17

١٧

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِى اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّا اَضَاءَتْ مَاحَوْلَهُ ذَهَبَ اللّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فى ظُلُمَاتٍ لَايُبْصِرُونَ

(17) Meselühüm ke meselillezistevkade nara fe lemma edaet ma havlehu zehebellahü bi nurihim ve terakehüm fi zulümatil la yübsirun
onların misali ateş yakan kimsenin misali gibidir vaktaki o etrafındakileri aydınlatınca onların nurlarını Allah giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır göremezler

(17) Their similitude is that of a man who kindled a fire when it lighted all around him, Allah took away their light and left them in utter darkness. . So they could not see

1. meselu-hum : onların misali, onların durumu
2. ke : gibi
3. meseli : misal, durum
4. ellezi : ki o
5. istevkade : ateş yaktı, tutuşturdu
6. nâren : ateş
7. fe : böylece
8. lemmâ : olduğu zaman
9. edâet : aydınlattı
10. : şey(ler)
11. havle-hu : onun etrafı, çevresi
12. zehebe : giderdi
13. allâhu : Allah
14. bi : … i
15. nûri-him : onların nuru, nurları, aydınlığı, ışığı
16. ve : ve
17. tereke-hum : ve onları terketti, bıraktı
18. : içine, içinde
19. zulumâtin : zulmet, karanlıklar
20. lâ yubsirûne : onlar görmüyorlar, görmezler,

مَثَلُهُمْonların durumuكَمَثَلِ الَّذِيتkimsenin durumu gibidir ki اسْتَوْقَدَyakanنَارًاbir ateşفَلَمَّا أَضَاءَتْaydınlatıncaمَا حَوْلَهُetrafınıذَهَبَgiderdiاللَّهُallahبِنُورِهِمْonların nurunu وَتَرَكَهُمْve onları bıraktı فِي ظُلُمَاتٍkaranlıklar içerisinde لَا يُبْصِرُونَgörmez bir halde


AÇIKLAMA

Kim Allah’a ulaşmayı dilerse bu dileği anında Allahû Tealâ tarafından işitilir, bilinir ve görülür. İşte işiten ve bilen Allahû Tealâ kalbe bakar. Allah’a ulaşma talebini görmek ister. Bu talep yoksa Allahû Tealâ talebi işitemez, bilemez, göremez. Çünkü yok. Olsa anında görecek. Gördüğü anda harekete geçer. nefsin kalbinde bulunan hicab-ı mesture adlı bir gizli perdeyi alır. Basar hassasındaki gışaveti kaldırır. Bu perde irşad makamından nefret etmeye sebebiyet verir. İrşad makamına sevgi duymaya başlarsınız. Arkasından kulaklardaki vakrayı alır. İşitme hassasındaki mührü açar. İrşad makamının irşada müteallik hususları, söylediği şeyleri işitmeye başlarsınız. En’am Suresi 36. âyet-i kerimede Allahû Tealâ buyuruyor:

6 / EN’ÂM – 36: İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).
(Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem’î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra ona döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah’a döndürülür.)
Devrin imamı, kavmin resûlleri ve velî mürşidlerin birinci görevi tebliğdir. Kendisine tebliğ yapılan insanlardan tebliğe ilgisiz kalanların hassalarına Allahû Tealâ Bagarah-6,7’ye göre engeller koyar. Eğer tebliğe muhatap olan kişi hidayeti yalanlarsa o zaman Allahû Tealâ İsra-45, 46’ya göre uzuvlarına engeller koyar. Ama Allah’a ulaşmayı yalanlayan, uzuvlarına engeller konulan kişi başkalarını da Allah’ın yolundan, hidayetten men ederse o zaman Allahû Tealâ hassalarına da engeller koyarak kalbi tabeder. Kalbi tabedilenler şeytanın dostlarıdır.
İnsan, nefsinin kalbinde 19 afetle doğar. Afetler de karanlıklarla temsil edilirler. Nefsin kalbi zifiri karanlıktır. Allah’a ulaşmayı dilemediği için hassaları ve uzuvları engelli, karanlıktaki insan, irşad makamının irşada ehil olduğunu baş gözleriyle göremez, anlayamaz. Kişi irşad makamını başka insanlardan ayırt edecek olan ayırt edebilme yeteğinin sahibi değildir. Kulaklarındaki vakra sebebiyle irşad makamının sözlerini işitemez. Kalbinde ekinnet olan kişinin mürşidi, mürşid olarak idrak edemez. Kalbindeki basar hassası çalışmaz. Kalbiyle irşad makamını göremez, baş gözleriyle de göremez. Baş gözleriyle başka insanları görmesine rağmen irşad makamı ile diğer insanlar arasındaki manevî açıdan farklılığı göremez.
Allahû Tealâ’nın bu âyeti kerimede verdiği misalde; Allah’a ulaşmayı dileyen kişiyi kendisine ulaştırmış, kişi hidayete ermiştir. Hidayete eren kişi Vel Asr Suresinin 3. âyeti kerimesinde buyrulduğu gibi insanlara hakkı tavsiye etmeye başlayarak (bir ateş yakar) çevresini aydınlatmak, ışık vermek üzereyken Allahû Tealâ ateşi söndürür. Hidayete erdikten sonra irşad makamından şüpheye düşerek fıska düşen bu kişinin göğsünü Allahû Tealâ Nahl-106’ya göre küfre açar (şerheder).

Advertisements