14

١٤

اِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ

(14) inne rabbeke lebil mirsadi
Şüphesiz Rabbin gözetleme yerindedir

(14) For thy Lord is On a watch tower.

1. inne : muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. le : elbette, mutlaka
4. bi el mirsâdi : gözleyen

إِنَّ çünküرَبَّكَ Rabbinلَبِالْمِرْصَادِgözetleme mevkiindedir


AÇIKLAMA

“Andolsun fecre, on geceye.” Allah’tan fecre yemin olsun. Yani, ışığın çıktığı, nurun parladığı sabaha. Çünkü, hergün karanlığın geceden sıyrıl­dığı ve ona bağlı olarak uyanma, yer yüzüne dağılarak menfaatlerin elde edilmesi ve maslahatların sağlanması, insan ve hayvanların rızık arama hazırlığı başlar. Bu yemin şu ayetlerdeki yemin gibidir: “Nefeslendiği dem sabaha yemin olsun.” (Tekvir, 81/18), “Ağardığı dem sabaha yemin olsun.” (Müddessir, 74/34) Yemin, sabah namazmadır da denmiştir.

Ve Zilhiccenin faziletli on gecesine yemin olsun. Sahih-i Buhari’de İbni Abbas’tan merfu olarak şöyle rivayet edilmiştir: “Hiçbir gün yoktur ki, salih amel Allah’a bu günlerden (Zilhiccenin on günü) daha sevgili olsun.” Allah yolunda cihad da mı dediler? Buyurdu ki: “Allah yolunda cihad bile. Ancak bir adam nefsi ve malı ile çıkmış sonra da hiç dönmemiş ise o müstesna.”

“Çifte ve teke” bütün eşyadan çifte ve teke. Bu geceler de ondandır. Ya­ni, kuşattığı çift ve teke. Şu görüşler de ileri sürülmüştür: Çift kurban bay­ramı günüdür. Çünkü onuncu gündür. Tek Arefe günüdür. Çünkü dokuzuncu gündür. Veya çift Mina’dan dönüşte acele etmenin caiz olduğu birinci ve ikinci teşrik günleridir. Tek, üçüncü gündür.

“Yürüyüp gittiği zaman geceye” Geceye yemin olsun, gelip yayıldığı sonra da gidip dağıldığı zaman. Allah Tealâ şöyle buyurdu: “Dönüp geldiği zaman geceye.” (Müddessir, 74/33), “Karanlığa yöneldiği zaman geceye.” (Tekvir, 81/17). Sabahın çıkmasında büyük hayır olduğu gibi, karanlığın girmesinde de fayda vardır. Nefisler rahatlar, çalışma yorgunluğuna karşı dinlenir. Gitmesinde de fayda vardır; vücudun dinlenmesi ile gündüz yapı­lan iş, zorluk ve yorgunluğa karşı enerji biriktirilmiş olur.

“Bunda akıl sahibi için bir yemin var (değil) mi?” Bu eşyaya yemin edilmesi her akıl ve düşünce sahibi için inandırıcı bir yemin değil midir? Akıl ve düşünce sahibi olan, Allah Tealâ’nın yemin etmiş olduğu bu eşya­nın yemin edilmeye lâyık şeyler olduğunu bilir.

Sonra Allah Tealâ örnek ve ibret için geçmiş ümmetlerin bazı kıssala­rını zikrederek buyurdu ki:

“Rabbinin Ad kavmine ne yaptığını görmedin mı? Yüksek sütunlar sa­hibi İrem’e. Şehirler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.” Ey muhatap olan insan! Allah önceki Ad kavmini nasıl helak etti? Onlar, Ad b. Havs b. İrem b. Sam b. Nuh (a.s.)’un çocukları olup. İrem lâkabı ile de anılmışlardır. İrem ilk Âd’ın diğer adıdır. Allah Tealâ şöyle buyurdu: “Hakikat şu: Evvelki Ad kavmini o helak etti.” (Necm, 53/50). Onlardan sonrakilere diğer Âd de­nir. Yerleri, Umman ve Hadramevt arasındaki kumluk bölge olan diyarı Ahkaftır. Peygamberleri ise, Hud (a.s.)’dur.

