80

٨٠

وَلَايَاْمُرَكُمْ اَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلءِكَةَ وَالنَّبِيّنَ اَرْبَابًا اَيَاْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ اِذْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

(80) ve la ye’müraküm en tettehizül melaikete ve nebiyyine erbaba e ye’müruküm bil küfri ba’de iz entüm müslimun

Size emretmez melekleri ve nebileri Rabler edinmenizi de size küfrü mü emredecek siz müslüman olduktan sonra

(80) Nor would he instruct you to take angels and prophets for lords and patrons. What would he bid you to unbelief after ye have bowed after ye have bowed your will (to Allah in Islam)?

1. ve lâ ye’mure-kum : ve size emretmez
2. en tettehizû : edinmenizi
3. el melâikete : melekleri
4. ve en nebiyyîne : ve peygamberleri
5. erbâben : rab’ler, tanrılar
6. e ye’muru-kum : size emreder mi
7. bi el kufri : küfrü, inkârı
8. ba’de : sonra
9. iz entum : siz … olduğunuz zaman
10. muslimûne : müslümanlar, Allah’a teslim olanlar


SEBEB-İ NÜZUL

Bu iki âyet-i kerimenin nüzul sebebine dair gelen rivayetler muhteliftir.

Bir rivayete göre Necran hristiyanlarının Medine-i Münevvere’de bulun­dukları sırada cereyan eden münakaşalardan biri üzerine inmiştir. Buna dair İbn îshak kanalıyla İbn Abbâs’tan rivayet edilen bir haber şöyledir: Yahudi haham­ları ve Necran hey’eti Hz. Peygamber (sa)’in huzurunda bir araya gelip de Allah’ın Rasûlü (sa) onları İslâm’a davet ettiğinde Kurayza oğullan yahudilerinden Ebu Râfi’: “Ey Muhammed, hristiyanlar in Meryem oğlu isa’ya ibadet ettikleri gibi sen de bizim sana ibadet etmemizi mi istiyorsun?” dedi. Necranhlardan, Reis dedikleri bir hristiyan da: “Ey Muhammed, bizden bunu istiyor ve bizi buna mı davet ediyorsun?” dedi. Allah’ın Rasûlü (sa): “Allah ko­rusun, Allah’tan bir başkasına ibadet etmemizden, ya da Allah’tan bir başkasına ibadeti emretmemizden Allah bizi korusun. Allah beni bunun için göndermedi, bana bunu da emretmedi.” buyurdu da Allah Tealâ bunun üzerine bu iki âyet-i kerimeyi inzal buyurdu.

İbn Abbâs der ki: Yahudiler “Uzeyr Allah’ın oğludur.”, hristiyanlar da “Mesîh, Allah’ın oğludur.” deyince bu iki âyet-i kerime nazil oldu.

Bir adam Rasûl-i Ekrem (sa)’e: “Ey Allah’ın Rasûlü, sana, birbirimize se­lâm verdiğimiz gibi selâm veriyoruz. (Halbuki sen herhangi birimiz değilsin) Sana secde etmiyelim mi?” dedi de Efendimiz: “Hiç kimsenin Allah dışında bir kimseye secde etmesi ona yaraşmaz. Ve fakat peygamberinize ikramda bulunu­nuz ve hakkı, hak sahibine tanıyınız.” buyurdular da bu iki âyet-i kerime nazil oldu.


AÇIKLAMA

Allah bir insanın üzerine Kitab’ı indirip hikmeti yani dinin inceliklerini, şeriatın sırlarını öğrenmeyi nasip edip kendisine peygamberlik ve risaleti ver­dikten sonra insanlara kalkıp “Allah’ı bırakıp bana ibadet ediniz.” demesi hiç bir insana yakışmaz ve gerekmez. Yani ibadeti yalnızca Allah’a yapmanız gere-kiyorken, bu haddi aşarak “Bana ibadet ediniz” diyemez. Çünkü böyle bir şey bizatihi şirktir. Oysa ibadetin ihlâsla yalnızca Allah’a yapılması gerekir. Nite­kim Yüce Allah şöyle buyurur: “De ki: Dinimi yalnızca O’na halis kılarak Allah’a ibadet ederim…” (Zümer, 39/14).

