33

٣٣

قَدْ نَعْلَمُ اِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذى يَقُولُونَ فَاِنَّهُمْ لَايُكَذِّبُونَكَ وَلكِنَّ الظَّالِمينَ بِايَاتِ اللّهِ يَجْحَدُونَ

(33) kad na’lemü innehu le yahzünükellezi yekulune fe innehüm la yükezzibuneke ve lakinnez zalimine bi ayatillahi yechadun

muhakkak biliyoruz onların sözleri seni mahzun ediyor fakat gerçekten onlar seni yalanlamıyordu lakin o zalimler Allah’ın ayetleri ile mücadele ediyorlardı

(33) We know indeed the grief which their words do cause thee: it is not thee they reject: it is the Signs of Allah, which the wicked contemn.

1. kad na’lemu : biliyorduk
2. inne-hu : mutlaka o
3. le yahzunu-ke : elbette seni üzüyor, mahzun ediyor
4. ellezî yekûlûne : onların söyledikleri
5. fe inne- hum : fakat, muhakkak ki onlar
6. lâ yukezzibûne-ke : seni yalanlamıyorlar
7. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
8. ez zâlimîne : zâlimler
9. bi âyâti allâhi : Allah’ın âyetleri ile
10. yechadûne : cihad ediyorlar

قَدْ muhakkakنَعْلَمُbiliyoruzإِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ seni mahzun ettiğiniالَّذِي يَقُولُونَ onların söylediklerininفَإِنَّهُمْ onlar elbetteلَا يُكَذِّبُونَكَ seni yalanlamıyorlarوَلَكِنَّ fakat gerçekten deالظَّالِمِينَ o zalimlerبِآيَاتِ ayetleriniاللَّهِ Allah’ınيَجْحَدُونَ yalanlıyorlar


SEBEB-İ NÜZUL

Zuhrî’den rivayetle Ebu Cehl kıssasında Muhammed ibn İshak şöyle anlatıyor: Bir gece Ebu Cehl, Ebu Süfyan Sahr ibn Harb ve el-Ahnes ibn Şerîk (Şurayk) birbirlerinin varlığından habersiz olarak Hz. Peygamber (sa)’in Kur’ân okumasını dinlemeye gelmişlerdi.O gece sabaha kadar Efendimiz (sa)’in Kur’ân okumasını dinlemiş, sabah olmaya başlayınca da dağılmışlar, ancak yolda birbirlerini görmüşlerdi.Her biri diğerine “Neden geldin?” diye sormuş, ve yine her biri niçin geldiğini söylemiş; geldikleri kureyşli gençler tarafından duyulur da onların Kur’ân dinlemeye gelmiş olmaları gençleri fitneye düşürür korkusuyla bir daha asla gelmiyeceklerine dair bir birlerine söz vermişler. Fakat o gün gece olunca nasıl olsa verdiği sözde durup diğer iki arkadaşı gelmez zannıyla her bireri tekrar Hz. Peygamber (sa)’in Kur’ân okumasını dinlemeye gelmiş. Sabah yaklaşıp da Kur’ân dinledikleri yerden ayrılırken yolda yine karşılaşıp birbirlerini kınamış ve artık bir daha gelmiyeceklerine dair birbirlerine söz vermişler. Ama üçüncü gece olunca tekrar dayanamamış üçü birden ayrı ayrı Hz. Peygamber (sa)’in Kur’ân okumasını dinlemeye gelmişler; sabah olunca karşılaştıklarında yine birbirlerine bir daha oraya dönmeyeceklerine dair söz vermişler.

Sabah olunca Ahnes ibn Şerîk asasını almış ve Ebu Süfyan’in evine gelmiş, ona: “Ey Ebu Hanzala, Muhammed’den duyduğun hakkında fikrini bana söyle.” demiş. Ebu Süfyan: “Ey Ebu Sa’lebe, Allah’a yemin olsun ben ondan bildiğim ve kendisiyle ne kastedildiğini de anladığım şeyler de işittim, ne manâsını ne de ne kastedildiğini anlamadığım şeyler de işittim.” demiş. Ahnes de: “Ben de senin yemin ettiğine yemin ederim ki aynı durumdayım.” demiş.

Sonra Ahnes, Ebu Süfyan’ın yanından çıkıp bu sefer Ebu Cehl’in evine gelmiş, yanına girmiş ve ona: “Ey Ebu’l-Hakem, Muhammed’den işittiklerin hakkında fikrin nedir?” diye sormuş. Ebu Cehl: “Ne mi işittim?” deyip şöyle devam etmiş: “Biz ve Abdimenâf oğulları şerefte yarıştık; yedirdiler, yedirdik, taşıdılar taşıdık, verdiler verdik. Ama tam dizleri üzeri çökmüş yarış atları gibi başabaş gelmiştik ki “Bizden kendisine gökten vahy gelen bir peygamber var.” deyiverdiler. Biz bunda onlara ne zaman ve nasıl yetişeceğiz? Allah’a yemin ederim ki asla ona iman etmiyeceğiz ve asla onu tasdik etmiyeceğiz.” Bunu duyan Ahnes kalkıp ondan ayrılmış.