Uzun boylu idiler. Kuvvetli, yapılı vücutları ve zamanlarının en sertle­ri, en ezicileri idiler. Hiçbir yerde onların şehirleri gibi yüksek direkli, muhkem yapılı bir şehir görülmemiştir. Doğrusu uzunluk, şiddet ve kuv­vette o kabile gibisi görülmemiştir: “Düşünün ki O, sizi Nuh kavminden sonra hükümdarlar yaptı, size yaratılışta onlardan ziyade boy pos verdi. O halde Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa erdirilesiniz.” (A’raf, 7/69), ” Ad kavmine gelince, onlar yerde haksız yere büyüklük tasladılar ve ” Kuvvetçe bizden daha güçlü kimmiş?” dediler. Onlar kendilerini yaratıp durmakta olan Allah’ı -ki, O, bunlardan pek çok kuvvetlidir- hiç düşünme­diler mi?” (Fussilet,41/15).

Surenin başında başlanılan yeminin cevabı zikredilmemiştir. Takdiri şöyledir: Ey ehli Mekke ve emsali diğer kâfirler! Elbette azap edileceksiniz. Cevaba işaret eden de bu ayet ve devamıdır: “Rabbinin Ad kavmine ne yap­tığını görmedin mi?”

“Onun benzeri” ifadesindeki zamir, doğru olan görüşe göre, kabileye dönmektedir. Yani, şehirler arasında onların zamanında Âd kavmi gibi bir kavim yaratılmadı. Zamir, İbni Zeyd’in dediği gibi yüksekliğinden dolayı direkleri işaret etmemektedir. Eğer gaye o olsa idi o zaman: Şehirlerde benzeri yapılmamış olan, derdi. Fakat: “Şehirler içinde onun benzeri yara­tılmamıştı” buyurmuştur.

“Vadilerde kayaları oyan Semud’a” Semud kabilesi, Salih (a.s.)’in kaya­ları kesip yontan, yerleşecekleri evleri, sarayları ve büyük yapılan taşlarla yapan kavmi. Bunlar Şam ile Hicaz arasında Hicr”de veya Vadi’l-Kura’da yaşardı. Ayette şöyle buyuruldu: “Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz.” (Şuara, 26/149), “Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.” (Hicr. 15/82).

“Ve kazıklar sahibi Firavun’a.” Musa (a.s.) zamanında Mısır’ın yöneti­cileri olup büyük binalara sahiplerdi. Firavunların kendilerine kabir ola­rak yaptıkları ve yapımı esnasında halklarını kullandıkları ehramlar da o yapılar arasındadır. Kazıkların ordu, askerler, kalabalıklar ve krallığım pekiştirdiği birlikleri olduğu da söylenmiştir.

“Ki onlar ülkelerde azgınlık etmişlerdi. Böylece oralarda bozgunculuğu artırmışlardı.” Ad, Semud ve Firavun… Ülkelerinde zulüm ve despotlukta haddi aşanlar, azgınlık edip şımaranlar, güçlerine aklananlar… Oralarda küfür, masiyet ve kullara zulümle fesadı çoğalttılar.

“Bu yüzden Rabbin de onların üzerlerine azap kamçısı yağdırdı.” Allah Tealâ o milletlere bir çeşit şiddetli azap indirdi. Kendilerine gelen cezayı, cezalarda kullanılan kırbacın acısına benzetti. Hakka suresinde de onlara gelen cezanın çeşidini zikretti. (5-10. ayetler).

Sonra Allah Tealâ azabın sebebi olan suçu zikretti:

“Şüphesiz Rabbin gözetlemektedir.” Allah her insanın amelini gözetir, O’ndan hiçbir şey kaçmaz. Sonunda onu cezalandırır; hayır ise hayır, şer ise şer. Az veya çok, küçük veya büyük hiçbir şeyi ihmal etmez.

Kur’an-ı Kerim’in muhtelif yerlerinde bu kıssaların tekrar edilmesin­deki maksat hatırlatma, öğüt ve onlardan ibret alınmasıdır. Ya Allah Tealâ’nın kudretine istidlal ederek veya kullara kahrını açıklayarak ya da uyarıp korkutarak. Bilsinler ki, bir şahsa veya kavme gelenler arasında benzerlikler olmaktadır