Müslim ve başkaları Peygamber (s.a.)’den şöyle bir hadis rivayet etmekte­dirler. (Yüce Allah buyuruyor ki:) “Ben ortaklar arasında ortaklığa en ihtiyacı olmayanım. Her kim bir amelde bulunup da ona benden başkasını ortak koşar­sa onu ortak koştuğuyla başbaşa bırakırım.” Bir diğer rivayette ise şöyle denil­mektedir: “Ben o amelden uzağım. O ameli kimin için yaptıysa onundur.” İmam Ahmed de Hz. Peygamberden şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir. “Allah Kıyamet gününde insanları bir araya topladığında bir münadi şöyle seslenecek­tir: Her kim Allah için işlediği bir amelde herhangi birisini ortak koştu ise git­sin onun sevabını Allah’tan başkasının yanında alsın. Şüphesiz Yüce Allah or­taklar arasında ortaklığa en muhtaç olmayandır.”

Fakat Rasul insanlara şöyle der: Sizler Rabbani olunuz. Yani Allah’ın emirleri gereğince amel eden fukaha (dinde derin bilgi sahibi) ve alimler, Allah’a tam anlamıyla itaat eden itaatkârlar olunuz. Çünkü insanı amele yönel­ten doğru ilimdir. İlâhî kitabın öğrenilmesi, öğretilmesi ise ona itaat etmeyi ge­rektirir ve Rabbani olma niteliğine sahip kılar. Rasulün ise Allah’tan başka bir ilâh veya bir rab edinmeyi emretmesini yahut Allah’tan başkasına ibadet etme­yi emretmesini akıl kabul edemez. Allah tarafından gönderilmiş herhangi bir peygamber veya mukarreb bir melek de böyle bir çağrıda bulunamaz. Arap müşrikleri ise meleklere ibadet ederlerdi. Kur’an-ı Kerim bize şunu anlatmak­tadır: “Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur” dediler, Hristiyanlar da “Mesih Allah’ın oğludur* dediler…” (Tevbe, 9/30). Bütün bunlar ise yalnızca Allah’a iba­det etmeyi emreden peygamberlerin getirdikleri mesaja aykırıdır. Bu peygam­ber, siz İslâm’a girdikten sonra hiç size kâfir olmayı emreder mi? Bu, peygam­berler lehine Müslüman olduklarına dair bir şahitliktir. Yani böyle bir emri an­cak Allah’tan başkasına ibadete çağıran kimseler yapabilir. Allah’tan başkasına ibadete çağıran bir kimse ise küfür ve inkâra çağırmış olur. Peygamberler ise ancak imanı emrederler. Bu ise hiç bir ortak koşmaksızın yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmektir. Nitekim Yüce Allah başka ayet-i kerimelerde şöyle buyurmak­tadır: “Senden önce gönderdiğimiz her bir peygambere ancak “Benden başka ilâh yoktur, o halde yalnız bana ibadet edin” diye vahyederdik.” (Enbiya, 21/25); “Andolsun ki biz her ümmete, “Allah’a ibadet edin, tağuttan sakının” diye bir peygamber gönderdik.” (Nahl, 16/36); “Senden önce gönderdiğimiz pey­gamberlerimize sor, Rahman olandan başka ibadet edilecek tanrılar kılmış mı­yız?” (Zuhruf, 43/45). Melekler hakkında haber verirken de şöyle buyurmakta­dır: “Onlardan her kim “Ben ondan gayrı ilâhım” derse biz onu cehennemle ce­zalandırırız. Zalimleri biz böyle cezalandırırız.” (Enbiya, 21/29).

Advertisements