İbn İshak’ın anlattığı bu kıssada bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi olduğu tasrih edilmemekle birlikte bu kıssanın bir parçası olduğu anlaşılan diğer bazı rivayetlerde nüzul kaydı bulunmaktadır.

Meselâ bunlardan birisinde Suddî anlatıyor: Bir gün el-Ahnes ibn Şureyk ve Ebu Cehl ibn Hişam karşılaşmışlardı. Ahnes, Ebu Cehl’e: “Ey Ebu’l-Hakem, burada senin söyleyeceklerini benden başka duyacak kimse yok, söyler misin Muhammed doğru sözlü mü, yalancı mı” diye sordu. Ebu Cehl: “Vallahi Muhammed doğru sözlüdür. Muhammed asla yalan söylememiştir. Fakat San­cağı, hacılara su vermeyi (Sikaye), Ka’be’nin perdedarlığını (Sedâne), Nedve’yi ve peygamberliği Kusayy oğulları alıp giderse Kureyş’in diğer boylarına ne kalacak (Hiçbir şey kalmıyacak)!.” dedi de bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.

Bu Ahnes ibn Şureyk’in Bedr Gazvesi sırasında Zühre oğullarına söylediği sözler hakkında bu âyet-i kerimenin nazil olduğu da rivayet edilmektedir. Buna göre Ahnes: “Ey zühre oğulları, Muhammed sizin kız kardeşinizin oğludur. Onu insanlardan gelebilecek eziyetlerden korumaya insanların en lâyığı sizlersiniz. Eğer o bir peygamber ise bugün onunla savaşmamış olursunuz. Ama eğer ya­lancı ise siz yine de kız kardeşinizin oğlundan diğer insanların eziyetlerini en­gellemeye elbette en lâyık olan kimselersiniz. Onun için burada durun ve savaşa katılmayın. Bırakın Ebu’l-Hakem ile karşılaşıp savaşsınlar. Eğer Muhammed yenilirse salimen yurdunuza dönersiniz. Yok eğer Muhammed galip gelirse za­ten mağlup ve güçsüz kalan kavminiz size bir şey yapamaz.” demiş ve asıl adı Übeyy iken o gün Ahnes olarak isimlendirilmiş.

Ebu Meysere der ki: Allah’ın Rasûlü (sa) bir gün Ebu Cehl ve arkadaşları­nın yanına uğramıştı. “Ey Muhammed, Allah’a yemin olsun ki biz seni yalan­lamıyoruz; biz, senin getirmiş olduğunu yalanlıyoruz.” dediler de bu âyet-i ke­rime nazil oldu.  Naciye ibn Ka’b’den rivayette ise Hz. Peygam­ber (sa)’e bu sözü söyleyen sadece Ebu Cehl’dir.

Ebu Yezîd el-Medenî’den rivayete göre ise bir gün Hz. Peygamber (sa) so­kakta Ebu Cehl’e rastladığında Ebu Cehl, Hz. Peygamber (sa) ile musafaha et­miş. Yanındakiler onu kınayarak: “Şu dinden çıkmış sâbiî ile bir de musafaha mı ediyorsun?” demişler de Ebu Cehl: “Allah’a yemin olsun, ben onun bir pey­gamber olduğunu kesin olarak biliyorum ama biz, ne zaman Abdimenâf oğulla­rına tâbi olduk ki şimdi olalım!” demiş ve bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiş.  Ancak Hz. Peygamber (sa)’in, ölünceye kadar en şedid düşmanı olarak kalmış olan Ebu Cehl bunu içinden geçirmiş olsa bile ondan böyle bir itirafın suduru son derece uzaktır.

Mukatil de der ki: Bu âyet-i kerime Kureyş’ten el-Hâris ibn Amir ibn Nevfel  hakkında nazil  oldu.   Açık  ve  başkalarının  olduğu  yerlerde  Hz, Peygamber (sa)’i yalanlar; ailesiyle başbaşa kaldığında ise: “Muhammed asla yalancılardan olamaz. Ben onun doğru sözlü, söylediklerinin de doğru olduğunu sanıyorum.” dermiş. İşte Allah Tealâ bunun üzerine bu âyet-i kerimeyi indirmiştir.  Ebu Salih kanalıyla İbn Abbâs’tan gelen rivayette ise bu el-Hâris ibn Amir’in Hz. Peygamber (sa)’e: “Ey Muhammed, bugüne kadar sen bize hiç yalan söylemedin ki biz seni yalancılıkla itham edelim. Fakat biz seni tasdik ettiğimiz takdirde yerimizden yurdumuzdan oluruz.” demiş de âyet bunun üzerine nazil olmuş.

Advertisements