20

٢٠

اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِى اللّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنيرٍ

(20) e lem terav ennellahe sehhara leküm ma fis semavati ve ma fil erdi ve esbeğa aleyküm niamehu zahiratev ve batineh ve minen nasi mey yücadilü fillahi bi ğayri ilmiv ve la hüdev ve la kitâbim münir
görmediniz mi? Allah size musahhar kılmıştır göklerde ve yerde ne varsa size bollaştırıp tamamlamıştır zahiri, bâtıni nimetlerini bir takım insanlar Allah ile mücadele ederler ilme dayanmaksızın hidayete dayanmaksızın aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın

(20) Do ye not see that Allah has subjected to Your (use) all things in the heavens and on earth, and has made His bounties flow to you in exceeding measure, (both) seen and unseen? yet there are among men those who dispute about Allah, without knowledge and without guidance, And without a Book to enlighten them.

1. e : mı
2. lem terev : görmediniz
3. ennallâhe (enne allâhe) : muhakkak ki Allah
4. sehhare : musahhar kıldı, emrine amade kıldı
5. lekum : sizin için, size
6. : şey
7. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
8. ve mâ : ve şey
9. fî el ardı : arzda, yeryüzünde
10. ve esbega : ve tamamladı
11. aleykum : sizin üzerinize, size
12. niame-hu : ni’metlerini
13. zâhireten : zahir olan, açık, görünen
14. ve bâtıneten : ve bâtın olan, gizli, görünmeyen
15. ve min en nâsi : ve insanlardan
16. men : kim
17. yucâdilu : mücâdele eder
18. fîllâhi (fî allâhi) : Allah hakkında
19. bi gayri : olmadan, olmaksızın
20. ilmin : ilim, bilgi
21. ve lâ huden : ve hidayete erdirici olmadan
22. ve lâ kitâbin : ve bir kitap olmadan
23. munîrin : aydınlatıcı