın Rasûlü! dedim. “Dünyanın kadınları mı üstündür? Hurul-în mi üstündür?” Hz. Peygamber: “Hayır! dünya kadınları Hurul-înden üstündürler. Tıpkı elbisenin astarından üstün olduğu gibi”. Ben: “Bu neden dolayı olacaktır, ey Allanın Ra­sûlü?” diye sorunca: “(Dünya kadınlarının) kıldıkları namazlarla tuttukları oruçlar ve aziz ve celil olan Allah’a yaptıkları ibadet ile böyle olacaktır”. Yine Sahîh’te sabit olduğuna göre, cennette her bir erkeğin iki tane hanımı olacak­tır. İlim adamları derler ki: Bunlardan bir tanesi dünya kadınlarından, diğeri de cennet kadınlarından olacaktır.

Cennet, dünyadan ebedîlik vasfıyla aynin*. Yani orada devamlılık, kalıcılık ve sonu gelmez uzun bir dönem kalınacaktır. Bunun değiştirilmesi arzusu ol­mayacaktır. Cennet ayrıca eksiksiz, tam bir mutluluktur ve müminlerin emeli­dir.

Advertisements