51

    RevelationCuzPageSurah
    84 21409Rum(30)

٥١

وَلَءِنْ اَرْسَلْنَا ريحًا فَرَاَوْهُ مُصْفَرًّا لَظَلُّوا مِنْ بَعْدِه يَكْفُرُونَ

(51) ve lein erselna rihan fe raevhü musferral lezallu mim ba’dihi yekfürun
Yemin olsun, biz bir rüzgar göndersek o nebatın sararmış olduğunu görseler onun arkasından küfranı nimet ederler

(51) And if We (but) send a Wind from which they see (their tilth) turn yellow, behold, they become, thereafter, ungrateful (Unbelievers)!

1. ve : ve
2. le : mutlaka
3. in : eğer
4. erselnâ : biz gönderdik
5. rîhan : rüzgâr
6. fe : böylece
7. raev-hu : onu gördü
8. musfarren : sararmış olan
9. le : mutlaka
10. zallû : olurlar, devam ederler
11. min : dan
12. ba’di-hi : ondan sonra
13. yekfurûne : inkâr ederler


AÇIKLAMA

Allah Tealâ bereketli yağmurun gelişini müjdelemek üzere rüzgârları göndermek suretiyle mahlûkata olan nimet ve lütfunu zikrederek şöyle bu­yurmaktadır:

“Size rahmetini tattırması, ilâhî emriyle gemileri yürütmesi, lütfundan rızık aramanız ve dolayısıyla şükretmeniz için rüzgârları müjdeleyiciler olarak göndermesi O’nun kudretinin delillerindendir.”

Allah Tealâ’nın birliği, kudreti, nimetlerinin delillerinden ve kainatta­ki ayetlerinden biri O’nun varlıktaki her şeye hakim ve hükümran olması­dır. Bu sebeple O hayrı, bereketi ve kurumuş topraklara can verecek, ekin­leri bitirecek, meyveleri çıkartacak yağmuru müjdeleyici olarak rüzgârları gönderir. Bu, insanlara indirdiği ve kullara ve beldelere canlılık verdiği yağmurla rahmetinin eserlerinden bir kısmını insanlara tattırmak için, rüzgârla denizlerde gemileri yürütmek için, kazanç ve geçim temini için beldeler ve ülkelerde seyahat etme ve ticaret yapma imkânı vermek için, Allah’ın sayılamayacak ve tesbit edilemeyecek kadar çok, açık ve gizli ni­metlerden ihsanda bulunduğu nimetlerine karşı Allah Tealâ’ya şükretmek içindir. Nitekim bir başka ayette şöyle buyurulmaktadır: “Allah’ın nimetle­rini saysanız da bitiremezsiniz.” (İbrahim, 14/34).

Cenab-ı Hak daha sonra kulu ve Rasulü Hz. Muhammed (s.a.)’e tesel­lide bulunarak şöyle buyurdu:

“Şüphesiz ki biz senden önce peygamberleri kendi kavimlerine gönder­dik. Peygamberler de kavimlerine apaçık mucizeler getirdiler (ama kavim­leri iman etmediler). Biz de suç işleyenleri cezalandırdık. Müminlere yar­dım etmek ise bizim üzerimize hak olmuştur.”

Ey Rasulüm! Kavminden pekçok kimseler seni yalanlasalar da sen ya­lanlanan ilk kimse değilsin. Senden önceki peygamberler ümmetlerine ge­tirdikleri ve kendilerinin Allah nezdinden gelen elçiler olduklarına delâlet eden açık delilleri ortaya koymalarına rağmen yine de yalanlanmışlardı. Kavminin seni yalanlaması gibi, onlar da kendi peygamberlerini yalanladı­lar. Bunun üzerine Allah peygamberleri yalanlayan ve onlara karşı çıkan­ları cezalandırdı. Allah’ı ve peygamberlerini tasdik eden müminleri koru­du. Bir şeye uygulanan hüküm aklî ve şer’î kıyasla benzerine de aynen uy­gulanır. Böylece kavminin içinden kâfir olanlarına verilecek ceza önceki kavimlerin cezası gibi olacaktır.

Özetle, Allah Tealâ Allah’ın birliği ve öldükten sonra diriliş esaslarını isbat ettikten sonra üçüncü temel esas olan peygamberlik esasını zikretti.

Cenab-ı Hak daha sonra müminlerin zaferle ve yardımla teyid edile­cekleri ve bunun Allah’ın müminlere bir ikram ve lütuf olarak yüce zatına vacip kıldığı bir hak olduğu şeklindeki umumî prensibi bildirdi. Bu aynen şu ayet gibidir: “Rabbiniz kendi nefsine, rahmette bulunmayı takdir etti.” (Enam, 6/54). Bu ayette kâfirlerin yenilgiye uğrayacakları tehdidi ve mü­minlerin zaferle müjdelenmesi vaadi ifade edilmektedir.

İbni Ebî Hatim, Taberanî, Tirmizî ve İbni Merdüveyh, Ebu’d-derdâ (r.a.)’den Peygamberimiz (s.a.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: “Din kardeşinin ırzını koruyan hiçbir müslüman yoktur ki kıyamet günü onu cehennem ateşinden korumak Allah’ın üzerine bir hak olmasın.” Efen­dimiz (s.a.) sonra şu ayeti okudu: “Müminlere yardım etmek bizim üzerimi­ze bir hak olmuştur.” (Rum, 30/47).

