114

١١٤

قَالَ عيسَىابْنُ مَرْيَمَ اللّهُمَّ رَبَّنَا اَنْزِلْ عَلَيْنَا مَاءِدَةً مِنَ السَّمَاءِ تَكُونُ لَنَا عيدًا لِاَوَّلِنَا وَاخِرِنَا وَايَةً مِنْكَ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِقينَ

(114) kale iysebnü meryeme llahümme rabbena enzil aleyna maidetem mines semai tekunü lena iydel li evvelina ve ahirina ve ayetem mink verzukna ve ente hayrir razikiyn

dedi Meryem oğlu İsa ey Allahım ey bizim Rabbimiz bize gökten bir sofra indir ki hem evvelimiz hem de sonumuz için bir bayram ve senin tarafından bir mucize olsun bizi rızıklandır sen rızık verenlerin en hayırlısısın

(114) Said Jesus the son of Mary: “O Allah our Lord! send us from heaven a table set (with viands), that there may be for us – for the first and the last of us- solemn festival and a Sign from Thee and provide for our sustenance, for Thou art the best Sustainer (of our needs).”

1. kâle : dedi
2. Îsâ ibnu meryeme : Meryem oğlu Îsâ (as.)
3. allâhumme : ey Allâh’ım (cc.)
4. rabbe-nâ : Rabb’imiz
5. enzil aleynâ : bize indir
6. mâideten : bir sofra
7. min es semâi : semâdan, gökten
8. tekûnu lenâ îden : bizim için bayram olsun
9. li evveli-nâ : bizim evvelimiz (bizden öncekiler) için
10. ve âhiri-nâ : bizim âhirimiz (bizden sonrakiler)
11. ve âyeten min-ke : ve senden bir ayet, bir delil, bir mucize
12. ve urzuk-nâ : ve bizi rızıklandır
13. ve ente : ve sen
14. hayru er râzikîne : rızık verenlerin en hayırlısı

قَالَ buyurmuştu kiاللَّهُ Allahإِنِّي muhakkak ki benمُنَزِّلُهَا onu indireceğimعَلَيْكُمْ sizeفَمَنْ her kim deيَكْفُرْ kâfir olursaبَعْدُ bundan sonraمِنْكُمْ sizdenفَإِنِّي أُعَذِّبُهُ onu azaplandıracağımعَذَابًا bir azaplaلَا أُعَذِّبُهُ azaplandırmayacağımأَحَدًا hiç birineمِنْ الْعَالَمِينَ alemlerden

Advertisements