30

٣٠

ذلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبيلِه وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدى

(30) zalike mebleğuhum minel ilm inne rabbeke huve a’lemu bimen dalle an sebilihi vehuve a’lemu bimeni hteda
İşte bu onların ilimden ulaşabildikleri (yerdir) şüphesiz senin Rabbin o, bilendir yolundan sapan kimseyi de ve o, bilendir hidayete eren kimseyi de

(30) That is as far as knowledge will reach them. Verily thy Lord knoweth best those who stray from His Path, and He knoweth best those who receive guidance.

1. zâlike : odur
2. mebleguhum : onların erişebildikleri
3. min el ilmi : ilimden
4. inne : muhakkak ki
5. rabbeke : senin Rabbin
6. huve : o
7. a’lemu : bilir
8. bi men : kimseyi
9. dalle : sapan (dalâlette kalan)
10. an sebîlihî : yolundan
11. ve huve : ve o
12. a’lemu : bilir
13. bi men : kimseyi de
14. ihtedâ : hidayete eren

ذَلِكَ işte budurمَبْلَغُهُمْonların ulaşabildikleriمِنْ الْعِلْمِilimden yanaإِنَّ şüphesizرَبَّكَ senin Rabbinهُوَ O’durأَعْلَمُ en iyi bilenبِمَنْ ضَلَّsapanıعَنْ سَبِيلِهِkendi yolundanوَهُوَ ve O’durأَعْلَمُ en iyi bilenبِمَنْ اهْتَدَىhidayet bulanı da


AÇIKLAMA

Allah müşriklerin melekleri dişilikle vasfedip onlara “Allah’ın kızları” demelerini reddederek şöyle buyurdu:

“Şüphesiz ahirete iman etmeyenler meleklere dişi adı takarlar.” Yani ahiretin, hesabın ve cezanın varlığını kabul etmeyen şu inkarcı müşrikler meleklerin dişi olduğunu ve bunların Allah’ın kızları olduğunu iddia edi­yorlar. Allah ise bunların dediklerinden tamamen münezzehtir.

“Halbuki onların buna dair bilgisi yoktur.” Yani onların bu söylediğini doğrulayacak ellerinde ne sahih bilgileri ne de bir delileri vardır. Onlar me­lekleri ne tanıyorlar, ne görmüşler, ne de onlara bunu güvenilir birisi haber vermiştir. Bilakis bunu tamamen bir cehalet, dalâlet, cüret, yalan, düzme­ce ve çirkin bir iftira olarak söylemektedirler.

“Onlar kuruntudan başkasına tâbi olmazlar. Kuruntu ise şüphesiz haktan hiçbir şeyi ifade etmez.” Yani onların tâbi olduğu şey vehimden veya aslı esası olmayan kuruntudan ibarettir. Kuruntunun böylesi hiçbir işe yaramaz, asla hakkın yerini tutmaz. Bir sahih hadiste Rasulullah’ın şöyle dediği variddir: “Zan (kuruntu ve vehim)den sakının, çünkü zan sözlerin en yalanıdır.”

“Onun için sen, bizim zikrimize sırt çeviren, dünya hayatından başkasını arzu etmeyenlerden yüz çevir.” Öyleyse ey peygamber, Kur’an-ı Kerim’den ve Allah’ın öğütlerinden yüz çeviren ve tek derdi dünya olan, ahiret hakkında düşünmeyi bırakanlardan yüz çevir. Yani onlarla mücadeleyi, durumlarını önemsemeyi bırak. Zira sen emrolunduğun şeyi tebliğ ettin. Zaten sana düşen ancak tebliğdir. “Dünya hayatından başkasını arzu etmeyen” sözü onların haşrı inkar ettiklerine işarettir. Nitekim onların “Hayat şu bizim dünya hayatımızdan başkası değildir” (En’am: 6/29) ve Cenab-ı Hakk’ın onlara, “Dünya hayatına razı mı oldunuz?” (Tevbe: 9/38) sözleri onların ahireti inkar ettiklerine delalet eder.

“Onların ilimden erebildikleri işte budur.” Yani dünya ve dünyayı kazanmak… İşte onların ilimde erişebildikleri en son nokta budur. Dine ve dini meselelere ilgi duymazlar. Ahmed b. Hanbel’in Hz. Aişe’den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Dünya (ahirette) yurdu olmayanın yurdudur, malı olmayanın malıdır, dünya için aklı olmayan toplar.” Me’sur dualardan birinde Rasulullah (s.a.v.) şöyle dua etmiştir: “Ey Allah’ım, dünyayı derdimizin en büyüğü, ilmimizin en sonu kılma.”

“Onlardan yüz çevir” emrinin sebebini veya illetini Cenab-ı Hak şöyle açıklamaktadır:

“Şüphesiz ki Rabbin yolundan sapan kimseleri çok iyi bilenin ta kendisidir. O, hidayet bulan kimseleri de pek iyi bilendir.” Yani ey Muhammed, sen bırak bunları, çünkü Allah o bütün varlıkları yaratandır, hak ve hidayet yolu olan yolundan sapanı da, hak dine doğru yol bulanı da bilendir. Her gruba veya herkese yaptığının karşılığını verecektir.

Bu ifadede, ulaşılması mümkün olmayan şeyleri elde etme yolunda Rasulullah’ın kendisini yormaması için ona bir teselli vardır. Ulaşılması mümkün olmayan o şey, ilmi yakini bırakıp zanna inanan, hakkı bırakıp batıla sarılan inatçıların imana gelmesidir. Rasulullah (s.a.)’ın güzel huylarından biri de onların iman etmesini çok arzu etmesi idi. Yine bu ifa­dede kâfirlere vaîd (ceza tehdidi) müminlere vaad (mükâfat teşviki) vardır