Allah Tealâ bundan sonra yağmurun döküldüğü bulutun yaratılış şek­lini beyan ederek şöyle buyurdu:

“Rüzgârları gönderip onlarla bulutları yürüten, gökte bulutları diledi­ği gibi yayan ve parça parça ayıran Allah’tır.” Yani rüzgârları hikmetine uygun olarak ve iradesinin gereği olarak istenilen yöne yürüten, rüzgârlar­la bulutları harekete geçiren ve sessizlikten sonra onları yürüten, gökyü­zünde yayan, toplayan ve yoğunlaştıran, azdan çok kılan, sonra da onları değişik hacimlerde parça parça kılan bazen hafif bulutlar, bazen de deniz tarafından rutubetle dolu, su zerrecikleriyle ağırlaşmış bulutlar kılan Allah’tır.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Rahmetinin önünde müj­deci olarak rüzgârları gönderen Allah’tır. Rüzgârlar yağmur yüklü bulutla­rı taşıdığında onu ölü bir memlekete gönderir, su indirir ve onunla her tür­lü ürünü yetiştiririz. Ölüleri de bunun gibi diriltip çıkarırız. Belki bundan ibret alırsınız.” (A’raf, 7/57).

“Derken bunların arasından yağmurun çıktığını görürsün. Artık onu kullarından dilediğine nasip ettiği zaman bundan memnun olurlar.” Yağmu­run veya damlaların bu bulutun ortasından çıktığını görürsün. Allah bu yağ­muru iradesiyle bazı kullarına ve bazı beldelere indirdiği zaman buna ihti­yaç duydukları için bunun kendilerine inmesine ve ulaşmasına sevinirler.

“Min hilâlihi: Bunun esnasında” kelimesindeki zamir görüldüğü gibi buluta râcidir. Zira söz konusu edilen odur.

“Halbuki onlar üzerlerine yağmur indirilmeden önce ümitsizliğe kapıl­mışlardı. ” Onlar bu yağmurun yağmasından önce, yağmurun indirilmesin­den ümitsiz iken Allah onların üzerlerine bu yağmuru indirir. Böylece yağ­masından neredeyse tamamen ümit kestikleri bu yağmurun ansızın yağ­ması sebebiyle sevinçleri gönüllerinde çok tesirli olmuştu. “Kablihi” keli­mesinin tekrarı tekid içindir.

Ayetin toplu manası şöyledir: Onlar bu yağmur yağmadan önce ona muhtaç idiler. Onlar yağmuru gözetliyorlardı. Yağmur gecikmişti. Yağmur­dan ümit kestikten sonra yağmur ansızın geldi. O kurak çorak arazileri her çeşit güzel bitkilerle yemyeşil oldu.

“Allah’ın rahmetinin eserlerine bir bak! O yeryüzüne ölümünden sonra nasıl canlılık veriyor?” Yani ey Rasulüm! Ey O’na tâbi olanlar! Allah’ın rah­metinin eserlerinden bir eser olan yağmura; incelemek, basiretle bakmak ve delil olarak kabul etmek için bakın. Yağmurun, Allah’ın geniş rahmeti­ne ve muazzam kudretine delâlet edecek şekilde bitki, ekin ve ağaçlara canlılık vermek için nasıl sebep olduğuna bak.

Allah Tealâ bununla öldükten, ayrıldıktan ve parçalandıktan sonra ce­setlere hayat verilmesine dikkat çekerek şöyle buyurdu: “O elbette ölüleri de böyle diriltecektir. O her şeye kadirdir.” Yani bunu yapan, ölüleri diriltmeye de muktedirdir. Ya da kuruduktan sonra yeryüzüne yeşillik ve bitki ile canlılık veren, ölüleri diriltmeye de kadirdir. Sadece Allah her şeye son­suz kudret sahibidir. Ne yerde, ne de gökte; ister ilk defa yaratma, isterse tekrar diriltme hususunda olsun hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz. Nitekim Cenab-ı Hak bir başka ayette şöyle buyurmaktadır: “Çürümüş kemikleri kim yaratacak? dedi. De ki: Onları ilk defa yaratan diriltecektir?” (Yasin, 36/78-79).

Allah Tealâ daha sonra kâfirlerin kötü durumunu, iyilik ve güzellikle­ri görmezlikten geldiklerini, aynı metod üzere sebatkâr olmadıklarını be­yan etmektedir. Dolayısıyla kâfirlerin iyilikle sevindiklerini, sonra da kötü­lüklerle karşılaştıklarında iyiliklerden ümitlerinin kesildiğini görürsünüz.

“‘Yemin olsun ki, eğer bir rüzgâr göndersek de bitkileri sararmış halde görseler mutlaka bunun ardından inkâra başlarlar.” Yani Allah’a yemin ol­sun ki, eğer biz bitki, ekin ve meyvalara zararlı, ya da zehirli, sıcak yahut soğuk bir rüzgâr göndersek de bu ekinlerin sararmış olduğunu, yeşillikten sonra bozulmaya meylettiğini görünce, bu sevinç ve sürürdan sonra Allah’ın kendilerine ihsan ettiği nimetleri inkâr etmeye, nankörlük yapmaya başlarlar.

Advertisements